Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Dile kolay, 76 yıllık yaşamının 53 yılında sanat vardı Metin Akpınar’ın. Oyun arkadaşı Zeki Alasya’yı kaybettikten beri elbette çok şey değişti hayatında ama yine de çalışmaktan geri durmadı. Onu en son Show TV ekranlarında yayınlanan “Aşk Laftan Anlamaz” dizisinde ‘Haşmet Dede’ karakteriyle izledik. Ve iki yıldır da Okan Üniversitesi Konservatuvarı’nda hocalık yapıyor. Hatta çalışmasının sağlığına da iyi geldiğini söylüyor. Nasıl gelmesin? Gençlerin enerjisi onu sarıp sarmalıyor... Hem çekiniyorlar hem de büyük saygı duyuyorlar Akpınar’a. Eee, kolay bir hoca değil, kabul ediyor. Kendince bir açıklaması var; “Ben çok perfeksiyonist bir adamım. Mükemmeliyetçiliğin Türkiye’de geçerli olmadığını çok iyi bilen mükemmeliyetçilerdenim” diyor. Öğrencileriyle birlikte bir Kabare Müzesi açmak ise hayali... İçinde sinema, tiyatro müzesi, 40 kişilik oda tiyatrosu ve kafesi olacak bir sokak arıyor.

HT Pazar'dan Ekin Türkantos'un haberine göre; Akpınar, 8. Ataşehir Uluslararası Tiyatro Festivali’ne öğrencilerini hazırlıyor. Gençler, 28 Mart’ta ‘Dün Bugün’ oyununu sahneleyecek... Provalarına konuk oluyoruz. Akpınar’ın enerjisi, bilgisi ve derin sohbetine bir kez daha hayran kalıyoruz.

* Buradaki öğrenciler ne şanslı. Nasılsınız, sağlığınız iyi mi?

Teşekkür ederim. 76 yaşındayım. Geçenlerde açıklandı, Türkiye’de erkek popülasyonunun ömrü 73, kadınlar 78. Benim delikanlılığımda 56’ydı. Tıbbın gelişmesi, farkındalık ve yukardakinin ayarıyla bu yaşa kadar geldik. Zannediyorum artık son dönemlerimiz. O yüzden bildiğimi paylaşmak istiyorum. Yaşıma ve kiloma rağmen sağlığım çok şükür iyi. Ben damar hastasıyım. Aileden gelen bir şey. Bu gözde, kalpte, hemoroit ve variste de var. Nükte olsun diye söyleyeyim ben öfkeli bir adamım. Öfkelendiğimde “Benim damarıma basmayın” derdim. Sonra anjiyo olmam gerekti, çıktıktan sonra trombositlerin oradaki damara basmak lazım, “Rica ederim damarıma basın” diyordum. (Gülüyor.) Çalıştıkça daha da iyi oluyorum.

* Kaç yıldır hocalık yapıyorsunuz?

Burada iki sene oldu. Ondan evvel Haliç Üniversitesi ve Bahçeşehir Üniversitesi var. Ben tiyatronun eğitim alanı olduğuna inanırım, hocalığım orada. Akademisyen değilim, bildiklerimi çocuklarla paylaşmaya çalışıyorum. Kabare tiyatrosu kurulduğunda biz de ne olduğunu bilmiyorduk. Hatta rahmetli Haldun Hoca (Taner) bunu teklif ettiği zaman, “Ben bilmediğim şeyi yapmam” diye direndim, çok uğraştı, ikna etti. İyi ki de etmiş. Şimdi mutfakta öğrendiklerimi çocuklarla paylaşıyorum.

* ‘Devekuşu Kabare’yi bilmeyen gençlere, kabare öğretiyorsunuz. Zor olmalı...

Şüphesiz çok zor. Yalnız kabare tiyatrosu, politik hiciv, insan beyninin bir merkezinde zaten var. İnsanın öldürme içgüdüsü ve düşmanlık içgüdüsü var. Amigdala merkezi aktif olduğunda şiddet oluşur. Bu dürtünün tatmini gerekli. Aynı beslenme, üreme içgüdüsü gibi. Bunun iki yasal yolu var, biri spor, biri sanat. Bunları doyurursanız, insanlar daha insan, daha sosyal hayvan olurlar. O yüzden kabare tiyatroları, her rejimde yaşamıştır. Ağır faşist rejimde de... Varoluşçulardan, dadaistlerden parçalar almış, Fransa’daki sanattan nemalanmıştır. Ana hedefi politik hiciv. Tarihte satiristleri yaktılar, derisini yüzdüler. Bizim Nef’i’miz vardır mesela. Ama bu insanın altyapısında var olduğu için hiç bitmiyor. Bence insan oldukça tiyatro ve onun yanında da kabare tiyatrosu olacak. Bugün Türkiye’de yok ama Allah bana ömür verirse mezun öğrencilerimle bir kabare tiyatrosu kuracağım.

* Bir kabare müzesi hayaliniz de vardı...

Çalışıyoruz. Belediyelerden, çalıştığım üniversiteden “İmdat” diyoruz. Ataşehir Belediyesi aday oldu. Yer bakıyoruz. Bir sokak düşünüyoruz, içinde sinema, tiyatro müzesi, 40 kişilik oda tiyatrosu ve kafesi olacak. Kapalı devre canlı yayın yapacağım. Görsel malzememiz var. İşitsel malzeme için kabin kuracağım. Fotoğraf için modern müzecilikteki dijital masalardan koyacağım .

* Evet, dokunmatik ekranlarla çok güzel yapıyorlar...

Çok şeker bir şey. Eskişehir’de İnönü’nün konağında gördüm ilk, Kurtuluş Müzesi’nde.

* 35 senelik kostümleriniz var değil mi, bunları nerede saklıyorsunuz?

Bin tane kostüm var, hepsi depoda. Her sene 75 bin lira para veriyorum oraya. Müze kurulursa oraya nakledeceğiz.

* Ara ara bakar mısınız kostümlere, anıları yâd etmek için fotoğraflara...

Depo ulaşılamayacak bir yerde, görevli arkadaşların sorumluluğunda.

Ama arada bakarım, Zeki’nin ölümünden sonra onun kostümlerini de aldım, müze için. Yılmaz Büyükerşen hocamız Zeki’nin ve benim balmumu heykellerini yapıyor. Kostümleri onlara giydirip müzede göstereceğiz.

‘NAYLON TORBAYI BİLE LAZIM OLUR DİYE ATAMAM’

Çok fazla biriktirir misin?

Naylon torbayı bile atmam. Bükerim, bir gün lazım olur diye. Annemden öğrendim.

* En çok neler biriktirirsiniz mesela?

Her şey var, kirli çıkıyım. Çöp eve çeyrek var. Ama temizimdir. Kostümlerimin hepsi temiz, ütülüdür. Naylon poşetlerin hepsi çiçek gibi dizilidir.

* “Artık bunu da biriktirme” dedirtir misiniz?

En çok kavgayı eşimle yaparım. Evde yer yok ben de hiçbir şeyi atmıyorum. 70 kilo olduğum dönemdeki kıyafetlerim hâlâ duruyor. Onları balmumu heykeline giydireceğim. Şişman heykel hiç iyi olmaz.

* İnsan her zaman genç halini görmek istiyor değil mi?

Rahmetli Haldun Taner bizi müthiş bir kültür insanı olan İsmail Hakkı Baltacıoğlu’na götürmüştü. Bize nasihatinde şunu söyledi: “İnsanlar yaşamları boyunca anılar satın alır. Maddi, manevi bedeller ödeyerek anılar biriktirir. İyi anılar biriktirmişseniz yaşlılığınız iyi geçer, kötü anılar biriktirdiyseniz kötü” demişti. Bu nasihatı dinledim. Olabildiğince iyi şeyler biriktirmeye çalışıyorum. İnsan olduğumuzu da unutmayın, ilah değiliz. Bizim de günahımız çok. Teraziye koyduğumuzda iyiliğin ağır bastığı kanaatindeyim. Tabii yukarıdaki değerlendirecek. Bir de “Kabirde Münker ve Nekir gelecek” diyorlar. Bizim dinimizde öyle şeyler yok. Altını çizerek söylüyorum. Oraları biraz bilirim ben. Uyduruyorlar, öyle bir şey yok.

* Önemli olan iç huzuruyla dünyadan ayrılmak...

Spirütelist anlamda ruhun varlığı evet, beyin enerjisi diye de bir şey var. Ruh çıktıktan sonra beyin enerjisi birkaç dakika daha yaşıyor. Bunu da ilk giyotinle keşfettiler. Giyotin iniyor sepete kafa düşüyor “Joan” diyorlar, adam bakıyor. çünkü bir buçuk kilo kan var. Gerçi ruh çıktıktan sonra kalan cesedin hiçbir anlamı yok bence. O, mikroorganizmalara, börtü böceğe müthiş bayram. Bizim için çok üzücü olan ölüm olayını Pasteur, “Pis biyolojik bir olay” olarak tanımlıyor. İdealistler “Allah’ın emri” diye... Ben ölsem mezara koysalar 40 kilo yağ var, kemikler var. Çocuklar nasıl üşüşürler, nasıl sevinirler kim bilir?

Bir arkadaşım eşi vefat ettikten bir süre sonra mezarına gittiğinde “Sonunda bana çiçek açtı” diye bahsetmişti, çok etkilenmiştim.

Bunlar çok güzel, duygusal şeyler. Haldun Taner Hoca’nın bir hikâyesi vardır ben şimdi çocuklarıma modern meddah olarak oynatıyorum. Bir kavak ağacının hikâyesi: Bir adam “Beni sahildeki kavağın altına gömün” diyor. Öyle de yapıyorlar. Orada dalgaların sesini müzik olarak dinliyor, baharda rüzgâr ılık genç kız nefesi gibi esiyor, bademler açıyor. Müthiş bir cümlesi vardır orada Haldun Hoca’nın; “İşte bütün bunları sağlayarak, nasıl da kendini yeryüzüne atmayı becermişti”. Kavak olarak oradan hayat buluyor adam. Bu oyunda da var.

* Biraz da oyun konuşalım mı çok fazla ölüm konuştuk sanki...

Oyuna gelince, aşağı yukarı canlı mahlûk yok. (Gülüyor.) Kalanlardan birkaç kişiyiz. Halit (Akçatepe) çok ağır hasta evladım. Nezih gitti, Zeki gitti, Haldun Bey gitti, teknik arkadaşlarımız gitti, çok şehit verdik. Oyunun girişinde onlara teşekkür ediyoruz. “Dün Bugün” oyununda Türkiye’nin dünüyle bugününü irdeliyoruz. 1986 versiyonunda bugünü izlemiştik. O yüzden bugünü çok irdelemiyorum. Zaten malum ve görülüyor. Görsel malzeme de arttı. Kabare tiyatrosu çok bilgi gerektiren bir dal. Bilgi birikiminiz çok olmalı ki doğaçlama üretebilin, siyasi otoritelere gönderme yapabilin. Okulda ilk sene, entelektüel formasyon dediğim bir ders yapıyorum. Çocuklara bilgi yüklüyoruz. 14 milyar sene önceden big bang’den başlıyoruz, evren, yıldızlar, galaksi, güneş sistemimiz, “İnsan nasıl oluştu?”, “Nereden geldik?, “Nereye gidiyoruz?” bütün bilgileri öğretiyoruz. Sonra çocukları oynatıyoruz.