HT CUMARTESİ / Ali ESAD GÖKSEL
Soru şu: Bir şehir devlet ne içer, ne yer? "Pera'nın, Beyoğlu ahalisinin" ne içip ne yediğinin yanıtı neredeyse başlı başına bir kitap. Ne için? Pera İstanbul içinde adeta ayrı bir şehirdir. Onun için
Bu yeni mi böyle oldu? Hayır! Her zaman böyledi. Yedi milletten ahalisi, her birinin dili, dini, yaşamıyla neredeyse bir "şehir devlettir" Pera. Camisi, havrası, kilisesi, mezarlığı, Bankalar Caddesi, limanı, batakhaneleri, otelleri, pastaneleri, lokantaları, kahveleri, pazarlarıyla... Elbette böyle bir ölçeğin kendine göre bir yeme içme dünyası oldu. Dün de. Bugün de...
Mimarlık ofisimin ilk adresi İstiklal Caddesi'ydi. Geçmişe hayran yaşamak hoş değil biliyorum, ama itiraf etmeliyim: İstiklal Caddesi o zaman daha özgündü. Cadde-i Kebir bir inkirazın içinde ne olacağını bilemez, nerede duracağı tahmin edilmez bir girdaba düşmüş, İstiklal Caddesi'ne dönüşmüştü... Renkler de yitip gidiyordu. Bir yandan yeni yetme bıçkınlar, bitirimler; bir yanda da hâlâ mevcudiyetini sürdüren, direnen son eski sakinler... Bizim mimarlık bürosuna ya da Yeşilçam'daki adamımız N. Sarıcı'nın stüdyosuna koşuştururken gözüm hep şunu arardı: Asmalımescit ve etrafının kozmopolit dünyasından arta kalanlar nerede? Böyle bir şey gerçekten var oldu mu? Duhani'nin gri kayıtlarına bakabilirsiniz. Ben daha çok Atilla İlhan'a, Dersaadette Sabah Ezanları'na biat etmiştim: Asmalımescit birdenbire uçsuz bucaksız, renkle dolu bir masal dünyası haline dönüverirdi. Devrimden kaçan asilzadeler, Beyaz Ruslar. Gözünüzün önüne getirin işte, iki savaş arasının elem ve sefahati birarada...