Yaşam tarzlarının farklılığı zenginlik mi?
Nuri Bilge Ceylan'ın "İnsanların birbirine benzediği mahalleleri sevmiyorum" sözleri tartışma yarattı
Sultan UÇAR / HABER MERKEZİ
Cannes Film Festivali'nde Altın Palmiye kazanan, 'Kış Uykusu' filmi Fransa'da gösterime girdi. Fransız Liberation Gazetesi, yaptığı röportajda, Kış Uykusu'nun yönetmeni Nuri Bilge Ceylan'a, Piyanist Fazıl Say'ın bir sözünü hatırlatınca ilginç bir tartışmanın da fitili ateşlendi. Fazıl Say'ın, "Nüfusun bir kısmı Suudiler, diğerinin ise İtalyanlar gibi yaşadığı bir ülkede uzlaşmacı olmak zor" sözlerine katılıp katılmadığı sorusunu Ceylan, "Türkiye'de farklı kesimlerin bir arada yaşamasından memnunum. Türkiye karmaşık bir ülke. Farklı yaşam biçimlerine sahip. Bu benim çok sevdiğim bir karışım yaratıyor. Bu sahip olduğumuz bir zenginlik. Herkesin tekdüze yaşam sürdüğü bir ülkede yaşamazdım.İstanbul'da insanların birbirine benzediği mahalleleri sevmiyorum" diye cevapladı. Peki ama yaşam tarzlarının farklılığı zenginlik mi? Sanat, siyaset ve bilim çevrelerinin konuyla ilgili görüşleri şöyle;
"Kozmopolitliğini kaybeden istanbul manevi fakirlik yaşıyor"
Gazeteci/Yazar Etyen Mahçupyan
Nuri Bilge Ceylan'ın sözleri çok anlamlı ve açıkcası kendime çok yakın buldum. Bir taraf Suudi bir taraf İtalyan benzetmesi bizim zihnimizde olan birşey. İnsanlar Türkiye'nin son 10 yılda ne kadar farklı bir değişim geçirdiğinin farkında değiller. O kadar tek yönlü bakıyorlar ki birilerine Suudi, birilerine İtalyan diye tanımlama yapabiliyorlar. Türkiye, çok daha karmaşık bir yerdir. İstanbul'a da kozmopolitlik yakışır. Şu anda İstanbul, büyük bir manevi fakirlik yaşıyor. Çünkü kozmopolitliğini kaybetti. Cumhuriyetle birlikte daraldı. Bütün o kültürel iç zenginlik ciddi anlamda daraldı. Ülkede, kamusal adam gaspı yaşandı ve İstanbul da bundan nasibini aldı. Ben farklılıkların çok daha fazla olmasını zenginlik olarak görüyorum.
'Çarşamba ve Nişantaşı gibi mahalleler her toplumda var'
Dinlerarası Diyalog Platformu eski Başkanı Prof. Dr. Niyazi Öktem
Nuri Bilge Ceylan'a katılıyorum. Özellikle Anadolu kültür ve insanına, coğrafyasına baktınızda bu toprakların bir ırksal ve kültürel alaşım olduğunu görürsünüz. Burada ağırlıklı olarak Anadolu kultürü Ermeni ve Rum kültür kökeni, Asya'dan gelenlerle kaynaşmış bir harmandır. Orta Asya'dan Anadolu'ya 11. yüzyıl sonrası göçle gelenlerin sayısı 500-600 bin kişiyi aşmaz iken, Anadolu'da en az farklı ırk ve kültürlerden en az 6-7 milyon insan vardı. Bugünkü Anadolu Türkünde ağırlıklı olarak Ermeni ve Rum kanı vardır. Mimariye baktığımızda; Doğu Anadolu'da Ermeni, Batı Anadolu'da ise Rum mimarisi görürsünüz. Ayasofya buna ilk büyük örnektir. Osmanlı, Müslüman olmuş Bizanstır. İçiçe bu kadar geçmiş kültürlerde Suudi etkisi hikayedir. Biz halk olarak ideolojik boyutlarda kapışırız ama göreceli olarak asırlar boyunca farklılıklar birbirini saygı ve sevgi göstermiştir. İstanbul'da insanların birbirine benzediği Fatih-Çarşamba ya da Nişantaşı gibi mahalleler olabilir. Her toplulukta böyleleri var ve istisnadır. Toplumun genelini yansıtmaz.
"Doğal yapı bozulmadan çeşitlilik zenginliktir"
TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı ve Ak Parti İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu:
Türkiye'de zaman zaman kültür farklılığından kaynaklı gerilimler yaşanmış. Eskiden, 'Filan mahallede, filan gruplar var. Oraya fazla yaklaşmayın' denilirdi. Ceylan'ın yaklaşımı doğru. Fazıl Say Türkiye'nin konumunu iyi göremiyor. Anadolu, medeniyetlere ev sahipliği yapmış. Ben Kayseriliyim. Sadece Kayseri tarihinin dahi başı sonu yok. Bu çeşitlilik, zenginliktir. Toprak büyüklüğü 25 kat küçülse de bu topraklar halen bu çeşitliliğin ev sahibir. Çok sayıda etnik, dini grubu birarada başka ülke bulmak çok zor. Zaman zaman etnik, dini, kültürel farklılıklar kaşınsa da çatışmalar çıksa da artık bu gittikçe azaldı. Aslında gerilim de buradan kaynaklanmıyor. Bulunduğu yerde herkesin hakkını gözeten bir yapı olmalı. Mevcut hal olduğu gibi korunmalı, dokulara dokunulmamalıdır. Mesela Ortadoğu'daki kavga, doğal dokunun bozulmasından kaynaklanıyor.
Türkiye'de birbirinden kopuk gettolaşma olduğuna inanmıyorum:
Kürt Yazar ve Siyasetçi/BDP Diyarbakır Milletvekili Altan Tan:
Toplumun farklı kültür kümelerinden oluşması bir zenginliktir. Ama bunların birbiriyle çatışmaması, gettolaşmaması ve ayrışmaması lazım. Çünkü bizim toplulumumuz tarihsel süreç içerisinde çok kültürlü bir toplumdur. Bu ne demektir? Bizde Müslümanlar, Hrıstiyanlar ve Yahudiler var. Hrıstiyanların içinde Ermeniler, Rumlar, Süryaniler var. Müslümanların içinde Türkler, Kürtler, Süryaniler var. Dolayısıyla etnik,dini, mezhebi olarak bu farklılıkları çatıştırmadan bir uzlaşı içinde tutabilmek önemlidir. Türkiye'de birbirinden bu kadar çok kopuk gettolaşma olduğuna da inanmıyorum. Hala toplumsal barış devam ediyor. Halkın içinde çok ciddi bir çatışma yok. Bunu siyasiler yapıyor. Bunu da engellemek aklı başında insanlara düşüyor. Başkalarının hayat tarzına saygı duyduktan sonra herkes istediği gibi yaşamalıdır.
'Tek tip insan modeli yaratılmak isteniyor'
Yönetmen Mustafa Altıoklar:
Tek tip yerine farklı insanlarla birarada yaşamak zenginliktir. Ancak Fazıl Say da farklı birşey söylememiştir. Fazıl Say, o cehalet düzeyiyle ilgili bir karşılaştırma yapmıştır. Aslında Fazıl Say, farklılıklara kapalı olanlar ile açık olanların birlikte yaşamlarından sözediyor. Farklılıklara kapalı toplumlarda, yaşamın zorluklarını anlatıyor. Herkesin aynı tarz yaşam biçimlerine sokulmasına itiraz ediyor. Aslında Nuri Bilge'nin de Fazıl'ın da tektipleştirilmeye itirazı var. Ben de tek tipleşmeye, aynı biçimde yaşama sistemine karşıyım. Siyasal iktidarın, kaç çocuk doğrucağımızdan, ne içeceğimize kadar farklı alanlarda müdahalelerde bulunması farklıkları ortadan kaldırır. Tek bir inanç sisteminin doğru olduğunun düşünüldüğü tek tip bir insan modeli yaratılmak isteniyor. Oysa tam tersi zenginliktir. Ben de farklılıkların çok daha fazla olduğu yerlerde, yaşamayı tercih ederim. İstanbul, tarih boyu kozmopolit bir yapıda.İ stanbul daha da kozmopolit olmalı, çeşitlenmeli ve böylece daha da zenginleşmeli.
'Her insan parmak izi gibi farklı, özgün ve değerlidir'
Sanatçı Suavi:
Fazıl Say'ın yaklaşımını, incitilmişliğini anlayarak ve hoşgörüyle karşılıyorum.Anadolu toprakları farklı inançtan, farklı dil-din ve kültürden binlerce yıldır medeniyetlere ev sahipliği yapmıştır. Kuşkusuz, çelişkiler ve farklılıkların yarattığı farklar olacaktır. İktidarlar ya da devlet denen aygıt; barıştan, eşitlikten, adaletten yana bir hedef gözetmiş olsaydı; demokrasiye çok daha yatkın bir memleket yaratmak mümkün olabilirdi. Ancak bu farklılıklar her zaman ayrıştırmaya, asimile etmeye, yok sayılmaya malzeme olmuştur. Sistematik olarak yaratılan bu kaostan belli kesimler çıkar sağlar hale geldi. Tektipleştirmeye yönelik bir yönetim anlayışı var. Buna karşıyım ve farklılıkların çok önemli ve de kabul edilebilir olması gerektiğini düşünüyorum. Bir farklılığın tasfiyesi, küçümsenmesi, yok sayılması faşizan bir yaklaşımdır. Filozof diyor ki; 'Bana benden başka birşey söyle ki, iki kişi olduğumu anlayayım'. Çoğalmanın karşılığı farklı olmaktır. Her insan parmak izi kadar farklı, özgün ve değerlidir"
'Mevcut durumda bir arap etkisi görüyoruz'
Sosyolog Alanur Özalp:
Ne kadar çok daha fazla farklı olursak; o kadar daha zengin, yaratıcı ve güçlü oluruz. Nuri Bilge Ceylan da, Fazıl Say da her ikisi de yaratıcılığın doruk noktasında olan isimlerdir. Onun için de farklı bakabilmektedirler. İnsanların, mahallelerinin yaşam tarzı monoton ve tek tip olmamalı. Herkes birbirinden bir şey öğrenip, dostluk-hayata bakış-yaşam tarzı gibi konularda bir alışveriş içinde olmalı. Her dine, mezhepe, kültüre saygı gösterilmeli. Bu konuda en büyük desteği devlet vermelidir. Toplumda, 'O da benim gibi olsun' veya 'Ben onun aklını başına getireyim' gibi bir düşünce yaygınlaşmamalı. Bu İstanbullu da ya da Anadolu insanında yok. Ancak siyasilerin oy almak için yaptıkları bir şey. Bu toplum yüzyıllardır olduğu gibi din-mezhep ya da etnik farklılık gibi nedenlerle ayrıştırma istemiyor. Sosyologlar olarak bizim dışarıdan görebildiğimiz kadarıyla; mevcut durumda bir Arap etkisi görüyoruz. Toplumda, şeriat rejimine doğru bir gidiş var. Bu bizi üzüyor ve kaygılandırıyor. Bu kadar farklı kültürel zenginliği birarada tutan ve toplumu tek tip olmaktan kurtaran ise laikliktir. Laiklik, toplumsal çeşitliliğin teminatıdır. Bu ilkeyi elimizden bırakmamalıyız.