BİR KAÇ KELİME YAZARAK SİZE YARDIMCI OLABİLİRİZ!
haber,kaynak, etkinlik, konu, yazı vb.
LİSTELE
PAYLAŞ
Haber/makale'yi paylaşmak için aşağıdaki sosyal hesaplardan birini kullabilirsiniz!

Çok mutlu bir anınız, objektife gülümsemişsiniz, bir bayram sabahı ailece bir araya gelmiş bu anı ölümsüzleştirmişsiniz ya da büyük heyecanla düğün sabahınızı fotoğrafçı belgelemiş... En mutlu anlarınızda çekilmiş fotoğraflarınız bir gün, sizden sonra sahaflara düşse, 1 TL’ye satılsa... Ne acı değil mi? Sahaflarda en iyi ihtimalle bir bavulun içinde ya da gelişigüzel bir kolide 1 TL’ye satılan fotoğrafların sahipleri her zaman ilgi çeker. Ne hayatlar, ne mutluluklar, ne hüzünler saklıdır oysa o fotoğraflarda. Anıların izini süren ve yolu düştükçe sahaflardan eski fotoğrafları toplayan İlkay Yıldız, onlara hikâyeler yazdı. Sonra da o fotoğraflar ‘Sepya’ adlı ilk kitabına ilham oldu. 2003’ten beri reklam sektöründe çalışan Yıldız, çocukluğundan beri hayatını fikir kovalayarak ve yazarak kazanmak istemiş. Bu nedenle kitabı Sepya’ya “Sahipsiz fotoğrafların hikâyelerini geri verme denemesi” diyor. Yıldız ile Sepya’nın hikâyesini konuştuk. HT Pazar'dan Ekin Türkantos'un haberi...

Sahaflarda 1 TL’ye satılan fotoğraflar bana hüzünlü gelmiştir. Dolayısıyla projeniz beni çok heyecanlandırdı. Hikâyeniz nasıl başladı?
3-4 sene önce Beyoğlu Sahaf Festivali’nde dolaşırken bir sahafla sohbet etmiştik. Hatta kitapta kullandığımız eski fotoğraflarla dolu valizin fotoğrafını o gün çekmiştim. O fotoğrafların sahaflara düşme hikâyelerinden konuştuğumuzu hatırlıyorum. Mesela; ev sahibi vefat ediyor, evi ve tüm eşyaları satılığa çıkıyor. Birkaç kuşak önceden kalmış aile albümünden ve artık yeni kuşağın kim olduğunu bile bilmediği bu fotoğrafları bir akraba, emlakçı ya da komşu çöpe atıyor veya sahafa satıyor. Düşünsenize, ailenizle çok mutlu olduğunuz bir akşam, düğününüzden bir kesit, belki bir bayram sabahı çekilmiş bir fotoğraf yıllar sonra 1 TL’ye sizinle hiçbir bağı bulunmayan bir yabancıya satılıyor. Ben de sizin gibi bunu çok hüzünlü buluyorum. O gün oradan bir iki fotoğraf aldım.

Peki Sepya’nın ortaya çıkış hikâyesi ve kitaba dönüşme süreci nasıl oldu?
Uzun süre Futuristika adlı e-dergi’ye hikâyeler yazdım. Bir öykü dizisi yapma fikri doğdu. Sahaftan aldığım fotoğraflara hikâyeler yazmaya başladım. Güzel geri dönüşler aldık, bu da bana hikâyeleri bir kitapta toplama cesareti verdi.

'ALTI ÇİZİLMİŞ BİR KİTAP BULUNCA HAZİNE BULMUŞ GİBİ SEVİNİRDİM’

Eskicileri, sahafları çok dolaşır mısınız?
İstanbul Üniversitesi’nde okurken Beyazıt’taki Sahaflar Çarşısı ve Beyoğlu’ndaki Aslıhan Pasajı’nda saatler geçirirdim. Bazı romanları özellikle sahaflardan almayı severdim, hele altı çizilmiş, üzerine notlar alınmış bir kitap bulursam hazine bulmuş gibi sevinirdim. Sahaflar Çarşısı’nın eski halinden artık eser yok ama Aslıhan Pasajı, İmge Sahaf, Bomonti Bitpazarı gibi yerlere yolum düştükçe mutlaka uğrarım. Atina’daki Monastiraki Bit Pazarı da bizimkilere benzer; çok severim. Sahaf ve eskicilerin şehir kültürü ve hafızası açısından çok değerli ve vazgeçilmez olduklarını düşünüyorum.

Elinizde kaç tane eski fotoğraf var ve kitaba seçtikleriniz için nasıl bir eleme yaptınız?
Kaç fotoğraf olduğunu inanın bilmiyorum. En fazla merak ettiğim, fotoğraftaki insanlara ya da detaylara en uzun süre baktığım, hikâyeleri üzerine kafa yorduğum ve daha yoğun ilişki kurabildiğim fotoğrafları seçtim sanırım.

Fotoğrafı aldıktan sonra mı üzerine düşünüp kurgu yapıyorsunuz yoksa hayalinizdeki hikâyeye uygun fotoğraflar mı buluyorsunuz?
Fotoğrafların bende yarattığı duygu ve fikir üzerinden yazdım. Mesela, kitapta yer alan giriş katında bir evin camında duran ve gülümseyerek dışarı bakan bir kadının fotoğrafı var. Hayli karanlık bir fotoğraf, hatta baktığınızda “Kim evin dışından camdaki birinin fotoğrafını çeker ki?” diye düşünebilirsiniz. Belki yeni taşınmışlar o eve ve evdeki ilk günün anısı olsun diye çekilmiş. Fotoğraflara baktıkça o anlarla, o insanlarla ilişki kurmaya çalıştım. O yüzden Sepya’ya “Sahipsiz fotoğrafların hikâyelerini geri verme denemesi” demeyi seçtik. Çünkü o hikâyelerin aslını bilmiyoruz ve muhtemelen öğrenemeyeceğiz.

‘FOTOĞRAFTAKİ İNSANIN GERÇEK HİKÂYESİNİN PEŞİNE DÜŞMEDİM’
 

Kimi zaman fotoğrafların arkasında yazılar olur. Bu süreçte böyle bir yazıyla karşılaşıp ailenin peşine düştüğünüz durumlar oldu mu?

Hikâyeleri, Futuristika’da fotoğraftakileri tanıyan, hikâyelerini bilenlerin bize ulaşmalarını rica ederek yayımladık. Bize ulaşan olmadı. Elimde üzerinde notlar, tarihler bulunan birçok fotoğraf var. Örneğin, 1932 yılına ait bir fotoğraf var, “İzzetciğim’e... Beni Unutma” diye imzalanmış. Gördüğünüzde hem üzülüyorsunuz hem de o fotoğrafın hikâyesini hayal ediyorsunuz. Bu benim için duygusal anlamda yeterince zor bir aşamaydı. O yüzden hiçbir fotoğraftaki insanın gerçek hikâyesinin peşine düşmedim, aklımdan bile geçirmedim.

Seçimlerinizi neye göre yaparsınız, biriktirdiğiniz fotoğrafların size hissettirdiği benzer duygular neler?
Sanırım hepimizi en çok etkileyen fotoğraflar İstanbul’un en güzel zamanlarına ait. Ben arkasına tarih atılmış, üzerine not alınmış fotoğrafları ve vesikalıkları çok özel buluyorum. Bütün aile en şık kıyafetleriyle bir stüdyoda fotoğraf çektirmiş, muhtemelen salonun en güzel yerine çerçevelenip konmuştur o fotoğraf. Ya da yeni doğmuş çocuklarının fotoğraflarını şehir dışındaki akrabalarına nazik bir notla gönderen bir aile fotoğrafı yine. Yaşadığımız çağda anlarımızı paylaşma ve tüketme hızımızı düşününce, eski zamanlardaki bu nezaket ve özen beni çok büyülüyor.

YORUM YAP0
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ
300