Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
  • Habertürk Huawei Uygulaması

Ada'da tek başına

Giriş: 05.10.2015 - 14:58 | Güncelleme:

117 yıllık tarihi yetimhane binası kurtarılmayı bekliyor

FOTOĞRAFLAR: SERHAN SEVİN

Güneş'in yukarı bakıldığındaki göz kamaştırıcı beyaz yangını, Ekim'le birlikte yerini artık puslu, gri ve küllenmiş bir rahatlamaya bırakmıştı. Sonbahar havası tüm şehri yavaş yavaş teslim alırken çıkılan Ada seferi ne kadar sürprizlerle dolu olabilirdi ki diye içimden geçiriyordum. Ada ziyareti o an geç gelen adalet gibiydi. Oysa vapura atladıktan sonra, İstanbul deniz sahanlığını terk eder etmez ne denli yanıldığımı anladım. Bizi başka bir gökyüzü selamladı. Geniz yakan karbonmonoksitin yerinde yarım saatlik mesafede paha biçilemez ferahlıktaki oksijen, boğazdaki poyrazın kaybolan hırçınlığında kısık ve huzurlu bir esinti belirmişti. Geride kalan metropolün bulutları kapatan kalabalık beton yığınlarına, toprağı ve yeşili örten turuncu pespayeliğine karşı Adalar; etrafına gerdanlık gibi dizilmiş, mavi ve yeşilin tüm canlılığı arasında poz veren kişilikli eserlerle cevap veriyordu. İsa Tepesi'ndeki benzersiz atmosferiyle Eski Rum Yetimhanesi, uzaktan dahi insanı içine çeken ürpertici gizemiyle en etkileyici olanıydı.

Vapurdan inip hafta içi olmasına rağmen Arap ve Alman turist yoğunluğuna karışarak soldan doğruca çarşıya inmektense; sağdan Ada'nın yalnızlığına kıvrılmak üzerine oy birliğiyle anlaştık. Travertenleri andıran dik merdivenlere doğru yönelmek ve yaza göre ıssızlaşmış sokaklardaki kedilerin açlığının yol kestiği asfaltın içinden Ada'ya adım adım dokunarak tepeye doğru tırmanmak zahmetliydi. Ve kuşkusuz buna değdi. 3 metrekare daha geniş oturma alanı için İstanbul'un dönüştürülmüş rezidans ve bloklarında feragat edilen balkonlar Ada'da alabildiğine geniş. Rüzgâr gülleri, çiçekler ve estetikle sarmalanmış. Penceresinde buğu olanlardan boş olmayanlar anlaşılabiliyor. Bisikletliler iki eli yüreğinde, diken üzerinde yol almıyor. Korna sesi duymadan, rahat rahat doğayı görerek süzülüyor. Burası insanın yaşamaya ve sevmeye fırsat bulabildiği bir yer.

Yetimhane binasına giden çam ormanının çevirdiği yola çıkan hafif yokuşu arşınlıyoruz. Motosiklet Günlüğü filmindeki tarifsiz mizansenlerden birinin içine Gustavo Santaolalla'nın ezgileri eşliğinde girmekten farksız bir serüven. Ve sonunda varış noktası. 

 

Fener Rum Patrikhanesi'nin izni olmadan Eski Rum Yetimhanesi'nin dikenli tellerle ekstra güçlendirilmiş duvarlarını aşmayı denerseniz, hemen içeride topal ayağına rağmen tazı gibi koşan bekçi köpeği Kej hazır kıta bekliyor. İzin alsanız dahi binadan içeri girmek yasak. O duvarlar aslında insanoğlu ve tarihi birbirinden saklamaya iten çaresizlik ve utancın ulaştığı son nokta. Bir taraftan Avrupa'nın en büyük ahşap binasını insan ihmali ve yağmacılığına, diğer taraftan insan hayatını da binanın ceset hızında çürümesinin vahim sonuçlarına karşı koruyor.

Her şeye rağmen Eski Rum Yetimhanesi'nin kırık dökük cephelerinden, uçmuş çatısından göğe yükselen ahşapa sinmiş tarih kokusu baş döndürmeye yeter de artar bile. Yetimhane hakkındaki sınırsız rivayet flu bir serilikte zihnimden akıp gidiyor ama bir tanesinin berraklığından kurtulamıyorum. Çıkan bir yangında çocukların yanarak hayatını kaybettiği hikâyesi. Efsaneye göre yetim çocuklardan biri yangındaki hengâme esnasında kaçarken avludaki kuyuya düşüyor ve boşaltılan binada unutulup gidiyor. Orada çığlıkları tükenene kadar ki mücadelesine yeniliyor ama ufaklığın yardım çağrılarının daha sonra yetimhane ziyaretçilerince duyulduğu söyleniyor. O çocuğun bir peri kılığında her gelenle konuştuğunu dahi iddia edenler var.

Benim kulaklarımda yankılanansa ormanın derinliklerinden yükselip, olağanüstü bir manzaraya bakarak tüm İstanbul'un gözleri önünde çürümekte olan tarihi bir binanın evrensel yakarışı. Nezaket gösterip biraz etrafı izlememize zaman verdikten sonra her yüzeyinden bize öyküsünü fısıldıyor.

24 saat içersinde boşaltılması istenen binadan ne kurtarılabilirdi ki ? Binanın yan tarafından bir açık kapı bulduk da, oradan girerek, gerekli birkaç eşyamızı alabildik. - Marika Hatzou / Yetimhane Eski Müdüresi

117 yaşıma geldim. Binlerce çocuğa babalık yapmak değil, kimsesiz kalmak yaşlandırdı beni." diyen bezgin ses tonuyla sitemle hayıflanarak lafa giriyor ve gerçekle korkmadan yüzleşerek devam ediyor.

Direniyorum ama enkaza dönüşmem an meselesi. Bağışıklık sistemim çöktü. Soluk bir kıvılcım, aksi bir rüzgâr bile kâfi. Hem kendimi hem insanları yok edebilirim. Beni bu yüzden hapsettiler ve görüşe çıkmama izin verilmiyor. Oysa bir zamanlar paylaşılamazdım. Ziyaretime gelenlerin gürültüsünden bunaldığım bile olurdu. Şimdiyse kuşlar ve bekçinin ailesi dışında neredeyse çıt çıkmıyor. Bir de tutuşmasın diye bahçedeki yabani otları yemeleri için Erol'un getirdiği koyunlar ve tavuklar var. Eskiden çocukların koştuğu yerlerde onların ayak seslerini duyuyorum. Yalnızlıktan delirecek gibiyim. Aklımı meşgul etmek için karşıya bakmayı deniyorum ama göremediğim eski arkadaşlarım beni daha da tedirgin ediyor. Ya ben de bir sabah kalktığımda Rıdvan Paşa Köşkü gibi yok olursam ? Onları özlüyorum ama özlemeyi de beni özlemelerini de istemiyorum. Nostaljiye mahkûm olma düşüncesi üylerimi ürpertiyor.

Bu kez kibarlık edip zaman veren benim. Panik atağı geçtikten sonra devam ediyor.

Orient Ekspres ünlüleri

Doğumum da ölümüm gibi zorluydu. Senin tevellüt yetmez, eskiden bir Orient Ekspres vardı. Paris - Viyana arasında başlayıp daha sonra Londra - İstanbul hattında gidip gelmeye başlamış. Hayâl edemeyeceğin bir lüks ve asalet vadedermiş. İlk başlarda herkes binemezmiş. Mata Hari'nin danslarını, Buzlar Kraliçesi Greta Garbo'nun onu Anna Karenina'yı götürecek iflasına, Muğla doğumlu Rum silah tüccarı ve ilk holding yapılanmalarından birinin kurucusu Basil Zaharoff ile düşes Maria Del Pilar'ın kaçamaklarını, Bulgar kralı III. Boris'in çocuksu makinistlik ve hız tutkusunu, imparator ve kralların özgürlüğünü, Troçki'nin sürgünlerini, Agatha Christie, Graham Greene ve Ian Fleming'in romanlarındaki ilhamını taşımış. Kimileri film, kitap olmuş. Tam da böyle elit tren yolcularının Varna'dan İstanbul'a feribotla aktarıldıktan sonra Büyükada'da konaklaması için beni otel ve kumarhane olarak yapmaya karar vermişler. Osmanlı levantenlerinden Alexander Vallaury yaratıcılığının şahikalarından biri olarak doğmuşum.

Vallaury ismi yabancı değil. Şu an İstanbul Lisesi olarak hizmet veren eski Duyun-u Umumiye binası, Haydarpaşa Lisesi, Pera Palas, Tokatlıyan Oteli, Osmanlı Bankası Genel Müdürlüğü, Emek Sineması, Çengelköy Vahdettin Köşkü gibi İstanbul'u Dünya mirası yapan onlarca mimari değeri üreten kişi. İstanbul'un modern keşmekeşi içinde ambiansı görmezden gelen fakat dikkatli bakıldığında şimdilerde yaşayanının kalmadığı Bello Epoque dönemine hasret ettiren şaheserler. Bazılarını ilk defa duymuş, hiç görmemiş.

Yorgo ve Eleni Zarifi

Sultan Abdülhamid kumarhaneyi istemediği için 5 sene bekledim." diye devam ediyor. 1903 yılında bizimkilerin zengin bankerlerinden ve Sultan'ın da finansörlerinden. Zarifi ailesinin hayırsever dulu Eleni beni Fransızlardan alarak beş paraya Patrikhane'ye yetimhane kurulması için  hibe etti. O çok hamiyetperver bir kadın. Sıraselviler caddesindeki hastanenin yanında gördüğün kız lisesinin hamisi. Okula gelir olsun ve masrafları için harcansın diye Taksim'de iki binasını vakfa bağışladı.

Lefter'den açıldı sonra mevzu. Duydum ki futbol seviyormuşsun. Lefter var ya, hep gelirdi buraya. Top oynardı çocuklarla. Heybeliada'da gördüğün Fenerbahçe halktır yazısını ondan yazmışlardır ama iki adım aşağıdaki Koca Yusuf Sahası bir ara hayvan mezarlığıydı. Şu an değil ama top oynanacak gibi de değil. Kale direklerindeki pas, sahanın kalkan toprağı, benim çürüyen ahşap bedenim kadar acıklı. Bana bakmıyorsunuz, hiç değilse bayıldığınız futbol için o sahayı kurtarın. Lefter'in mirasında futbol sahası olmayan Büyükada olur mu ?

Utancımı belli etmemeye çalışırken, hiç kesmeden devam etti.

Balıklı'daki kimsesizler evi buraya taşınınca kendimi buldum. Kumarhaneyken yüzüme bakmayan Abdülhamid yetimhaneye dönüştüğümde altınlar bağışladı. Vergi almadı ve çocuklar için düzenli erzak yollattı. Savaş çıkana kadar her şey kusursuzdu. Dünya harbi patlayınca önce 1915'te Kulelideki askerler geldi. Çocuklar komşu Heybeliada'ya gönderildi. Canımın yandığını ilk kez böyle deneyimledim. İşgâl sırasında askerlerin yerini Bolşevik devriminden kaçan Ruslar doldurdu. Hiçbir hükmüm yoktu ve Ada'nın çelikten soğuğunu kırıp ısınmak için beni parça parça sökerek yaktılar. Savaşın yıktığı Osmanlı'da halk yepyeni bir ülke ile yaralarını sararken, benim devâm olan çocuklar 10 yıl boyunca zoraki yurdundan terkettirildi. İkinci büyük savaşla birlikte yeni kavuştuğum çocuklardan yine mahrum kalacağım hissine kapılsam da kör talih bu kez ıska geçti. Zira devlet Heybeliada'daki okulu boşaltarak yetimhaneye ilk defa kız çocukları yolladı.

Onlarla birlikte değişmeye başladım, ama gelişlerine en çok sevinen tiyatro salonu oldu. Girişteki o süslü, el işlemeli, görkemli salonda yeni oyunlar sahnelendi. Dikiş atölyesi açıldı. Hayatımız zenginleşti. Şu an köşede boynunu büken virane haldeki kuyruklu piyano, o zamanlarda da emektardı. Yaşlanmaya meydan okumayı da ihmâl etmiyordu. Olgunlaştıkça tellerinden yükselen notalar daha da kendinden emindi. Çocukların ayrık heyecanlarıyla dolu sesleri salondayken bir olup şarkılara dönüşüyor ve şimdi üzeri tozdan kara tutmuş kolonları neşeyle titretiyordu. Bakımsızlıktan gün gün zayıflamaya devam etsem de hâlâ bir anı makinası gibi işliyordum. Ta ki 40 yıl önce savaşan iki halk yetimhanedeki yaramaz çocukların kavgalarıyla ölçülemeyecek ölümcül hareketlerine 1963'te Kıbrıs'ta devam edinceye dek. Savaş yine günahsız, bihaber sabi yetimlere bedel ödetti. 1964 senesinde 24 saat içinde alelacele boşaltılarak Aya Nikola ve Hristos Manastırı'na paylaştırıldım. Bazılarının haberleri geliyor ama kendimi iyi hissedemiyorum. Yetim çocuklara babalık yapmam gerekirken, Türkiye ve Yunanistan'ın yıllarca sürecek velayet kavgasında öksüz kaldım. Her celse ruhumu daha da acıtıyor.

Artık bu kavga bitti, ama Eski Rum Yetimhanesi de bitmeye yakın. Avusturya'dan gelen ahşap uzmanları geri dönüşün mümkün olmadığını söylemişler, İTÜ sempozyumu için gelen Japonlar da incelemiş ama somut bir adım atılmamış. Sonuç pozitif dahi olsa bu olağanüstü eserin restorasyonu için gerekli para 50 milyon $ civarında. Ne krizdeki Yunanistan'ın ne de Patrikhane'nin böyle bir fonu var.

Para bulunursa, tarihi dokunun korunarak dinlerarası kültür ve çevre merkezi yapılmak isteniyor. Lunapark meydanına doğru bir de Lefter'in hatrını sormak için ayrıldığımızda yetimhane ile vedalaşırken herkese sesleniyor:

"Beni unutmayın !"

Değerli Haberturk.com okurları.

Haberturk.com ekibi olarak Türkiye’de ve dünyada yaşanan ve haber değeri taşıyan her türlü gelişmeyi sizlere en hızlı, en objektif ve en doyurucu şekilde ulaştırmak için çalışıyoruz. Yoğun gündem içerisinde sunduğumuz haberlerimizle ve olaylarla ilgili eleştiri, görüş, yorumlarınız bizler için çok önemli. Fakat karşılıklı saygı ve yasalara uygunluk çerçevesinde oluşturduğumuz yorum platformlarında daha sağlıklı bir tartışma ortamını temin etmek amacıyla ortaya koyduğumuz bazı yorum ve moderasyon kurallarımıza dikkatinizi çekmek istiyoruz.

Sayfamızda Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına ve evrensel insan haklarına aykırı yorumlar onaylanmaz ve silinir. Okurlarımız tarafından yapılan yorumların, (yorum yapan diğer okurlarımıza yönelik yorumlar da dahil olmak üzere) kişilere, ülkelere, topluluklara, sosyal sınıflara ırk, cinsiyet, din, dil başta olmak üzere ayrımcılık unsurları taşıması durumunda yorum editörlerimiz yorumları onaylamayacaktır ve yorumlar silinecektir. Onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisinde aşağılama, nefret söylemi, küfür, hakaret, kadın ve çocuk istismarı, hayvanlara yönelik şiddet söylemi içeren yorumlar da yer almaktadır. Suçu ve suçluyu övmek, Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre suçtur. Bu nedenle bu tarz okur yorumları da doğal olarak Haberturk.com yorum sayfalarında yer almayacaktır.

Ayrıca Haberturk.com yorum sayfalarında Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinde doğruluğu ispat edilemeyecek iddia, itham ve karalama içeren, halkın tamamını veya bir bölümünü kin ve düşmanlığa tahrik eden, provokatif yorumlar da yapılamaz.

Yorumlarda markaların ticari itibarını zedeleyici, karalayıcı ve herhangi bir şekilde ticari zarara yol açabilecek yorumlar onaylanmayacak ve silinecektir. Aynı şekilde bir markaya yönelik promosyon veya reklam amaçlı yorumlar da onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisindedir. Başka hiçbir siteden alınan linkler Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılan tüm yorumların yasal sorumluluğu yorumu yapan okura aittir ve Haberturk.com bunlardan sorumlu tutulamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında yorum yapan her okur, yukarıda belirtilen kuralları, sitemizde yayınlanan Kullanım Koşulları’nı ve Gizlilik Sözleşmesi’ni peşinen okumuş ve kabul etmiş sayılır.

Bizlerle ve diğer okurlarımızla yorum kurallarına uygun yorumlarınızı, görüşlerinizi yasalar, saygı, nezaket, birlikte yaşama kuralları ve insan haklarına uygun şekilde paylaştığınız için teşekkür ederiz.