Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
  • Habertürk Huawei Uygulaması

Ece ULUSUM / HT CUMARTESİ (eulusum@htgazete.com.tr)

Müzik adamı, besteci, prodüktör ve aranjör Nile Rodgers. Hâlâ Get Lucky şarkısıyla kucağında tuttuğu üç Grammy Ödüllü hali aklımda. Yüzlerce ödülü vardı ama bu onun hem ölüme karşı zaferinin hem de dünyanın da özlediği türden bir hit parçaya kavuşmasının sonucuydu. İstanbul’a geldi, gelecek derken sonunda İstanbul Caz Festivali bombayı patlattı, hem de yeni albümü arifesinde! En son bu hissi Neil Young geldiğinde yaşamıştık, hatırlarsınız. Yıllardır kulak aşinalığımız olan bu yetenekli adamı, şimdi çıplak gözle seyredip şarkılarına eşlik ederek karşısında dans edebileceğiz.

Rodgers da heyecanlı fakat o kadar yoğun ki bu heyecanını anlatmaya vakti yok. Sürekli yeni iş peşinde... Onu da 64 yaşında olmasına bağlıyor, zamanının kısaldığını her seferinde söylüyor. Yine de bizi kırmadı, sorularımızı yanıtladı. Onlarca soruyu arka arkaya sıralayınca “Hey, bunların hepsini yanıtlamak için bütün gecemi harcamam gerek” dedi ve seçtiği soruları yanıtladı. Buna da şükür! 

Her şey yolunda mı? Sağlığınız nasıl?

Yolunda zaten müzik çok vaktimi alıyor aklım sürekli meşgul. İyileştikten sonra bana iyi gelen tek şeyi yapmaya devam ettim...

Geriye baktığınızda, ilk bu işe adım attığınız güne kadar... Ne hissediyorsunuz? İnsanların en sevdiği şarkıları yapan ‘hitmaker’ olmak, düşünebilir miydiniz bunu?

Bilemezdim. Düşünüyorum da Sister Sledge için We Are Family kayıt yaptım ve sevgili David Bowie için de Let’s Dance’i. Bu iki kayıt beni inanılmaz geliştirdi. Zamanla müzik bambaşka şeyler kazandırdı. Başka sanatçıların kendi dünyasını görebiliyorum, onlar da aynı şekilde benim dünyamı... 

Ülkemizin müzik dünyasında şu sıra en büyük problem hit şarkıların çıkmaması. Çok fazla birbirine benzeyen parçalar var. Belki dünyada da yaratıcılık konusunda bir düşüş var. Sizin gözleminiz nedir? Bu bir kriz olabilir mi?

Açıkçası bunun bir problem olduğunu düşünmüyorum. Yeni müzik her zaman eski müzikten gelir. İlham böyle bir şey... Şunu kaçırmayın, bu zamana kadar ortaya yeniden canlanarak çıkan büyük hit kayıtlar gördük. Umarım daha yenilerini görürüz, her zaman iyi müziğe ihtiyacımız var.

‘HER ŞEY GET LUCKY SAYESİNDE OLDU’ 

Blogunuz Walking on Planet C çok insana ulaştı, güç verdi... Kanseri yendikten sonra hayata nasıl baktınız? Müziğinize bu durum nasıl yansıdı?

Her zaman kutsal bir hayatım olduğunu düşündüm, hayatımı bir hediye gibi görüyorum. Kanseri atlattıktan yani ölüme yaklaştıktan sonra bu hediyenin biraz daha bende kalmasını diledim, oldu. O dönem Daft Punk ile çalıştım, umutsuzluğa düşeceğime insanları dinleyince mutlu eden bir parça ortaya çıkardık. Ölümü ertelemem de o şarkı (Get Lucky) sayesinde oldu. Kanser olduğumda geleceğe nasıl tutunacağımı bilmiyordum.

Sizin müzikte modanız hiç geçmiyor. Biraz eski anılarınıza dönerseniz, aklınıza neler geliyor?

Diskonun altın çağlarını hatırladım, inanılmaz partilere katılıyorduk arkadaşlarımla. Müziğin sizi kontrol etmesine izin verdiğiniz partilerden. O zamanlar kurallara daha az kulak asılırdı çünkü herkes kendi işine bakardı. Ne delilikler yaptığımı şimdi anlatamam!

Daft Punk ile yaptığınız şey müzik dünyasının uzun zamandır hasret kaldığı bir hit salgınıydı!

Şarkıyı ilk duyduğumda da aynı David Bowie’nin yaptığı gibi benden ne yapmamı istediklerini hiç kafa kurcalamadan söylediler ve ben de yaptım. Bayıldılar. “Devam et Nile, yap şu şeyi” dediler, kendimi dünyayı yeniden keşfetmiş gibi hissettim. 

David Bowie öldükten sonra ne hissettiniz?

Şey, ben her zaman David’i rock’ın roll’un Picasso’su olarak andım, ona da söylerdim. Onun ölümü beni üzdü ama ardından bıraktığı parçalar, ona şükürler olsun. Grammy Ödül Töreni’nde Lady Gaga ile onun onuruna şarkı söyledik, çok duygusal bir andı.

İstanbul’da sabırsızlıkla bekleniyorsunuz. Neler bekliyor bizi?

Tek bir istediğim var o da gelen herkesin dans edip iyi zaman geçirmesini sağlamak. Her zaman müziğin insanları birleştirici bir gücü olduğuna inanırım. İstanbul’da da bunu görmek istiyorum...

15’inde Jimi Hendrix, 19’unda Ben E. King ile çaldı

 Dünyaca ünlü isimlerin parçalarına sihirli dokunuşlar yapan, şu sıra Beyonce, Jay Z, Lady Gaga, Katy Perry gibi isimlerle arkadaş olan Rodgers için İKSV bir zaman tüneli hazırladı. Dikkat çekenler arasından bir bölüm...

1967: İlk caz-blues-rock müzik yapan World Rising’i kurdu ve Jimi Hendrix ile jam session yaptı. 

1971: 19’unda kariyeri hızla ilerledi. Ünlü Harlem Apollo Tiyatrosu’nda Aretha Franklin, Ben E. King ve Funkadelic gibi sanatçıların arkasında çaldı. The Big Apple Band’ı kurdu.

1977: CHIC grubu resmi olarak kuruldu.

1979: Sister Sledge için yazdıkları “We Are Family” single’ı, Rodgers ve Edwards’a Grammy adaylığı getirdi ve R&B listelerinin başına geçti. 

1979: CHIC’in üçüncü albümü Risqué’in yayınlandı. “Good Times” gibi single’lar gelecekte Queen, Blondie, INXS ve The Clash gibi rock gruplarının hit şarkılarına ilham verecekti.

1980: Rodgers ve Edwards efsane sanatçı Diana Ross’un Diana albümünün besteciliği ve yapımcılığını üstlendi. Yine Grammy adaylığı...

1983: David Bowie’nin Let’s Dance albümünün yapımcılığını üstlendi.

1984: Remikslediği “The Reflex”, Duran Duran’ın en çok satan single’ı oldu. Madonna’nın ikinci albümü Like a Virgin’ı yaptı. Ardından Michael Jackson, Bob Dylan, Grace Jones, Robert Plant, Slash, Eric Clapton ve Mick Jagger ile hit parçalara imza attı. 1992: Bernie Edwards ile CHIC’i tekrar bir araya getirdi.

2010: Prostat kanseri teşhisine rağmen The Chic Organization Box Set, Vol. 1: Savoir Faire koleksiyonunu yayınladı. 

2013-2014: Prostat kanserini yendikten sonra hayatı belgesellere konu oldu.

2014: Daft Punk ile Random Access Memories albümünü çıkardı ve “Yılın Albümü” Grammy Ödülü’nü aldı. Get Lucky, 35 ülkede 1 numara oldu ve Rodgers’a “En İyi Kayıt” ve “En İyi Pop/ Grup Performansı” dallarında iki tane daha Grammy Ödülü kazandırdı.

2016: Yeni bir CHIC albümü üzerinde çalıştığını açıklayan Rodgers, ilk kez İstanbul’a geliyor.

Bir kenara not edin!

Festivalin tek dev ismi Rodgers değil. Garanti Bankası’nın ana sponsorluğunda gerçekleşecek 23. İstanbul Caz Festivali’nde mutlaka seyretmeniz gereken onlarca isim var. Birkaç tüyo bizden!

Suriyeli Müzisyenler Orkestrası, Damon Albarn ve konuk sanatçılar (27 Haziran): Şef Issam Rafea ve diğer üyeleriyle birlikte Suriyeli Müzisyenler Orkestrası, Damon Albarn ve sürpriz konuklarla Suriye kültürü ve müziğine bir saygı duruşu gerçekleştirecek. 

Festival ödül gecesi: Swing UNLTD // The Hot Sardines (11 Temmuz): Özdemir Erdoğan ve Ergüven Başaran’a Yaşam Boyu Başarı Ödülü takdim edilecek. Başaran’ın grubu Swing UNLTD’dan sonra New York swing gecelerinin aranan grubu The Hot Sardines sahnede olacak.

Scofield Mehldau Guiliana (19 Temmuz): Besteci ve piyanist Brad Mehldau, en son David Bowie’nin Blackstar albümünde vurmalılardan sorumlu olan davulcu Mark Guiliana ve caz gitaristlerinin en büyük ilham kaynaklarından John Scofield birlikte sahnede olacak. Doğaçlama neymiş göreceğiz! 

Joss Stone / Vintage Trouble / Grup Ses Beats (23 Temmuz): İngiltere’nin çıkardığı en güçlü seslerden Joss Stone ikinci kez İstanbul’da. 2000’lerin Aretha Franklin’i olarak da anılan Stone’un sesini yeniden duymalısınız. Üstelik ondan önce, klasik blues yapan Vintage ve Grup Ses Beats, “Plaklarla Dünya Turu” adlı setiyle sahnede olacak. 

Allan Harris, Roy Hargrove, Roberta Gambarini ve TRT Hafif Müzik ve Caz Orkestrası (25 Temmuz): Brooklyn caz sahnesinin en tecrübeli isimlerinden, ödüllü caz vokalisti Allan Harris ve 2 Grammy ödüllü caz trompetçisi Roy Hargrove ile caz vokal Roberta Gambarini’nin aynı sahneyi paylaştığı konserle kapanışını yapacak.

Güçlü ses yeniden İstanbul’da

The Soul Sessions albümü ile şöhreti yakalayan İngiliz şarkıcı Joss Stone İstanbul’u sallayacak. Stone eski ve yeni şarkılarını seslendirecek.