Müzik sektörünün yıllık zararı yaklaşık 300 milyon dolar
Telif hakları konusunda yıllık 300 milyon dolarlık kayıp yaşayan müzik sektörünün bir diğer önemli sorunu da son zamanlarda sık sık gündeme gelen, hatta CİMER'e de şikâyet konusu olan kötü şarkı üretimi. Yapımcı Deniz Erdem ile Cengiz Erdem, Habertürk'e verdikleri röportajda bu konuda çarpıcı açıklamalarda bulundu. Üzerinde durdukları konulardan biri de, şarkılar için beğeni sayısı satın alınarak sahtekârlık yapıldığı oldu
ABONE OLMüzik sektörünün en önemli sorunlarından biri, hiç şüphesiz telif hakları.
Son yıllarda bu önemli sorun hakkında önemli ilerlemeler sağlandı. Onlardan biri de geçtiğimiz günlerde, Kültür ve Turizm Bakanlığı nezdinde bir araya gelen müzik meslek birlikleriyle, gastronomi meslek birliklerinin telif hakları konusunda, tarihi olma niteliğindeki anlaşmayı imzalamaları oldu.
Bir diğer büyük sorun ise son yıllarda yaşanan üretim sorunu.
Daha doğrusu kaliteli şarkı üretiminde yaşanan sorun.
Cengiz Erdem
Avrupa Müzik'in sahipleri Cengiz Erdem ile Deniz Erdem'e göre; kötü şarkıların ortaya çıkmasının nedeni, iyi şarkı üretiminde azalmaya yaşanması.
Şöyle; iyi şarkı üretimi azalınca, oluşan boşluğu doldurma adına kötü şarkıların yayınlanma oranı artıyor.
Öyle ki CİMER'e (Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi) şikâyet edilen şarkılar bile oldu.
Peki, iyi şarkı üretimi neden azalıyor?
Deniz Erdem
Avrupa Müzik'in ortakları; Cengiz Erdem ile Deniz Erdem, yaptığımız röportajda; iyi şarkı üretiminin neden azaldığını etraflıca anlattı. Erdem kardeşler, bununla birlikte müzik sektörünün temel sorunlarından söz etti.
Röportaj sırasında dikkatimi en çok çeken konulardan biri de, telif hakları konusunda sektörün, yılda yaklaşık 300 milyon dolar kaybettiğini öğrenmek oldu.
Söz yazarından, besteciye; yorumcudan, yapımcıya kadar onbinlerce kişi güncel kurla yılda; 11 milyar 400 milyon liradan mahrum oluyor.
Bu büyük sorunun çözümü, Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın öncelikli çalışmaları arasında bulunuyor.
Yukarıda da sözünü ettiğim 'Tarihi imza', bu sorunun çözümü adına atılan çalışmalardan biri...
Şaşırdığım bir diğer bilgi de şarkıların dinlenme sayılarında sahtekârlık olabileceği. Soyal medyada takipçi ve beğeni sayısı alınabildiği gibi dinlenme sayısı da satın alınabiliyormuş.
Müzik sektörü, kaset / CD döneminde çok iyi zamanlarındaydı. Sonra 2000’li yılların başlarında ve 2010’lu yıllarda düşüşe geçti. Çünkü Türk müziği gelişen teknolojiye ayak uyduramadı. Bunun en büyük nedeni de kanunlar. Türkiye’deki kanun maalesef çok eski bir kanun, gelişen teknolojiye revize edilmiş bir kanun değil. Bu kanun da oturmadığı için Türk müziği dijital sektöre sancılı bir şekilde girdi. Özellikle 2005 ila 2015 arasında yaşadığımız durgunluk bugün artık yukarıya doğru bir ivme kazandı. Şu an sektör iyi gidiyor. Meslek birlikleri lisanslamaları doğru yaptığı gibi dijital dünyada da plak şirketleri güzel kazançlar elde etmeye başladı. Ve artık Türk müziği dünyada da itibar görüyor. Çünkü yapılan şarkıların % 60’ı yurt dışında dinleniyor. Bir eseri dinleyen kişi sayısı, kaset ve CD zamanında % 5’ti ve yurt dışı dinlenmeleri özellikle Almanya’dan geliyordu. Bugün dünyanın çeşitli ülkelerinden milyarlarca dinlemeler geliyor. Bu da Türk müziğinin Türkiye’deki oranına göre; % 60’larına geldi. % 60 dünyada dinleniyor, % 40 Türkiye’de dinleniyor. Bu kadar büyük bir pazar payına sahip oldu.
Tabii... Kesinlikle dijitalleşmenin etkisi ama bu kazanca çok fazla dönüşemiyor. Dinlemeler çok artıyor ama kazanca dönüşmesi için bekleyen kanunlar var, onlar hâlâ meclisten geçmedi. Meslek birlikleri, eser sahipleri ve plak şirketleri olarak da oturup bir şekilde Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın birlikteliğinde bir kanun çalışmasını dört dörtlük yapamadık. Şu an yapılıyor ve iyi de gidiyor ama bu dört dörtlük değil. Bakanımız ve telif hakları genel müdürümüz sağ olsunlar inanılmaz çaba sarf ediyor. Bunun bir an önce bitmesi için çok çabalıyorlar. Çünkü bu eksikle dünyadaki bir iki ülkeden bir tanesiyiz. Zaten onun dışında dijital dünya çok iyi gidiyor. Bir de bu kanunlardan dolayı şarkılarımızın en önemli problemi bize ait olan eserlerin yabancı ülkelerdeki kişiler tarafından hak sahibi olunması ve şarkıların gelirlerinin onlara gidiyor olması. Burada kanunlar tam oturmadığı için yurt dışındaki bazı kendini uyanık zanneden insanlar tarafından aslında bizim ürettiğimiz şarkılar, kendi üzerlerine kaydedilmiş durumda o yüzden kanuna çok ihtiyaç var.
Onun geliri buraya geliyor. Hem eser sahibine hem Göksel’e hem de plak şirketine geliyor. 1987'de Türkiye Cumhuriyeti’nde kayıt tescil belgesi dediğimiz şey çıktı. "Bundan sonra çıkan albümler, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın kayıtlarında kayıt tescil belgesi ile yer alacak" dediler. O günden sonra başladı ve devam etti ama sanki Türkiye Cumhuriyeti 1987’de kurulmuş gibi bir durumla karşı karşıya kaldık.
Onların gelirlerini plak şirketleri olarak almaya devam ediyoruz ama bazen hukuksal problemler yaşıyoruz. Devlet, bununla ilgili herhangi bir kanun çıkarmadığı için bazen yurt dışından birisi, “Bu şarkı benim” deyip sanatçıların eserlerini kaydedebiliyor. Biz onlarla mücadele edebilmek için “Hayır, bu eser sana ait değil. Türkiye’deki şu plak şirketine ait” diyoruz. Bununla ilgili belge gönderdiğiniz zaman onlar da “Kültür ve Turizm Bakanlığı’nda böyle bir kayıt yok” diyorlar. Çünkü Kültür ve Turizm Bakanlığı, 1987'den sonra bu kaydı vermeye başlamış. Öncesindeki dönemle ilgili bir çalışma yapılmamış.
Çok büyük bir sorun. Ben sorunu, Sayın Cumhurbaşkanımıza söyledim. “İlgileneceğiz” dedi.
Olabilir tabii... Böyle çok örnek var. "Bu eser benim" deyip kaydediyorlar.
Cemal Sâfi'nin sözlerini yazdığı 'Hangi Rüzgâr Attı Seni'yi Suphi İdrisoğlu besteledi.
İtiraz oluyor, zaten mesele de burada. "Bu şarkı bize ait" diyerek itiraz ediyoruz. İtiraz olarak ne göndermemiz lâzım? Elimizdeki sözleşmeleri ya da Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın verdiği eser işletme belgesini göndermemiz lâzım. Türk müziği, plak şirketleri ve eser sahipleri 1987'den beri Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı olduğu için bakanlığa resmi evrakını göndermemiz lâzım ama 1987 öncesi herhangi bir çalışma yapmadığı için biz göndermek istediğimiz evrakları tam olarak gönderemiyoruz çünkü kanun bizi korumuyor. Korumadığı zaman bu sefer yurt dışında o kişiyle ilgili dava açmak zorunda kalıyorsun. Dava masrafları yüksek. Bazen YouTube’daki yazışmalarla ve YouTube’un bizim gönderdiğimiz evrakları kabul etmesiyle, inanmasıyla veya yeterli olarak görmesiyle kapatabiliyoruz ama bitmiyor.
Tabii... Kültür hazinemiz olan eserler şu anda yurt dışında başkaları üzerine kaydedilmiş durumdalar. Bunu genellikle bireysel olarak yapıyorlar. Bireysel yapıp bir şirket üzerinden dağıtıyorlar. Özellikle Rusya, Polonya, Macaristan ve Sırbistan’da çok fazla var. Bunlar gidiyor, bunları yapıyor. Sonra sen, o şarkıyla ilgili 7 - 8 ay mücadele veriyorsun. O 7 - 8 ay boyunca bunun geliri onlara gidiyor. 7 - 8 ay sonra eğer kazanırsan kaldığın yerden devam ediyorsun. Bizim Avrupa Müzik’te üç avukat var, bir de yurt dışında avukatımız var. Sürekli bunlarla mücadele ediyoruz ama zorlanıyoruz. Mücadele edemeyen çok şirket var.
Türk müziğinin kaybı yıllık 300 milyon dolardan fazla. Bu sadece eserlerle ilgili değil, şu andaki sistem, dijital kanunu doğru düzgün uygulayamadığı için yabancı sermaye de gelmiyor. Yabancı sermaye, Türkiye’de yatırım yapmıyor. Bu eserleri koruyan bir kanun olmadığı için buraya sermaye yatırmak istemiyorlar.