Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Yaşam HT Cumartesi İmparatorun dönüşü

        Sırma KARASU / HT CUMARTESİ

        Şu sıralar, rap imparatoru Lucious Lyon ve ailesinin müzik şirketi etrafında geçen Empire dizisine âşık vaziyetteyim. Telefonum dizinin Timbaland tarafından yapılan şarkılarından, “Drip Drop”la çalıyor, Youtube’dan sürekli dizinin müziklerini dinliyorum, ekran koruyucum Terence Howard’ın canlandırdığı Lucious Lyon ve “baby mama”sı yani çocuklarının anası Cookie Lyon’ın fotoğrafı, müzik ve çevre ürünlerine en son 15 sene önce henüz Napster ve dijital müzik olayı çıkmadan bu kadar fazla para harcamıştım. Kısacası müziğin ilk endüstrileştiği yer olan Amerikan müzik endüstrisi işi çözmüş; dinleyici artık müziğe para harcamıyor mu? Yeni bir efsane yarat!

        İŞİN SIRRI DEĞER YARATMAK

        Bizim yerli şarkıcı ve eser sahipleri, iç sıkan uzun bakışmalı, acıklı ayrılık sahnelerinde fon müziği olarak çalınıp üç beş telif toplama derdindeyken, adamlar “Artık satış yapamıyoruz” diye ağlamak, yasal yollarla dinleyicinin canını sıkmak yerine yepyeni bir değer yaratıp tamamı müzik üzerine kurulu bir dizi yapıp işi çözmüşler. Empire, ilk sezonunda müziklerini yapan Timbaland’e ikinci sezonda Ne-Yo’yu da eklemiş, çalan eski şarkılar da cabası. Glee dizisindeki gibi Empire’da da efsane isimler konuk oluyor; Courtney Love, Snoop Dogg ve Patti LaBelle ilk sezonda konuk isimlerden sadece birkaç tanesi. Ancak, Empire’ı önceki müzikaldrama örneği Glee ile karşılaştırmam bile, rap hanedanı milyon dolarlık bir ailenin borsaya girme hikâyesi ve bu süreçte olan biten entrikalar elbette bir lise korosunun maceralarından çok daha ilgi çekici. Rap ve R&B’nin life-style ve moda gibi yan sektörleri beslediği ve onlardan beslendiği de ortada. Rihanna, Rita Ora, Nicki Minaj, Beyonce, Jay Z ve Kanye West gibi isimler modaya direkt yön veren isimler. Sınırsız parası olan sokak trendlerini dibine kadar bilen sanatçıların Saint Lauren’den Tom Ford’a modacıların zihnini açması muazzam. Empire da bu konuda mütevazi davranmıyor, “kim ne giymiş?” diye bakmaktan bazı diyalogları kaçırdığım doğrudur!

        BİZDEN EMPİRE ÇIKAR MI?

        Lucious Lyon, tek bir rapçiden oluşturulmuş bir karakter değil, ancak iş kafası bakımından kesinlikle Beats markasını 3 trilyon dolara Apple’a satan Dr. Dre. Diziyi izlerken de aklıma o kaçınılmaz soru geldi “Bizden böyle biri hiç çıkar mı?” Cevap tabii ki Empire’ın Türkçesi olan imparator lakaplı İbrahim Tatlıses... İsmini markalaştırıp, ürün satması, farklı kadınlardan olan çocukları, prodüksiyonunu yaptığı albümler ve skandallarıyla Tatlıses’in hikâyesi iyi bir bütçe ile nefis bir dizi olabilir. İdo’nun müzik kariyeri de cabası. Ortalıkta bu kadar çok ününü tartışmak dahi tabu olan isim varken, dizisi çekilecek kadar kariyer yapmış kimsenin olmaması sizce de tuhaf değil mi? Pop müzikte 30 yılı devirmiş kadınlar estetik ameliyatlarla geldikleri halden utanıp evlerinde battaniyelerin ardına saklanacaklarına ve erkekler sürekli eski günleri yad ederek şarkılarını söyleyenlerin vefasızlığından dem vuracaklarına plak şirketi kurup prodüksiyon yapsalardı belki....

        DAHA AZ ETNİK BOLCA RAP VE REGGAE LÜTFEN!

        Böyle garsona sipariş verir gibi festival line-up’ı ricası yapmak da iyiymiş değil mi? Geçen cumartesi katıldığım Babylon Soundgarden Alaçatı’dan bahsediyorum. İçki sponsorluğunun yasaklanması müzik bağımlılarını korkutmuştu, olası felaket senaryoları arasında, büyük grupların getirilememesi, festivallerin küçülmeye gitmesi ve en kötüsü festivallerin yapılamaması vardı. Ancak geri çekilen içki sponsorluğu bir nevi bisikletin sökülen arka tekerlekleri vazifesi gördü ve organizatörler iki tekerlek üstünde dengede durabildiklerini fark ettiler. Bu bağımsızlık ve özgüven sayesinde sponsorsuz geçen üç sezonun ardından, müziğin gücünden yararlanmak isteyen markalar yavaş yavaş festivallerle işbirliğine girmeye başladı. Bu da demek oluyor ki gelecek sezonlarda çok daha iyi müzikler dinleyeceğiz!

        Başlığa geri dönmek gerekirse; bu senenin Shantel’i, Omar Souleyman’ı Riff Cohen’den bahsediyorum. Bu düğün salonu sound’unu sevemedim gitti. Cohen Türkiye’de çok sevilse de deniz kenarındaki bir festivalde olmamıştı. Seyirci de reggae ve rap yapan Sattas ve Ceza öyle iyiydi ki, bir iki göbek atma meraklısı dışında Cohen pek coşku göremedi!

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ