İçimden oturup % 10 barajı üstüne yazmayı geçiriyordum. Kürtlere yaranmak için. Olur a, bir gün devlet kurarlarsa, onlardan gelecek bir fahri vatandaşlık beratını güvence altına almak fena mı olurdu?
Bu balta değen her karışından toplu mezarlar çıkan, bir karışını vermemek için kurdunu kuşunu, köyünü ormanını yaktığımız memleketin hayati meselesinin, tam da şu yoksul seçim arifesinde, kimsenin artık pek tartışmaya değer bulmadığı %10 barajı olduğuna kalıbımı basabilirdim, daha birkaç gün öncesine kadar.
Oysa muhalif bir yazar tutuklandı. Benim de aslında onun fikirlerini paylaşmadığım halde göğsümü siper edip basın özgürlüğünden, demokrat olmanın erdemlerinden söz etmem icap ediyor.
Çünkü ben, kısaltılıp basitleştirilmiş bir cep Voltaire’i olarak onun sözünü dolaşıma sokabilmesi için hayatımı fedaya hazır olduğumu haykırmalıyım.
Çünkü artık tartışılmaz bir hakikat ki Soner Yalçın muhalif bir yazardır.
Muhalif olmak, aslanlar gibi çıkıp insanların soy kütükleri üstüne olmadık buluşlarla araştır araştır kitaplar yazmak, kim bilir hangi katillere hedef almaları gereken insanların listelerini sunmak, Bedrettin Dalan ve Ertuğrul Özkök ve Kılıçdaroğlu’nu arkasına alıp gözü dönmüş bir halde ırkının, milletinin neması için saf tutmaktır.
Bu küçük nefret yumağı tutuklanırken Uğur Mumcu’dan, Abdi İpekçi’den el aldığını, mücadelesinden yılmayacağını haykırmış. Tüyleri diken olmuş milli kirpiler kıyameti koparıyor. “Sıra kime gelecek?”
Şimdi ben, muhalif kahraman küçük adamın hedef gösterdiklerinden biri olarak en büyük parsayı, aslında onun düşmanı olduğum halde hakkını savunan yazar müsameresiyle toplayabilirim.
Hatta bir fırsatını bulup sırtını sıvazlayabilseydim, nemli gözlerle memlekete uzaktan bakıp birlikte iç geçirebilseydik.
Bu toplumun en büyük ihtiyacının utanç duygusu olduğunu daha önce de yazmışlığım var. Ben zaten hemen her şeyi ısrarla tekrar eden, döne dolana aynı herzeleri yazan, kahraman basın mücahidinin aksine Yalçın Küçük ama mide bulandırırın ne mal olduğunu iyi bilip uzak duran bir yazar parçasıyım.
Kahramanın zamanında beni suçüstü yakaladığına inanarak işaret etmiş olduğu paralara hiçbir zaman sahip olmadığım gibi demir kapılı villalarda oturmuyorum. Türklük şuuruna hiçbir zaman sahip olamadım.
Lafı dağıtmayayım; insan utanır demek istiyorum. Bir kez daha.
....
Sıra zaten hep bizdeydi. Yalçın ve gibilerinin gayretleriyle.
Riyakârlığı bir kenara bırakın.
Faşist bir işadamının muhalif bir basın emekçisi olarak portresini yutturamayacaksınız.
Onun kahramanlığının tescilini de potansiyel kurbanlarından beklemeyin bari.
Yazının tamamını okumak için tıklayınız...