Yemeğin okulunda bir gün
Nur Toprakoğlu, yemeğe gönül verenlerin son yıllarda kapısını aşındırdığı kurumlardan biri olan USLA'da derse girdi
ABONE OLYemeğe gönül verenlerin son yıllarda kapısını aşındırdığı kurumlardan biri olan USLA’da derse girdik. İşi okulunda öğrenmenin inceliklerini eğitmen şeflere sorduk...
İstanbul’da yaşayıp gününün 8-10 saatini bir plazanın bilmem kaçıncı katında geçiren çoğu şehirlinin hayali; kendine küçük bir restoran ya da kafe açmak. Nereden mi biliyorum? Çünkü ben de onlardan biriyim. Evimin mutfağında hiç de fena olmayan yemeklere imza atıyorum. Şahane yemek pişiren atalarımın ve adalı annemin sayesinde orijinal tariflerim de var. Pişirmeyi de yemeyi de çok seviyorum. “Peki ben aşçı olabilir miyim? Her gün bir yenisi açılan küçük restoranlardan birinin şefi ve sahibi olabilir miyim?” Bu yanıtı o kadar da kolay olmayan bir soru. Pek çok bileşinin biraraya gelmesi lazım cevabın olumlu olması için... Kafamın bir tarafında bu sorular, diğer tarafında bir mutfağın efendisi yani şef olmak için alınan zorlu eğitimle ilgili olanlarla çaldım Uluslararası Servis ve Lezzet Akademisi USLA’nın kapısını.
Profesyonel olarak bir mutfakta yemek yapmak ya da bir restoran işletmek isteyenlerin eğitim gördüğü bu kurumdan diploma almanın yolu 8 aylık zorunlu eğitimden geçiyor. “Zorlu eğitim” diyorum çünkü mutfakta çalışmak, hele de diploma almak için dirsek çürütmek hayli meşakkatli. Okulun head chef’i Üryan Doğmuş, aşçı olmak için öncelikle disiplinli olmak gerektiğinden söz ediyor. Mutfakta başarının planlama ve disiplinden geçtiğinin altını kalın bir kalemle çizen Doğmuş, bu işe gönül veren gençlere öncelikle disiplin ve planlı bir aşçı olmayı öğretiyor. Sabahın erken saatlerinde başlayan eğitim, uygulama ve stajlarla destekleniyor. Öğrencilerin hepsi ders sırasında hem şef hem de komi oluyor. Satın almadan, tedarikçiyle ilişki kurmaya, malzeme temininden hijyen ve servise bir bütün olan 8 aylık eğitim sonunda öğrenciler mutfak kariyerine adım atmaya hazır adaylar olarak mezun oluyor.