Hem nefsimizi hem de neslimizi koruyalım
"Çoluk çocuğumuza daha küçücükken yabancı lisan öğretmeyi bile vazife olarak görüyoruz. Peki abdesti hatta taharet almayı, Kur'ân-ı Kerim'i sevmeyi,niye hiç programımıza almıyoruz?"
ABONE OLBugünkü sohbetimize tarihte şahit olunmuş ibretlik bir hadiseyle başlayalım.
Sarhoş, serkeş bir adam varmış. Ömrünü heva ve hevesle yemiş bitirmiş, bu âlemden çekip gitmiş. Geride dul bir hanım, 6 yaşında da bir çocuk bırakmış. Mahalleli kadını taziye, yani başsağlığı vesilesiyle teselli için toplaşmış. Bu arada kadının küçük çocuğu da hem avarelik yapmasın hem de bu hüzünlü günde annesinin üzüntüsünü görüp ruh hali bozulmasın diye mahallelerinde bulunan caminin imamına teslim edilmiş.
“Hocaefendi al bu çocuğu, Kur’ân talebeleriyle okut, sonra akşama eve gönderirsin” diye hocaya da tembih edilmiş. Hoca almış karşısına çocuğu ve aralarında şöyle bir konuşma geçmiş:
“Evladım abdest öğrendin mi, abdest almayı biliyor musun?”
“Evet hocam, annem göstermişti.”
“Peki hiç Kur’ân-ı Kerîm okudun mu yavrucuğum?”
“Hayır, çünkü annem Kur’ân-ı Kerîm okumayı bilmediği için bana da öğretemedi, babam zaten hiçbir şeyimizle ilgilenmezdi.”
Çocuğun bu cevabı üzerine hocaefendi şefkatle ve merhametle çocuğun başını okşamış ve “Hadi gel güzel yavrucuğum, şimdi ben okuyacağım, sen hem önündeki yazıya hem de benim okuyuşuma bakıp tekrarlayacaksın tamam mı?” diye sormuş. Çocuk da tertemiz gönlüyle ve saflığıyla “Peki hocam” demiş.