Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Gizem SEVİNÇ SELVİ/ HABERTÜRK PAZAR

İngiliz The Guardian Gazetesi’nden Andrew Pulver, geçtiğimiz günlerde George Clooney’yle olan buluşmasının tüm ayrıntılarını paylaştığı bir yazı yazdı.

Giriş paragrafına hiç şaşırmadık, zira Clooney hakkında orta halli bir sinemaseverin aklından ne geçiyorsa Pulver da onu söylemişti; yani elini nasıl da bir büyükelçi gibi sıktığından tutun, ne kadar düzgün ve demode bir film yıldızı olduğundan dem vuruyordu.

Suya sabuna fazlasıyla dokunan filmleri ve aktivist yanıyla tanıdığımız Clooney cephesinde değişen pek bir şey yok yani. Ancak ünlü aktörün yeni filminin galasının hemen ertesinde, yatağından kalktığı gibi Merkel’le buluşup mülteci meselesini çözmeye girişmesi enteresan sayılabilir.

Son olarak Coen Kardeşler’in son filmi “Hail, Ceasar!”da (Yüce Sezar) boy gösteren Clooney, bakın dünya medyasının ilgisini nelere çekmeye çalışıyor:

‘HILLARY’Yİ DESTEKLİYORUM’

Hillary Clinton’ı destekliyor ve onun için bağış yapıyorum. (Bu noktada hatırlatmamız gerekiyor ki bu son derece önemli bir açıklama. Zira bilenler bilir, George Clooney 2012’de Obama için bir gece düzenlemiş ve 12 milyon dolardan fazla destek sağlamayı başarmıştı.)

Bernie Sanders’ı gerçekten seviyorum ve rekabetin içinde yer almasından son derece memnunum. Tartışmayı öyle bir noktaya getiriyor ki, zenginler ve yoksullar arasındaki giderek artan uçurum gibi Amerikan siyasi tarihinde bugüne kadar konusu bile açılmamış şeyler konuşuluyor. Sanders’ın bu konuda açıkça sabit fikirli oluşuna hayranım ama aynı özellik nedeniyle ulusal sahnede tam bir hezimet yaşaması da kaçınılmaz görünüyor.

Donald Trump’la bir kez karşılaştım. Bir köşede oturuyordum ve biraz sohbet etme şansımız oldu. Adam bir anda Larry King’e dönüştü ve ne kadar kısa boylu olduğumu söyleyiverdi! Şaşırdım tabii ve “Başından beri oturuyorum Donald!” demek zorunda kaldım!

‘TRUMP, ZENOFOBİK BİR FAŞİST’

Bana sorarsanız Trump sadece bir oportünist. Şu anda ise tam bir faşist, zenofobik bir faşist. Churchill’e atfedildilen lafı bilirsiniz: “Amerikalılar he zaman doğru tercihi yapacaktır, diğer tüm seçenekleri tükettikten sonra...”

Biliyorsunuz, seçim dönemlerinde her şey iyice çığırından çıkar. Ve en çok gümbürtüyü en aşırı gruplar çıkarır. Dolayısıyla bu dönemde ülkede İslamiyet’i yasaklamak gibi inanılmaz saçma fikirler duyabilirsiniz.

Hayatımdan keyif alıyorum ve sanırım beni tanıyan insanların büyük çoğunluğu pozitif bir insan olduğumu, hayatın eğlenceli tarafını görebildiğimi düşünüyor.

Ulysses Everett McGill’den Miles Massy’ye, Harry Pfarrer’a oynadığım hiçbir absürd karakter birilerinin sandığı gibi idiot falan değildi. Ama Coen Kardeşler’e özellikle “O Brother, Where Art Thou?” şaheseri için çok şey borçluyum.

Zaman bakış açısını nasıl da değiştiriyor değil mi? İlginçtir. Gerçekten iyi filmler yaptık ama ER’la 5 yıllık sözleşmemin sonuna geldiğimde, diziyi bırakıp film çekmeye karar vermişken bir anda herkes dönüp “Gerçekten yapacak mı? Film yıldızı mı olacak şimdi?” demeye başladı. Aynı yıl Coen Kardeşler’in “The Perfect Storm”u çıktı ortaya. Dev bir dalga hakkında, dev bir filmdi. Bana yapacak çok az iş kalmıştı ama gerçek bir hit oldu. Ve tüm o Batman&Robin dalgasına bulaştığımdan bu yana –ki orada da yaptığım çok az iş vardı, “Aman tanrım, bunun için tüm kredimi kullanacağım” dedim.

“O Brother” ve “Perfect Storm” benim için her şeyi değiştirdi, film dünyasında ayakta kalmamı sağlayan noktaya o işler sayesinde geldim.

Irak Savaşı’na karşı olduğum için ülkemde vatan haini ilan edildim.

Yaptığım bir filmde, The Ides of March’ta (Zirveye Giden Yol) başrol Ryan Gosling’in oldu ama doğrusu, düşündüğüm bu değildi. Muhtemelen Afro-Amerikan bir aktör daha uygun olurdu.

‘MÜLTECİLER DÜNYANIN SORUNU’

Stüdyolar size üzerinde 5 ismin yazılı olduğu bir kâğıt parçası veriyor ve eğer bu isimlerden biri filminizde yer almazsa finansman sağlamıyorlar. Yani benim ne yaptığımın önemi yok, mesele o kâğıtta kimlerin adının yazdığı. Ve malum listelerin biraz olsun değişebildiğini görmeyi çok isterdim. Çünkü star sistemi koltukları doldurmaya yetmiyor.

Medya dünyasının içinde büyüdüm. Bu yüzden basın mensuplarından nefret etmem imkânsız. Haliyle etrafımda olduklarında panik de olmuyorum. “İyi Geceler ve İyi Şanslar”ı izlediğinizde görebileceğiniz gibi, mesleğe gerçekten büyük saygı duyuyorum ama ne olursa olsun aptalca şeyler yapıldığında da kızmaktan kendimi alamıyorum.

Şu sıralar iç politikayla o kadar meşgulüz ki, kimsenin gerçek dünya meselelerinden söz ettiği yok. Amerika’da hiç kimse Suriyeli mültecilerden bahsetmiyor. Belki haberlerde 5 saniye falan yer alıyordur o kadar. Bu dünya çapında, büyük bir konu ve hakkında mutlaka konuşmamız gerekiyor. Eğer medya bu konuya daha çok sahip çıkarsa bizler de daha fazla dahil olur ve daha fazla şey yapabiliriz.

5 FİLMİN YÖNETMEN KOLDUĞUNA OTURDU

George Clooney bugüne kadar Tehlikeli Aklın İtirafları (2002), İyi Geceler İyi Şanslar (2005), İkili Oyun (2008), Zirveye Giden Yol (2011) ve Hazine Avcıları (2014) olmak üzere 5 filmin yönetmen koltuğunda oturdu.