Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Ece ULUSUM / GAZETE HABERTÜRK

Geçenlerde röportaj için bir konsere gittim, davetliyim. Kapıda sıramı beklerken önümdeki iki kız bir plan peşinde, biri “Hangisini söyleyelim?” dedi. Sıra onlara gelince benim de çok yakından tanıdığım ve geleceğini bildiğim bir gazeteci arkadaşımın adını söyledi. Görevli kızları içeri aldıktan sonra arkadaşımı aradım yolda, bir bilgisinin olmadığını söylemesin mi? Kızları o kalabalık içinde ara ki bulasın... Bu mevzu birçok kişinin başına gelmiş hatta daha garip şeyler! Mesela yıllardır müzik sektörünün içinde olan, davetlilerle ayrı sanatçısıyla ayrı ilgilenen Nurbanu Anter’de hikâye dolu. “Hiç unutmam biri, yurtdışından geldiğini NME Dergisi için çalıştığını ve festivale girmek istediğini söyledi. Türk olmadığını iddia etti ama İngilizce’si berbattı. Risk almak istemedik kimlik ya da pasaportunu göstermesini istedik otelde kaldığını söyledi. Sonra da gitti” dedi. Beni en çok şaşırtan, bir kadın dergisinin muhasebesinde çalışan kadının 5 kişiyi konsere sokmaya çalışmasıydı.... İşin bir de akreditasyon ya da eski tabirle “kapıya isim yazdırma” kısmı var. İşi bilen “Adımı yazdırmıştım” diyerek girmeye çalışıyor. Kimisi de basın kartıyla girmeye çalışıyor ama birkaç gün önceden akredite yapmak gerek. Nurbanu az küfür yememiş, “Ben kimim sen biliyor musun?” diye tehditler almış bu yüzden! Ya sabır... Kimisi de sahte basın kartı yaptırıp girmeye çalışıyor. Zamanında başaran olmuş akreditasyon sistemi de özellikle bilgileri teyit etmek için gerekli. Kırtasiye dergisinde yazıp da konser takibi için içeri girmeye çalışıyorsanız ortada bir problem var. Bu konuda Nurbanu’nun eli maşalı “Etkinliğe ancak haberini yapan, sektörle alakalı olanlar, o gün çalışan basın ve müzik yazarı gibi kişiler ücretsiz olarak girmeli. Aylarca irtibat kurmaya çalıştığım kişilerin hiç yanıt vermeyip son saniye davetiye istemeleri karşısında da şaşırıyorum!” diyor.

‘ECZACIBAŞI’NIN AİLE DOSTUYUZ, BİZİ İÇERİ AL’

O böyle anlatınca başladım etkinliklerde davetiyelerle ilgilenen arkadaşları aramaya. O kadar yaratıcı kişiler varmış ki inanamazsınız. Adını vermemi istemeyen bir arkadaşım anlatıyor “BBC’den biri, iş maili’nden yazıp haber yapacağını söyledi konsere davetiye istedi. Hemen ayarlandı. Üçüncü gelişinde ekipten biri uyandı, mail’i sahte ve BBC’de çalışan birinin adını kullanıyor. Şöyle bir mail adresi: isim.soyisim.bbc.uk@yandex. com. Mail uzantısına bakmayınca direkt ilk kısmı görüyorsunuz. Hâlâ inanamıyorum nasıl tufaya geldik?” Sahtecilikte bayağı ileri seviyeye ulaşanlar var; başkasının kartvizitlerini kullanan, kendine sahte kartvizit bastıran, haber sitesi uyduran, kapının önünde bir isim duyma hevesiyle volta atan, köşe yazarlarının artı biri olduğunu söyleyen... Konu konuyu açıyor bir diğer arkadaş da şunu anlatıyor: “Büyük bir markanın üst düzey yönetici asistanının, yöneticisi adına istenilen VIP davetiyelerini sonra kendi için istediği ortaya çıkmıştı. En çok karşılaştığımsa üst düzey birinin adına davetiye bıraktığını söyleyenler oluyor, bir bakıyorum yalan...” Bir de etkinliği değil de ön gösterimlerdeki ‘bedava’ yiyecek içecek için gelen tipler var. Önünde boş kadehler birikmiş, insanlarla sohbet etmeye çalışan ama etkinlikle hiç ilgilenmeyen türden... Benim favorimse büyük atanlar... Efsane iki gerçek örnek var: Biri Zorlu PSM’deki bir konser girişinde Ahmet Zorlu’nun yakın arkadaşı olduğunu söyleyip girmeye çalışan, diğeri Salon İKSV’nin kapısında Eczacıbaşı ailesinin yakın dostu olduğunu söyleyip arkadaşlarını konsere almak isteyen.

NASIL YAPIYORLAR?

Bu yöntemleri nereden buluyorlar bilmiyorum ama nasıl bulduklarını buldum. Instagram ya da Twitter’dan halkla ilişkiler uzmanı ya da gazeteci takibiyle nerede, neler oluyor ve kimler var keşif yapıyorlar. Sonrası yalan bulmak ve özgüvenle alakalı... Oysa bedava bilet verilen onlarca yarışma ve indirimler yapılıyor, çeşitli sitelerde konsere gidemeyecek olan kişiler biletlerini ücretsiz ya da yarı fiyatına satıyor. Bunlara rağmen niye böyle bir yöntem tercih ediliyor? Bunu yapanlardan birini tanıyorum ona sorunca dedi ki “Bir konsere, sergiye para verilmez. Festivale belki, en azından birkaç kişi çıkıyor sahneye.” Bu çok kişisel bir görüş ama konuştuğum organizatörler ve sektör temsilcileri, davetli olmanın bir prestij olduğunu söylüyor. Parası olsun olmasın fark etmiyor...

3 KİŞİDEN 1’İ DAVETLİ!

İşler ‘gelişmiş’ ülkelerde bizimki gibi yürümüyor. Bir kurumdan en fazla üç kişi girebilir ki o da ilgili kişiler olabiliyor. Sanatçıların birinci derece yakını dışındaki kişilere organizasyondan bile olsa en fazla yüzde 30’luk indirim sağlanıyor. Bizdeki durumu size biraz da sayılarla anlatayım, daha iyi anlayacaksınız. Biletix’in 2010’da yaptığı bu araştırmaya göre 50 milyon TL’lik bilet satışı gerçekleştiren kurum verileri gösteriyor ki her yıl yaklaşık 15 milyon lira değerinde bilet davetiye olarak yollanıyor. O yıl satılan biletlerin yüzde 32’si davetiyeymiş! Bu da neredeyse şuna denk geliyor, 3 kişiden 1’i davetli... Bu araştırma bir güncellense ortalık daha da karışır orası kesin.

Parasıyla davetli olmak

Bedava etkinliğe girme masumluğunu bozan bir tayfa da var. Üzerinde kocaman “DAVETİYEDİR, ÜCRETSİZ” yazan biletleri karaborsada satanlar... Söz ettiğim yöntemle biletleri alanlardan bir kısmı içeri girmiyor, doğru onu paraya çeviriyor. Bu duruma Lady Gaga ve Tarkan konserinde bizzat şahit olmuştum. Tarkan konserindeydi, bir adam benim elimdeki davetiyeyi satın almak istedi. Satmayınca da fark ödeyerek önlerdeki sıramı vermemi teklif etti. “Bunu yapan var mı?” deyince elini sallayarak “Doluuu” dedi. Yok artık!