2010'lu yılların en iyi 15 süper kahraman filmi
2010'lu yılların değerlendirmesine süper kahraman filmleriyle devam ediyoruz. Süper kahraman filmleri, son 10 yılın gişede en başarılı türü... Stüdyolar yeni, özgün fikirler bulmaktansa seyircilerin tanıdığı süper kahramanlara yatırım yapmayı tercih ediyor ve bu durum özellikle sinema endüstrisinin geleceğine dair ciddi kaygılar uyandırıyor, tartışmalar yaratıyor... Tüm bu tartışmaların ötesinde, son 10 yılda birçok iyi süper kahraman filmi yapıldığı kesin... Habertürk sinema yazarı Mehmet Açar'a göre 2010'lu yılların en iyi 15 süper kahraman filmi
Arada X-Men kahramanlarını, Hollywood starlarını, hatta bir ara Ryan Reynolds’u, yani kendisini canlandıran aktörü dahi çekiştiriyor. Şahane esprilerle dolu bu şovun, sadece krema olduğu da söylenebilir. Çünkü “Deadpool” öncelikle iyi çekilmiş bir aksiyon filmi. Animasyon ve özel efekt kökenli yönetmen Tim Miller, ilk uzun filminde, özellikle otobandaki takip ve çatışma sahnesi ile finaldeki “süper kahramanların endüstriyel dekor önündeki dövüş gösterisi”nde tatmin edici bir iş koyuyor ortaya; yavaşlatılmış çekimlerin desteğiyle keyifle seyredilen şık sahnelere imza atıyor. En iyi sahne ise “donmuş bir film karesinin içinde dolaşan kamera” fikrine yaslanan ve sürpriz yazılarıyla seyirciyi şaşırtan, eğlendiren jenerik bölümü.
Logan: Wolverine 2017
(Logan) Yönetmen: James Mangold 7
Olaylar mutantların artık doğmadığı bir dünyada geçiyor. Savaşı çoktan kaybetmiş ve tümüyle geri çekilmiş durumdalar... Logan, harap bir halde çıkıyor karşımıza. Meksika sınırına yakın bir bölgede limuzin şoförlüğü yapıyor. Profesör Charles Xavier, çölde delik deşik bir su tankının içinde saklanıyor. Bakıcısı ise gün ışığından kaçan Caliban... Üçü de hasta. Kaldı ki film, baştan sona hastalık ve ölüm motiflerinin etrafında dönüyor. Bütün bu karanlık içindeki tek ışık ise 11 yaşındaki gizemli kız Laura...
X-Men, en başından beri derin devletin günahlarını konu alan bir seridir. Yeni filmde de Doktor Frankenstein'ı aratmayan bilim adamı Dr. Rice'ın korkunç biyolojik deneylerine şahit oluyoruz. Mutant soykırımının çok daha sinsi yöntemlerle gerçekleştirildiği, hastanelerde yeni biyolojik silahların üretildiği bir dünya var karşımızda. Mutantlar bitmiş durumdalar; ama filmde insanların hali de pek parlak değil. Çocukların kurtuluşu Meksika'ya kaçmakta bulmaları manidâr. ABD için de pek umut yok gibi görünüyor. Filmde seyircinin zihnindeki 2000'li yıllara ait X-Men imgelerinin acımasızca yıkılışına şahit oluyoruz. Charles'ın güçlerinin kontrolünü kaybetmiş olması, neredeyse çevre felaketinden farksız. Yaşlandığını gördüğümüz Logan'ın yaşadığı bedensel yıkım da çarpıcı.
Deadpool 2 2018
Yönetmen: David Leitch
İlk filmde, Deadpool, kendisiyle barışıyor, iyilerin yanında bir süperkahraman olmayı kabulleniyor ve aşkı buluyordu. İkinci filmde ise bir olgunlaşma ve “takım olma” hikâyesi seyrediyoruz. Sevginin nefreti nasıl yeneceği üzerine bir öykü bu... Temalar ciddiyetle işleniyor ama Deadpool'un seyirciyle konuşan bir kahraman olması itibarıyla, mizah, her şeye mesafe almamızı sağlıyor. Espriler yine popüler kültür üzerinden şekilleniyor ve film sürekli kendisiyle dalga geçiyor. Ayrıca yazarların “yaş sınırı yüksek” filmin tadını çıkardıkları kesin.
Deadpool popüler kültüre yönelik matrak mizah duygusuyla süperkahraman filmlerini sevenler arasında tiryakilik yaratacak farklı bir tarz yaratmış durumda. Öte yandan, aksiyon açısından da tatmin edici bir film. Özellikle X-Force ekibinin paraşütle atlamasıyla başlayıp caddelerdeki takiple süren sahne gayet iyi. Yönetmen David Leitch, uzmanı olduğu dövüş sahnelerinde çok sağlam iş çıkarıyor. Aksiyon sahnelerini, gerilim oluşturmaktan ziyade nostaljik şarkılar eşliğinde seyrettiğimiz bir baleye dönüştürüyor. Çok kanlı, “kemik sesleri”nin eksik olmadığı bir şiddet balesi bu... Hatta şiddetin grafik olmaktan çıkıp istismar sınırlarını biraz zorladığı dahi söylenebilir. “Deadpool 2” ilkinde olduğu gibi aksiyonun stilize edildiği bir film... Bu da hikâyeyle aramıza mesafe koyuyor ve ölümlere, şiddet sahnelerine dahi güldüğümüz bir kara komedi havası yaratıyor.
İnanılmaz Aile 2 2018
(The Incredibles 2) Yönetmen: Brad Bird 8
“Güçlü ifadelere sahip yüzler, karikatürize bedenler ve gerçekçi bir arka fon” formülüne yaslanan filmde yönetmen Brad Bird, sahneleri, gerçek canlı çekimler gibi tasarlıyor... “Kamera hareketleri” bir yana, kadrajlarda da güçlü bir sinema duygusu var. Birçok sahne geniş açılı lenslerle çekilmiş hissi veriyor. “İnanılmaz Aile 2” hikâyesi ve alt metinleri itibarıyla da yabana atılamayacak bir animasyon. Filmi “süper kahramanlık, toplum, devlet ilişkileri” üzerinden okumanız mümkün. Öykü, hayatımızı kaplayan dijital ekranlarla olan tehlikeli ilişkilerimize dikkat çekiyor. Ama asıl mesele, yine “aile halleri”yle ilgili... Bob süper kahramanlığı erkeğe has bir hoyratlık ve güç gösterisiyle özdeşleştiriyor.
Çevreye verdiği tahribatı da işinin parçası olarak görüyor. Lastikkız ise bir kadın olarak çok yönlü düşünebiliyor. Çevreye en az zararı vermek için elinden geleni yapıyor. Bob'la Helen'in süper kahramanlık tarzları üzerinden filmin feminist alt metne sahip olduğu söylenebilir. Ayrıca Violet ile Flash arasındaki fark da anlamlı. Violet duyarlı bir genç kız. Süper gücü görünmez olmak ve güç alanları oluşturmak. Güçlerini genellikle savunma amaçlı kullanıyor. Gösteriş derdi yok. Süper gücü hız olan Flash ise gösterişi çok seviyor. Brad Bird ilk “İnanılmaz Aile”yi 60'lı yılların ajan filmleri gibi tasarlamıştı... Yeni filmse çağdaş aksiyon sinemasına daha yakın. Her ikisinin de ortak özelliği, Marvel'ın ya da DC'nin süper kahramanlar filmlerinden farklı bir vizyona sahip olmaları.
Avengers: Endgame 2018
Yönetmenler: Anthony Russo, Joe Russo
Aklımızın bir köşesinde “Son filmde bizimkiler bu işi çözer” diye bir fikir olsa dahi, sonuçta mağlubiyeti iliklerimizde hissettiğimiz bir filmdi “Avengers: Infinity War”... “Avengers: Endgame” de aynı duyguyla başlıyor. Yenilgi duygusuyla... Hatta intikam için bir araya gelip, Thanos'un peşine düştüklerinde bir kez daha kaybediyorlar... İşin tuhafı, Thanos da kazanmıyor. Herkes kaybediyor... Yenmek ve yenilmek tüm anlamını kaybediyor. Üstelik filmin başındayız... Yenilmek... Deneyip bir kez daha yenilmek ve sonra tekrar denemek...
“Endgame”in en çok sevdiğim yanı, bütün karakterlerin 22 filme yayılan hikâyelerini gayet güzel toparlamasıydı... Karakterlerin sadece iyi yanlarını değil, zayıflıklarını, çaresizliklerini de hissediyoruz. Finaldeki savaş sahnesinde, eski çağ meydan savaşlarını bilimkurgusal ve fantastik motiflerle birleştiren cehennemi bir atmosfer var. Ama “Endgame” asıl gücünü dramatik sahnelerden alıyor. Çünkü kahramanlarla kurduğunuz duygusal bağ, özel efekt şovu ve aksiyonun çok daha önünde duruyor... “Endgame”, savaş ve aksiyon sahneleriyle değil, karakterler arasında geçen diyaloglarıyla hatırlayacağımız bir film olacak... “Endgame”, süper kahraman filmlerini seyretmeyenler için belki tek başına çok fazla şey ifade etmeyebilir. Ama gerisinde duran 21 hikâyeyle birleştiğinde Marvel Sinematik Evreni'nin ilk üç aşaması için gerçekten şahane bir final...
Örümcek Adam: Örümcek Evreninde 2018
(Spider-Man: Into the Spider-Verse) Yönetmenler: Bob Persichetti, Peter Ramsey ve Rodney Rothman
Filmin geçtiği evrende, Örümcek Adam, sadece gerçek dünyanın değil, aynı zamanda resimli romanların da kahramanı... Paralel evrenler geçidinden gelen Örümcek Adam'lar, kahramanı oldukları resimli romanların görsel tarzlarını getiriyorlar filme... Kimisi bir Japon animesinin, kimisi ise bir Disney çizgi filminin içinden çıkıp gelmiş gibi duruyor. Dolayısıyla, farklı görsel dünyaların ve anlatım tarzlarının neredeyse füzyon tadında birleştiği, teknik açıdan yenilikçi bir animasyon seyrediyoruz.
Miles Morales'i örümcek ısırığına maruz kalmadan önce tanıyoruz. Miles duvarlara resim çizmeye bayılan, sokak sanatına tutkulu bir genç. Film, hiç kimsenin doğuştan mükemmel olmadığını, süper kahramanlığın öğrenilemeyeceğini, ancak hissedilerek, içten gelen dürtülerle yapılabileceğini söylüyor. Süper kahramanlığın en önemli özelliğinin süper yeteneklerden ziyade sorumluluk duygusu olduğunun altını çiziyor. Filmin en sevdiğim yanlarından biri, “beyaz adam ağırlıklı süper kahraman filmi” modelini yıkıp yerine beyazların merkezde yer almadığı, çok kültürlülüğe kapı açan alternatif bir dünya getirmesi oldu... Filmdeki paralel evrenlerin fazlalığı, çok kültürlü bir dünya modelini akla getiriyor.
Joker 2019
Yönetmen: Todd Phillips
İçinde bulunduğumuz yılın en çok tartışılan ve seyirciyi ikiye bölen filmlerinden biri... Alıştığımız tarzda bir süper kahraman hikâyesi değil. Aksiyon sinemasıyla da pek ilgisi yok. Karakter ağırlıklı bir dram... Arthur Fleck, son yıllarda anaakım sinemanın çıkardığı en unutulmaz birkaç anti-kahramandan biri... “Bir zincir, en zayıf halkası kadar güçlüdür” denir. Bir toplum için de aynısını söylemek mümkün... Arthur Fleck, Gotham şehrinin en zayıf “halka”larından biri...
Neo-liberalizmin yükselişe geçtiği, ezilenlerin birbirlerini ezdiği, “altta kalanın canı çıksın” mantığının hâkim olduğu bir merhametsizlik çağında yaşıyor... Arthur Fleck sadece ekonomik anlamda değil, sosyal anlamda da eziliyor. Bu ezilme ve dışlanma, bir süre sonra şuursuzca gelişen öfke ve şiddete dönüşüyor. “Joker”, Batman serisinin kötü adamı Joker'in köklerini, geçmişini anlatan bir süper kahraman filmi aynı zamanda.. Öyle bir hikâyesi var ki, Batman efsanesine farklı bir cepheden bakmamızı sağlıyor; Batman ve Joker'in yıllardır süren kavgasına yeni bir yorum getiriyor... Aralarındaki sınıfsal fark ilk kez bu kadar açık şekilde vurgulanıyor. Batman / Bruce Wayne sermayenin, Joker / Arthur Fleck ise sokaktaki ezilenlerin temsilcisi...