Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Yaşam

        Nazenin Tokuşoğlu/ HT PAZAR

        ntokusoglu@htgazete.com.tr

        Çok severdim Uğur Yücel'i. Dün ne yediğini hatırlamayan ben, şu an bile Selamsız Bandosu'ndaki o muzip bakışları, Canım Ailem'de Meliha'yı tavlamak için girdiği şekilleri hatırlıyorum. Sonra Roma'da Türk Filmleri festivalinde tanıştık... "Soğuk" filmini birlikte seyrettik. Keşke daha önce tanısaydım, hatta yol ayrımlarında "Uğur abi ne yapmalıyım" diye sorabilseydim dediğim biri artık o hayatımda. Yanında hem kafana göre davranmak istiyorsun hem de ağzından çıkan her kelimeye dikkat ediyorsun. Bana böyle oldu ama Ezgi Mola'yla, Şebnem Bozoklu'yla ilişkisini görünce de herkese eşit sevgi verdiği hissine kapıldım ki bu iyi bir şey... Bu arada herkes yorulup otele döndü, Uğur Yücel'le Roma kazan biz kepçe dolaştık durduk, kendisi benim gözümde "Yaşsız" bir insan. Ve tabii yakalamışken röportaj da yaptık...

        Mutsuz değilim... Hayat istediğimden uzak. Teselli edecek yerler, istasyonlar yaratıyorum kendime. Evet bir yandan canlandırmalar yapıyoruz oyunlarla. O da oyalıyor. Ama rolden çıkıp yorgan altına girmek istiyor insan. Öyle her şeye rağmen gülümseyenlerden değilim. Öte yandan kendi gırtlağımı sıkacak kadar da bozmadım. Ama inandığım her şey yıkıldı sadece. Bu durumda daha iyi kavrıyorsunuz hayatı ve uzağından yaşamayı seçiyorsunuz. Bu mutlu bir durum bir yandan. O halde gündelik tuzaklara ve hayata kapılmadığım için mutluyum. Müziğime kitabıma filmime az buçuk lezzetime gömülebiliyorum ve bunun mevcut hayatla hiç ilgisi yok.

        Sizin için "zor insan" diyenler de var, "dünya tatlısı, anlaşması çok kolay" diyenler de... Hangisisiniz?

        Kime zor kime kolay geldiğimi kestiremiyorum. Kendime zorum en çok. Yoruyorum kendimi. Hayata ve çevreme karşı da fazla geveze ve patırtılı buluyorum kendimi. Bu aralar kendimi tanıyamayacak kadar gürültülüyüm. Bu yılki tempoma da şaşıyorum en çok. Çok çalışıyorum. İyi de geliyor. Esas sorudan tüydük. Kendini önemseyen, aptalliğinin farkında olmayıp kendiyle gurur duyan ve ortalama bir zekayla kendine kibiri yakıştıranlar için çok zor biriyim. Püskürüyorum bu tiplere... Herkese yutturuyorlar kendilerini. Ve hepimizden mutlular. Böyle bir öküzlük imrendiriyor insanı ve köpürtüyor... Dalga dalga geliyor karşılarında otururken insana öfke...

        Ve tabii dizi tanıyan herkesin söylediği, açık sözlüsünüz, dobrasınız. İyi bir şey mi?

        O kadar da değilim. Yani yaşlandıkça manzarayı idare ediyorum. Galiba daha kaypaklaşıyor muyum ne? Oğlum gördüğüm ve göz yumduğum herşeyin farkında. En son dün akşam kahkahalarla sen cennetliksin dedi. Muhtemelen benim sabırla karşıladıklarıma şaşıyor. Evet öyle bir hal geldi ki ben de şaşıyorum kendime. Açık sözlü olmaktan da sıkıldım... Bir de hani aklı eriyor zannettiklerimin olay mahallinden ne kadar uzakta olduğunu geç farkediyorum. Faydam olur diye konuşuyorum. Bakıyorum nabız kan dolaşımı boşa gitmiş. Trene bakar gibi bakıyor gece sonunda.... Bu arada kendimi tükettiğimin farkına varamıyorum... O gidip fısır fısır uyuyor ben makinaya bağlanıyorum uyumak için.

        Türkiye'nin en özel oyuncularından birisiniz kuşkusuz. İyi bir oyuncu olmanın altın kuralı nedir? Doğru enerjide olmak, süper yetenek, hayatın fotoğrafını iyi çekmek?

        Aman boşver! Hiçbir özelliğimin farkında değilim. Daha doğrusu başkalarına oyunculuk hakkında dertlenirken bazı kendime özgü sayılabilecek özellikleri fark ediyorum yalan söylemeyeyim. Ama bunu beceremiyorum. En olması gerekenin yerini edinmişim doğuştan. Bu bilgi mevcut. Onun nerede olduğunu biliyorum ama hani bir yer var biliyorum ama anlatamıyorum gibi. İyi bir oyuncu olmak için içgüdülerini harekete geçirmek kendi suyunu bulandırmak bunu becerebilmek içinde zekaya sahip olmak gerekir sanırım. Ama en bıktığım ve kendimi alıkoyamadığım nasıl olmalı konusunda fikir saçmam. Birgün, çok yakında tamamen susacağımdan kuşkum yok. Dün akşam bilgisayarımda geçmişe ait ne varsa bazı günlük notlar ve bitmiş senaryolar ve taslaklar da dahil hepsini attım. Şimdi masa üstüm de bomboş. Her biriktirdiğimin manasız yüklerini attım. Sıfır bu sabah... Hiçbir şeyim yok... Bu ilişkisizlik yarın bir boşluk yaratmalı. O halde yine istemeden yeni düşünceler gelecek.

        Selamsız Bandosu, Muhsin Bey... Yolunuz Şener Şen'le sürekli çakışmış. Şener Şen ne demek sizin için? Neydi sizi sürekli bir araya getiren?

        Çok genç yaşta tanıdım Şener abiyi. Hala görüşüyoruz. Birlikte rol aldığımız işler çok konuşuluyor, anılıyor. Bana en sık sorulan soru neredeyse sözleşmişler gibi "Şener Şen le ne zaman film yapacaksınız?" Bu soru çoğunlukla sitem şeklinde soruluyor. Bazen azar çekenler de var! Ayar verenler de... "Yanlış yapıyosunuz bak seyirciyeeee!"... "Proje bulamıyoruz" diyorsun, "Biz mi yazalım" diyorlar. "Yaz ulan" desen yazacak. Şener Şen tanıdığım en kendine özgü insanlardan biri. Tam komedyen içgüdüsüyle gelmiş dünyaya. Çaktırmadan öğretir de. Onu masa sohbetlerinde azdırmaktan çok zevk alıyorum... Bin kere dinlediğim komik hikayelerine her seferinde başka bir yerinden gülüyorum. Haa nedir sürekli bir araya getiren sorusuna cevap aynı tepeden bir köye bakıp konuşmadan oturmanın kederi. Ya da büyük kalabalığın içinde komiği görüp kıskıs gülmenin hazzı.

        Her rolün oyuncususunuz ama Hırsız Polis'te Mavi'ye, Canım Ailem'de Meliha'ya bakışınız gözümün önüne geldi, aşık adamı ayrı bir güzel oynuyorsunuz. Sizce?

        Sadece hayata yakınlık. Acısını sevincini aşkını ayrılığını taaa damarından hissetmek. Oyunla değil yürekle bakmak. Sofraya kalbini koymak. O kadar! Her bakışında eski bir aşkın ve yaranın acısı gelir gözüne ya da sevinci. Aslında içindir bakan. Kamera karşısında öpüşmek değil ağlamak mahremimdir benim. Sette kimse olmasin istediğim zamanlar odur. Aşk ilan etmeye utanırım, öpmeye değil. Ulan böyle manalı sütlaç konuşmalara açık halimi de ayrıca sevmiyorum. Çünkü burada kendiyle barışık ve sevişik bir sunum görünüyor. Ama insan konuşuyor işte...

        BU GÜZELİM ÜLKENİN İÇİNİ KİRLETTİLER

        Türkiye'nin Al Pacino'su diyorlar size... Bana da mantıklı geldi, filmleri karşılaştırınca, ne dersiniz?

        Bana da iyi oyuncu diyorlar benim için hiç bir değer ifade etmeyen gabii mallara da. Galiba tek kapılmadığım şey övgüler. Onun dışında kolay kanarım. Aldanırım. Bir yanım ağır saftoriktir. Pacino da diyen var Brando da. Her ikisine de benzerliği kabul ediyorum. Gençken Al Pacino ya benzerdim. Yaşlanınca da Brando'ya benzedim. Ama fiziksel olarak. Kimse tasalanmasın tek seçkin özelliğim ne olduğumu nasıl olduğumu bilmemdir. Kendime utanç verici yakıştırmalarım yoktur.

        Roma'da İtalyan gazetecilerle yapılan basın toplantısında ne mutlu ki ben de vardım. Dediniz ki; "Havaalanında satılan kitap vardır, bir de sadece sahafta satılan. Benim filmim ""Soğuk" sahafta bulunan cinsten... Biraz geçmişe gidelim... Yazı-Tura, ilk filminiz yönetmen olarak... Futbolcu olmak isterken mayına basarak bacağını kaybeden Şeytan Rıdvan'la Hayalet Cevher'in hikayesi... Ve şimdi de Benim Dünyam... Oyuncu olarak daha komik ama yönetmen olarak daha sert, "Offff" dedirten filmler yapmayı mı tercih ediyorsunuz?

        Yazı_ Tura benim için çok değerlidir. İlk çocuk. Onu övmek istemem. Yermem daha kolay. Ama o benim serseri ruhum. Bana en çok benzeyen işim. Soğuk'a yakıştırdığım kimlik, türüyle ilgili. Karanlık işleri seçmeye gayret etmiyorum. Bana bunu toprağım hissettiriyor. Folklorunu ve doğasını çok sevdiğim bir memleket burası. Buralıyım. Başka memleketli olmaya hiç heves etmedim. Bu güzelim ülkenin içini kirlettiler. Yüz yıldır... Cennet ülke üzerinde yaşananlar çok trajikti. Kendi işlerimi yazarken kendime yalan söyleyemiyorum.

        "Soğuk"tan önce bir başka filminiz "Benim Dünyam" sinemaseverlerle buluşuyor. 1950'li yıllarda geçiyor ve 2 yaşındayken görme ve duyma yetisini kaybeden bir kız olan Ela'nın hikayesini anlatıyor.

        Helen Keller isimli bir Amerikalı kadının gerçek yaşamı. Kör ve sağır. 12 yılda üniversite bitiriyor, dil okuyor. Ve konuşuyor. Yaşanmış gerçek bir hikayeden bir kaç ayrı yorum yapılmış sinemaya. Arthur Penn de bir versiyon çekmiş, "Miracle Worker" diye. Oscarlı sonuçlar alınmış filmden. Berbat başka uyarlamalar var. Biz Hintli'lerin yaptığı versiyon üzerinden adapte ettik. Senaryo yapısı buraya çok uygundu...

        Hintliler "Benim Dünyam"ın yönetmen Sanjay Leela Bhansali'nin ‘Black' (Siyah) filminden tamamen kopyalandığını iddia etmişti. Onun üzerine TMC Film "Benim Dünyam, Black'in bir uyarlaması, ‘remake'idir. ‘Remake' çağdaş sinemanın önemli bir türü olmakla birlikte, pek çok ünlü yönetmenin ‘remake' filmleri bulunmakta ve pek çok kült film başka filmlerin ‘remake'i durumundadır" şeklinde bir açıklama yapmıştı.O mesele tamamen kapandı mı?

        TMC kontrat imzalamış... Uzlaşılmış sonuçta... Ben uzağım gelişmelere. Bu remake. Adlı adınca. Yani sadece uyarlama değil. Yeniden yapım. Çoğu sahne bire bir neredeyse. Ama önemli yorum farklılıkları var. Hintliler'inki katolik metaforlara dayalı bir mucize hikayesi. Bizimki Türk filmi ve mucizelerden çok kendi yüreğini varlığını koyan bir hoca ve ona inanan bir öğrencinin başarı hikayesi. Minicik çocuğa sosyalizm ve şiir yükümlülüğü takıştıracak kadar sıyrık değildik

        CAN BENİM OĞLUM OLMA ÖZELLİĞİNİN ÇOK DIŞINDA

        Benim Dünyam'da hem oynadınız hem de oğlunuzla birlikte yönettiniz. Nasıl oldu baba - oğul çalışmak? Biraz anlatır mısınız?

        Beni en iyi oğlum tanıyor. Bütün yönetmenlerden daha yakın bana. Hiç kül yutmuyor ve beni yönlendiriyor. Benden öğrenecekleri bitti. Ben ondan öğreniyorum. Ya da işte karşılıklı üretim gelişim sürüyor... Çok inandığım bir insan. Sadece beni değil bütün oyuncuları ve seti kendi çekim alanına davet eden bir yetenek. Oğluma övgüde bulunmak istemem ortalıkta ama Can bizim çevremizde benim oğlum olma özelliğinin çok dışında.

        Yeri gelmişken nasıl bir babasınız?

        Bunu oğlum bilir. Öyle edepli ve serin bir adam ki ne över ne de yerer. Artık Can'a babalık bitti. Sessizce birlikte kalabildiğim biri. Her şeyimi feda edeceğim bir insan. Galiba oğlumun canını hiç yakmadık. O da benim canımı yakmadı. Büyük bir aşkın ürünüydü. Artık sokakta herkes "Uğur Baba" diyor. Bunu günde yüz kere duyuyorum. "Eyvallah birader" çekiyoruz biz de. Bir babalık yakıştırmışlar işte... Ama en azından Can benim çalışma arkadaşım. Sofra adamım. Gülüyoruz birbirimize daha ne olsun!

        Oğlunuz adı Can, Can Yücel'den dolayı mı? Sever misiniz şiir?

        Senaryo ve öykülerde bulduğum isimler arkadaşlarımı hem güldürür hem de şaşırtır. Can da bayılır bulduğum isimlere. Fakat tek yaratıcı olamadığım yer Can'ın ismi. 80'li yıllarda isimlerin sonuna bir Can eki gelirdi. Uğurcan koyacak kadar yaratıcılıktan uzak bir noktaya gelmişken Can' la kurtardık. Yoksa minicik çocuğa sosyalizm ve şiir yükümlülüğü takıştıracak kadar sıyrık değildik. Annesiyle o bizim canımız olacak, Can olsun dedik... Gelgelelim şimdi Can'ı şair Can Yücel'le karıştırıp şiirlerinizi çok beğeniyoruz diyenler mi istersin, bana Can baba diyenler mi. Büyük karambol. Şiir severim... Can Yücel' i tanıdım, uzak ahpab ve hemşehri olduk. Şiirlerini ve kendi okuyuş tarzını çok severim. Cümleler kendiliğinden başka akorlara akar ve bağımsızdır. Öncül bir "Slam" saiiridir ve en güzel şiirlerini hapishanede yazdığı söylenir.

        BEREN BU ROL İÇİN SEÇİLMİŞ EN İYİSİ

        Uğur Yücel'in gözünden Beren Saat nasıldır? Hem oyuncu hem insan olarak...

        Bu rol icin en iyisiymiş. Sanırım oyunculuk olarak onun için öncesi pek yoktur. Sonrası da zor denk gelir. Hem disiplini hem de zeka ve gönlüyle bütün sette iz bıraktı. Onunla calışacağım. Kimsenin beklemediği sonuçlar alacağım...

        Onunla ilk çalışmanız, yer aldığı projeler sizin çizginizden farklıydı bugüne kadar, hep aynı isimlerle çalışan biri olarak, bu sizin açınızdan bir risk miydi?

        Çok garip tepkiler aldım Beren Saat' le oynayacağım dediğimde. Özellikle oyunculardan. Kızı nereye koyduklarını kestiriyordum aslında. Yarışmadan gelmiş star... Tıpkı dindar bir kasabaya dekolte bir kadın gelmiş ve ben de aynı dinin mensubu bir keşiş olarak bu kıza kucak açmışım gibi kaygıyla karşıladılar. Bu utanç verici bir cehalet... Gidip osuruktan dizilerde berbat kompozisyonlar çizeceksin sonra böyle öğrenmeye gelişmeye aç oyuncuları yereceksin.

        Ve bir diğer önemli isim Ayça Bingöl, Beren Saat'in annesi rolünde. Uğur Yücel, Ayça Bingöl ve Beren Saat... Dizi severler için ilginç bir üçlü... Nasıl belirlendi isimler? Diğer dizileri seyredip projenize uygun isimlerle ilgili notlar alır mısınız mesela?

        Not almam dizi izlemem ama bazen hızla gözümün önünden geçen resimlerde dikkatimi çeken isimleri araştırırım. Yıllarca hafızamdan silinmez bir resim. Galiba genel olarak oyuncu seçimi konusunda isabetli davranıyorum. Bakınız kendimizi beğendiğimiz yerler de var. Ayça da çekici bir aktrist. Oyunculuğu ve güzelliği olgunlaşmış. Kolayca kendi içine gidebilen biri. Aramıyor çok. Çabuk buluyor. O da filmin değerli bir parçası oldu. Dertsiz tasasız çalıştım. Çalışacağım da bundan sonra. O daha bilmiyor nerede? Bir sürü deli kendimize setlerde alan buluyoruz

        Aramızda Kalsın çekimleri nasıl gidiyor? Uyum yakalandı mı şimdiden?

        Öyle gözükmüyor mu? Akıp gidiyor. Dertsiz bir set. Bence birbirimizin omzuna başımızı yaslayıp mutlu çalışacağımız bir sıcaklık var.

        Binnur Kaya'yla da Şebnem Bozoklu'yla yakaladığınız enerji olacak mı?

        Şebnem'le de Ezgi'yle de ve diğer bütün "Canım Ailem" ekibiyle birlikte çalıştık Soğuk filminde. Birbirimizi özlüyoruz. Hepsi yakın arkadaşım oldu. Bu sette de neredeyse herkes eski iş arkadaşlarım. Eski asistanım şimdi beni yönetiyor. Binnur'u da eskiden tanıyorum. İlk kez karşılıklı çalışıyorum. Kendini bütünüyle işine veriyor. Çok yüksek enerjisi. Setin en yorgun huysuzu olarak huzurluyum... Bir sürü deli kendimize setlerde alan buluyoruz. Bu hayvanların kendi habitatını bulması gibi bir şey. Tuncel abi daha yaşasaydı.

        Tuncel Kurtiz'le ilgili neler söylemek istersiniz? Bu tür kayıplarda neleri sorgularsınız? Yaşarken değer bilinme, iz bırakma vs...

        Tuncel abiyi tanımlarken böyle naftalinli edebi tasvirlere meyil ediyor insan. Ama o bir haz adamıydı. Kendine özgü bir gezegen. Ben daha yaşamasını isterdim. Çünkü insanlara acılar çektirmiş kötülük yığını 90'lıklar boğum boğum yiyip içip keyif çatarken böylesine hayatı seven, çocuk heyecanıyla uyanan ve bir günün her anının tadını doya doya içen insanlığa iyiliği dokunmuş bir adamın aniden yok olması hakiki acı veriyor insana... Ekşi kokuyor hayat.

        ÖNERİLEN VİDEO
        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ