Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Gündem Medya İtaatkâr eşler kulübü

        ORTA ve Uzakdoğu, Asya ve kimi Afrika ülkeleri, "tam bağımsız ama uluslararası baskılara maruz kalan, geri ve kalkınmamış bir ülke" olmak ile "global pazar ekonomisine biat ederek tam bağımsızlıktan vazgeçmiş, görece refah sahibi tüketim toplumu" olmak şeklinde tezahür eden iki seçenekli bir düzene göre şekilleniyor epeydir. Seçenek dediysek, lafın gelişi. Misal, İran ilk şıkta direndiği için sürekli baskı altında. Suriye yönetimi de gidici. Muhalif halk kitleleri, haklı özgürlük talepleri için canlarını dişlerine takarlarken bilerek/bilmeyerek ikinci şıkkı tercih etmiş oluyorlar. Global pazar ekonomisi demek, başını ABD'nin çektiği uluslararası finans "imparatorluğu" ile uzlaşmak demek. İmparatorluğun aktörleri anti ABD'ci direnci kırmak için yerel Müslüman ve tercihen Sünni unsurlarla bir masadan kalkıp diğerine oturma yolundalar.

        Sonuç, diktatörlüklere kıyasla daha özgür bir toplumsal yaşam, yerel oligarşilere meydan okumayı mümkün kılan özgürlükler, üretim ve çalışma ilişkilerinin emek bazlı değil, sermaye ve finans kapitalizminin dayatmalarına göre belirlenmesi; ülkelerin büyük bir şirketin şubeleri haline gelmesi oluyor/olacak. Daha konforlu, daha sağlıklı; hizmete erişimin kolaylaştığı bu yaşamın bedeli, iplerin global aktörlerin elinde olması.

        En küçük siyasi anlaşmazlıkta bir ekonomik operasyonla dünyanın en fakir ülkesi haline getirilebileceğini bilmek. Artıları çok ama riskleri büyük bir mekanizma. Bu türden konvansiyonların sonucunda dine de bir haller olmakta. İslam, "piyasa İslam"ına dönüşmekte; neoliberalizm İslam suretiyle halkların gönlünü almakta.

        CİHAT ETME NE OLUR, MUTAASSIP KALSAN DA OLUR

        Bölge ülkelerinde ve başta Türkiye'de de olduğu gibi, ekonomik olarak kapitalist, kültürel olarak Müslüman/liberal, muhafazakâr tüketim toplumları oluşmakta. Global ekonomiye eklemlenerek, hem tam bağımsızlıktan hem de İslamcı düşüncenin toplum projesinden vazgeçen dindarlar/İslamcılar, adil bir sistem kurma iddiasını da "hayırseverlik" pratiklerine tahvil ediyorlar. Batı mahreçli global sistem de, "kadın meselesi", "inançların kamusal alanda daha rahat ifade edilebilmesi", "cemaatlerin statüsü" gibi konularda taviz veriyor. Yeni kombinasyona göre, din artık laiklerin istediği gibi dört duvar arasına sıkışmıyor ama geleneksel İslam'ın ve İslamcılık düşüncesinin getirdiği "dönüştürücü, sosyal adaleti ve eşitliği sağlayana kadar mücadeleyi salık veren" misyonundan kopuyor.

        Ekonomik planda alabildiğine modernist, kapitalist bir diskur benimsenirken, aile ve kadın hakları noktasında işler "eskisi gibi" yürüyecek; misal, kadın aile ve anne rolü ile tanımlanacak. Erkekler sisteme itaat edecek, kadınlar da eşlerine. Dolayısıyla "seçimini çoktan yapmış" bir Endonezya'da, "İtaatkâr Eşler Kulübü" adında bir kulüp açılması ne şaka, ne de tesadüf. Yanlış duymadınız, geçtiğimiz günlerde El Cezire'de yayınlanan Syarina Hasibuan imzalı bir habere göre, Endonezya'nın başkenti Jakarta'da "İtaatkâr Eşler Kulübü" adlı bir sosyal kulüp açıldı. Kulübün sahibi "Global İhvan" adında bir şirket, ismindeki "global" ibaresi de, şirketin aynı kulübü "Malezya" ve "Ürdün"de de kurmuş olduğu bilgisi de, pek manidar.

        Kulübün bir tek amacı var: Kadınların hayatın her alanında kocalarına itaat etmelerini sağlamak. Tam bu noktada, global sisteme eklemlenme konusundaki tercihi apaçık ortada olan Türkiye'ye bakmakta fayda var. Günde en az beş kadının öldürüldüğü Türkiye'de, kadın-erkek eşitsizliğini giderecek tek mekanizma olan kadın ve aileden sorumlu devlet bakanlığının kaldırılacak olması son derece üzücüdür. Ancak aynı iktidarın programında "Kadın girişimcilere vergi kolaylığı, işe giren kadınların sigorta primlerinin üç yıl boyunca devlet tarafından karşılanması" ve "Çocuklu yalnız annelere stüdyo daireler" gibi kadınlara özel, kadınların statüsünü yükselten, ıstıraplarını gideren maddeler olması ise gayet sevindirici.

        Şimdi yeniden başa dönelim. Türkiye, o global eve, metafor yerindeyse, "itaatkâr eşler kulübüne" katılmanın kaçınılmazlığını görmüş bir iktidar tarafından yönetiliyor. Bu noktadan sonra temenni edebileceğimiz tek şey, hiç değilse "başına buyruk" bir eş olması, sağ gösterip sol vurması olabilir.

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ