Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Kültür-Sanat Şerif Sezer, Tarık Akan'la 'Yol'u anlattı

        Türk sinemasının unutulmaz oyuncusu Tarık Akan, önceki gün kansere yenilip aramızdan ayrıldı. Oynadığı onlarca film arasında şüphesiz Yol’un ayrı bir yeri vardı. Yılmaz Güney’in senaryosunu yazdığı, Şerif Gören’in yönettiği Yol, 1982’de dünyanın en prestijli film festivallerinden Cannes’da Altın Palmiye almış, Türkiye’de ise yasaklanmış ve tam 17 yıl boyunca gösterime girememişti. İşte hem o unutulmaz filmde hem de yıllar sonra oynadığı son sinema filmi sayılan Deli Deli Olma’da Tarık Akan’a başrolde eşlik eden kadın oyuncu, Şerif Sezer’di. Karlar içinde geçen bu iki zorlu film, Tarık Akan ile Şerif Sezer arasında sıcak bir bağ kurmuştu. Akan’ın ölüm haberini alınca, Şerif Hanım’ı aradım ve bize iki filmin hikâyesini ve dostluklarını anlatmasını istedim...

        -Tarık Akan ile hayatında dönüm noktası olan, Yılmaz Güney ve Şerif Gören imzalı Yol filminde ve son sinema filmi sayılabilecek Deli Deli Olma’da karşılıklı başrol oynamıştınız. Ölümünü haber alınca ne düşündünüz, ne hissettiniz?

        Bunun bir tarifi yok, çok acı tabii ki... Bir şok... Hasta olduğunu biliyordum ama öleceğini hiç düşünmemiştim.

        -Son dönemde konuşmuş muydunuz?

        Durumu kötü olduğu için benimle konuşmak istemiyordu, yakınlarından haber alıyordum. Hasta olduğunu ilk öğrendiğimde aradım, “Yok bir şey” dedi. “Ameliyat oldum ama temiz, kanserle alakası yok” deyince rahatladım. Son 3.5 senedir dizi çekimleri yüzünden Antep’teydim, o yüzden fazla görüşemiyorduk.

        -Ne zaman tanışmıştınız? Yol filminde mi?

        Hayır, filmden önce birbirimizi tanıyor, ara sıra konuşuyorduk. Sinan Çetin ile Tarık bir gün bana geldiler, “Yol’da oynuyorsun” dediler. “Nasıl yani?” dedim. “E oynuyorsun işte” dediler. “Oynayamam, Devlet Tiyatrosu’nda 2 oyunum var” dedim. Tarık, “Rapor al” dedi. “Oğlum deli misin sen, orası devlet dairesi mi? Hasta da olsan her akşam çıkıp o oyunu oynuyorsun” dedim. Dinlemeyip gittiler. Sonra Devlet Tiyatrosu’nun müdürü Raik Alnıaçık’a gittim. Raik Bey, Yılmaz Güney’i çok severdi; karısı ve oğlu Kürşat onun filminde oynamıştı, çok yakınlardı. “2 oyundan biri için senin yerine oynayacak birini bul, diğer oyunu o ay programa koymayacağım” dedi. Sağ olsun bir arkadaşım kabul etti, öylece Yol’u çekmeye gittim.

        -Tam 1980 darbesi sonrası zor günlermiş, filmde oynamayı kabul etmekte tereddüt etmiş miydiniz?

        Hiç tereddüt etmedim, deli misiniz? Bir Yılmaz Güney filmi ve ben Tarık Akan ile oynayacağım. Ne demek bu! Bütün Türk sinemasının kadın oyuncularının hayalindeki bir şeyi bana teklif ediyorlardı. Sevinçten uçmuş vaziyetteydim. Senaryoyu verdiler, okudum. Filmin bir geçmişi var biliyorsunuz. İlk versiyonunda 11 hikâye vardı, adı Bayram’dı.

        -Evet, Erden Kıral’ın çekmeye başladığı o ilk versiyonda da oynamış mıydınız?

        Hayır, ama Erden ile Güney filmde rastlaşmıştık. Bana rol teklif etmişti ama hangi rol içindi bilmiyorum. “Oyunum var, gelemem” deyip reddetmiştim. Sonra o sene, yani 1980’de Sinan Çetin ile “Bir Günün Hikâyesi”ni çektik. Sinan aynı zamanda fotoğrafçıydı. Siyah-beyaz bir sürü fotoğrafımı çekmişti. Şahane fotoğraflardı. Bir gün bana geldi, “Bak çok güzel şeyler olacak Şerif” dedi. “Ne olacak?” diye sordum, söylemedi. Meğer yönetmen Zeki Ökten montaj masasında fotoğraflarımı görmüş. O sırada Yılmaz Güney’in Dağ adındaki başka bir senaryosunu filme çekecekmiş, yine Tarık Akan oynayacakmış. Ökten fotoğraflarımı Isparta Cezaevi’ndeki Yılmaz Güney’e götürmüş. Sonra ne sebeple bilmiyorum, Dağ filmi çekilememiş. Yol gündeme gelince Yılmaz Güney “Bu kız oynayacak” demiş, kesip atmış. Sonra Tarık ve Sinan Çetin geldi işte...

        -Sonra neler oldu?

        Tiyatrodan izin çıkınca Tarık ve Sinan beni alıp Şerif Gören’e götürdü, filme başladık.

        ‘ŞERİF GÖREN’E HAKSIZLIK ETTİLER’

        -Cannes’da Yol filminin yönetmeni olarak adı yazılmayınca Şerif Gören darılmış galiba...

        Tabii, haklı olarak kırılmıştı. O filmin yönetmeni Şerif’ti. “Yılmaz Güney telefonla talimat veriyordu” diyorlar. Dağın başında çekiyorduk, hangi telefon? Belki filme başlamadan Yılmaz Güney’le detaylıca konuşmuş olabilirler ama filmi baştan sona Şerif Gören çekti. Ona haksızlık ettiler.

        ‘YOL FİLMİNDEKİ O ATI VURMAYI KABUL ETMEDİ’

        -Tarık Akan ile oynamak nasıldı? Set günlerini hatırlıyor musunuz?

        Harikaydı tabii ki! Tarık’la oynamak bir kadın oyuncu için hayal edilebilecek en muhteşem şeydi. Hele de benim gibi o sırada yeni başlamış biri için harikuladeydi. Tarık idolümdü.

        -Filmi Güneydoğu’da farklı şehirlerde çekmişsiniz sanırım...

        Evet, Bingöl ile Elazığ arasında bir yerde çalıştık. Dağın başında Yol Çatı diye bir kayak evinde konaklayıp sürekli civara gidip geliyorduk. 2-2.5 metre kar vardı. Ben tiyatro oyuncusuydum ama Yol 2’nci filmimdi. Sinemayı çok iyi bilmiyordum. Tarık beni çok motive ediyordu. Beğendiği zaman hislerini hiç gizlemeden “Güzel oynadın” diyebiliyordu. Hoş bir partnerdi.

        -Sette centilmen bir adam mıydı?

        Çok sevecen, yardımsever ve çok iyi bir insandı. Filmde benim oğlumu canlandıran bir çocuk vardı, onun için çok uğraştı.

        #quato1#pull-left#REVENANT’TAKİ O SAHNE ÇALINTI MI?#Geçen yıl Oscar kazanan The Revenant (Diriliş) filminde Leonardo DiCaprio’nun soğuk havadan korunmak için ölen atın karnına girmesi, yönetmen Alejandro González Iñárritu’nun Yılmaz Güney’e hayranlığını akıllara getirmiş ve “O sahne çalıntı mı?” tartışmasına neden olmuştu.#-Filmde atın vurulduğu bir sahne varmış ama Tarık Akan oynamak istememiş. O günü hatırlıyor musunuz?

        Hatırlamaz mıyım? Ben minibüsten onları seyrediyordum. Sahneye göre Tarık atı vuracak, sonra yaracak ve ısınmak için içine girecekti. Tarık atı o kadar seviyordu ki, arkadaş olmuşlardı. Ata iğne vuruyorlardı ama bir türlü düşmüyordu. Tarık çok üzüldü, “İmkânı yok, ben vuramam” dedi. Yılmaz Güney’in yeğenlerinden biri Tarık’ın kıyafetlerini giyip oynadı. Çok kötü bir gündü. Tarık da bütün ekip de çok üzüldük... Gün batarken çekmiştik, sonra o sahneyi karanlık olduğu için filme koymadılar sanırım.

        ‘17 YIL SONRA BİRLİKTE SEYRETTİK’

        -Sonra film Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye almış...

        Evet, öğrenince çok sevindik. Muhteşem bir duyguydu!

        -Film Türkiye’de yasaklanmış, siz ne zaman izleyebildiniz?

        Bir gün “Filmi bulduk, şuraya gel, seyredeceğiz” dediler. Atıf Yılmaz, Hale Soygazi ve birkaç arkadaşla birlikte küçük bir televizyonda perdeleri kapatıp seyrettik. Yasaklandığı için biri basacak diye korkuyorduk. Karanlık ve kötü bir kopyaydı, hiçbir şey anlaşılmıyordu. Sonra bir kopya daha geldi, onda da görüntüler çamur gibiydi. 1 sene sonra Paris’e gittim, film hâlâ gösterimdeydi. Heyecanla girip perdede seyrettim. Arkamdaki Fransızlar “Kadına bak, 1 sene olmuş gelip hâlâ kendi filmini seyrediyor” diyecek diye çekinerek koltukta iki büklüm seyrettim! (Gülüyor)

        -Film 17 yıl sonra 1999’da gösterime girebildi. O zaman Tarık Akan ile birlikte filmi seyrettiniz mi?

        Tabii tabii, hep birlikte seyrettik. Beyoğlu Sineması’nda gala yapıldı. Güzel bir gündü...

        2009’DA TEKRAR KARŞILIKLI BAŞROL...

        -Yıllar sonra, 2009’da Murat Saraçoğlu’nun yönettiği Deli Deli Olma’da yine Tarık Akan ile başrolde oynadınız.

        Murat Saraçoğlu senaryoyu gönderdi, çok beğendim. “Erkek oyuncuyu Tarık Akan oynasa keşke” dedi ama ben “O öyle her filmde oynamaz” dedim. Tarık her yaz Rutkay Aziz, Bülent Kayabaş, Zeki Ökten gibi arkadaşlarıyla Bodrum Akyarlar’daki yazlığına giderdi. Senaryo gidince önce onlara okutmuş, çok beğenmişler. Kendisi de beğenince beni aradı, “Kız çok güzel bu senaryo” dedi. “Oynuyorsun değil mi?” diye sordum. “Oynuyorum” dedi, hemen İstanbul’a geldi.

        -O filmde sizin gençliğinizi kızınız Deniz Arna, Tarık Akan’ın gençliğini ise oğlu Barış Üregül canlandırmış. Bir nevi ailecek oynamışsınız.

        Evet, kızım Deniz senaryoyu okudu çok beğendi. “Sana göre bir rol var, benim gençliğimi oynayabilirsin” dedim. Murat’a söyledik, çok sevindi. Benim gençliğimi Deniz oynayınca, “Tarık’ın gençliğini de oğlu Barış oynasın” dediler. Böylece hep birlikte Kars’a gittik, çok güzel geçti... Çocuklarımızla birlikte her akşam 4’ümüz birlikte yemek yer, sohbet ederdik.

        -Yıllar sonra Tarık Akan ile tekrar aynı sette olmak nasıldı? Geçmiş günlerden, Yol’dan bahsediyor muydunuz?

        Bütün gün birlikteydik. Ara sıra Yol’u çektiğimiz günleri anıyorduk ama asıl o an çektiğimiz filme yoğunlaşmıştık çünkü koşullar çok ağırdı. -25 derecede çalışıyorduk. Sabah 04.00’te kalkıp sete başlıyorduk çünkü güneş çok erken batıyordu.

        -Yol’u da karlı bir havada çekmişsiniz. Hangisi daha zordu?

        İkisi de zordu. Yol’u mart ayında çekmiştik. Karda atla yürümek çok zordu. Deli Deli Olma’yı ise ocak ayında çekmiştik, daha da soğuktu.

        ‘HER PAZARTESİ ÇİÇEK BAR’DA BULUŞURDUK’

        -Sık görüşür müydünüz?

        O benim dostum, arkadaşımdı zaten. Film çekmesek de senelerdir görüşüyorduk. Hatta onun çekeceği bir filmde kızım Deniz oynayacaktı. Her pazartesi bir grup sinemacıyla Çiçek Bar’da buluşurduk: Rutkay Aziz, Bülent Kayabaş, başka sanatçılar... Tarık olmazsa o masanın neşesi olmazdı.

        KÜBRA PAR / GAZETE HABERTÜRK

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ