Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
Çağatay Çelik

Liverpool'un yeni menajeri Rafa Benitez, 2004 yazında Avusturya'daki evinden dönerken kafasında ilk ciddi maçını düşünüyordu. UEFA Şampiyonlar Ligi ön elemesinde Arnold Schwarzeneger Stadı'nda oynanan maçta Grazer AK'yi 2-0 mağlup etmişlerdi. Steven Gerrard mücadelede 2 gol atmış ve Benitez'in onun için kullandığı tek cümleler "Tamam" olmuştu. Yine de perde arkasında birçok şey yaşanıyor ve hiçbiri günyüzüne çıkmıyordu.

İngiltere'nin son dönemdeki en büyük yeteneklerinden Michael Owen o mücadelede yedek kulübesindeydi. Liverpool, Xabi Alonso'nun transferi için kaynak bulmak istiyordu ve Benitez, Owen'ı ana planları arasında kullanmayı da pek planlamıyordu. İngiliz yıldızın Real Madrid'e transferi böyle bir ortamda gerçekleşti.

O günlerde kimse Benitez'in bu kadroyu 10 ay sonra Liverpool tarihindeki 5. Avrupa şampiyonluğuna taşıyacağını düşünmüyordu. Gerard Houllier'in yerine göreve getirilen İspanyol teknik adamın Liverpool'u, İngiltere'deki en iyi dördüncü takım olarak nitelendiriliyordu.

Benitez'in takımı İstanbul'daki Şampiyonlar Ligi finaline geldiğinde rakipleri tarihin en iyi takımlarından biri olarak gösterilen Milan'dı. Unutulmaz finalini, o gün sahada olan futbolculardan dinleyin...

Jamie Carragher: Avrupa'da tarihin en başarılı kulüplerinden biri olsak da o sezon her turda rakiplerimiz favori gösteriliyordu. Liverpool taraftarları dışında bize kimse inanmıyordu. İnsanlar sürekli olarak bir sonraki turda eleneceğimizi düşünüyordu. Bu da bizi motive etti. Rafa, insanların bize bakışını motivasyon aracı olarak kullandı. Onları haksız çıkarmak istiyorduk. Stevie (Gerrard) ve ben ekstra çabalar sarf ediyorduk.

"Chelsea'yle olan yarı final eşleşmesinde kendimize güvenimiz yüksekti. Daha önce Juventus'u elemek, Milan'ı da yenebileceğimizi düşünmemizi sağlamıştı çünkü Juventus, Serie A şampiyonuydu. Dürüst olmam gerekirse Juventus bizi zorlayamamıştı. Anfield'daki ikinci maçta baskı altındaydık doğru ancak bizim bazı oyuncularımız eksikti, onlar ise tam kadroydu"

"İtalyan rakiplerle oynarken hep aynı hissederim. Buna Milan'la oynadığımız finalin ilk yarısı da dahil. İtalyanlarla oynarken oyun o kadar yavaş olur ki... Roma ve Inter'le karşılaştığımda da böyle hissettim"

"Onları yenebileceğimizi düşünmem de bundan kaynaklanıyor. Bence oynadığımız en iyi rakip Arsenal'di. Onlar o kadar hızlıydı ki size düşünmeye zaman bırakmazdı. İtalyan rakiplere karşıysa doğru pozisyonda olduğumu bilirdim"

Didi Hamann: Finale gelirken birçok iyi rakibi eledik. Finalde olmayı hak ettik. Karşımızda çok özel bir takım olsa da sahaya çıkarken özgüvenliydim.

Djimi Traore: Grup aşamasında 'underdog'duk. Juventus ve Chelsea'yi elerken de. Bu da üzerimizde daha az baskı yarattı. Finale de güzel hazırlandık. Rafa, inanılmaz detaylı bir çalışma yaptı. Rakibimizi en küçük detaylara kadar biliyorduk. Hazırdık.

Pako Ayestaran: (Yardımcı antrenör) İnanılmaz bir mücadeleydi. Milan, sahanın her bölgesinde çok güçlü bir rakipti. Zayıf yönleri çok azdı. Savunmaları tecrübeliydi ve o hattı kırmak çok zordu. Tüm orta saha oyuncularının top hakimiyeti vardı ve özellikle Seedorf, bizim yarı sahamızda istediğini yapabilirdi. Kaka, kırılma anlarında bu dünyadan değilmiş gibi hareket ederdi. En önde Crespo ve Shevchenko, dünya starıydı. Hem topa sahip olup hem de kontratakla size sıkıntı çıkarabilecek bir takımdı. Bu yüzden iki opsiyonu da düşünmeniz gerekiyordu ve bu gerçekten çok zor.

Liverpool maçtan 10 gün önce Premier Lig'deki son maçına çıktı ve ligi beşinci sırada tamamladı. 58 puan toplamışlardı yani son 6 yılın en düşük puanı...

Stephen Warnock: Bunu pek kişi bilmez ama o maçın kadrosundaydım. Rafa her zaman 18 kişilik liste hazırlar, daha fazla değil. Maçın kadrosunda olduğumu öğrenince aileme uçak rezervasyonu yaptırmalarını söyledim. Ayakları yerden kesilmişti. 3 ya da 4 saat sonra Pako Ayestaran beni arayıp kadroda olmadığımı, bir yanlışlık yapıldığını söyledi. Yıkılmıştım. Ve bu ilk yanlış değildi...

"Sezonun başlarında Tottenham maçında kadroya alınmadığımı söyledim. O sabah antrenman yapıyordum. Önceki gece bir arkadaşımın doğum günüydü yani biraz içmiştim. Sabahında ise Melwood'da çalışırken Rafa gelip ne yaptığıma dair sorular sordu, ardından 'Bugün oynuyorsun' dedi. Düşündüğüm tek şey akşamdan kalma olduğumdu!"

"Ona bunun iyi bir fikir olmadığını söyledim. İlk 11 başladım ama beni oyundan erkenden almak zorunda kaldı. Karşımda Aaron Lennon oynuyordu ve formu en yüksek seviyedeydi. İhtiyacım olan son şey, akşamdan kalma olmaktı. İstanbul'dan önce kızgındım. Böyle bir hatanın yapılmasını kabul edemiyordum. Rafa kadroya Josemi'yi dahil etti. O sezonun büyük kısmını sakatlığı nedeniyle kaçırmıştı!"

"Ailemden bir kişi bile İstanbul'a gitmedi. Final sanahı bile burnumdan soluyordum. Ben bölgenin çocuğuyum, Liverpool taraftarıyım. Şampiyonlar Ligi finali de her futbolcuya nasip olmaz!"

Carragher: Oynadığım her Şampiyonlar Ligi finalinin seyahati maçtan iki gün önce oldu. Karşılaşma çarşambaydı ancak biz pazartesi İstanbul'a gittik. Geçirmemiz gereken çok fazla vakit vardı. Bekleyiş sonsuza kadar sürecek gibi geliyordu. Seçebilseydim İstanbul'a maçtan bir gün önce gitmeyi tercih ederdim. Şampiyonlar Ligi rutinimiz buydu, neden farklı bir şey yapalım ki?

Steven Gerrard: Carragher'a 'Liverpool'da insan kalamaz. Hepsinin İstanbul'da olması lazım' dediğimi hatırlıyorum. Her yerde taraftar vardı. Havalimanında, sokaklarda, kaldığımız otelde, yolda. Kaldığımız otelde güzeldi. Biraz dikkatimiz dağıldı çünkü gece yarılarına kadar şarkı söyleyen taraftarlar vardı. Kimileri de bilet arıyordu.

"Kulüp her birimize 25 bilet vermişti ki bu bence yeterli değildi. Carragher'ın 50 kişilik liste verdiğini düşünüyorum. Telefonum çalmadan durmadı. Menajerim arayıp John Terry ve Thierry Henry'nin iyi şanslar dileklerini iletti. Bence bunu yapmaları da büyüklüktü"

"Maçtan önceki gün basın toplantısında Paolo Maldini'ye baktığımı hatırlıyorum. Kendi kendime 'Ne kadar özgüvenli duruyor' demiştim. Ben de gergin sayılmazdım ama Maldini bu yollardan çok kez geçmişti, dört kez kupa kaldırmıştı. Sonra bana yarın için iyi şanslar diledi. O da, favori olduklarını biliyordu"

"Stada yolculuğumuz çok uzun sürdü, yol bir türlü bitmiyordu ve seyahat de biraz garipti. Avrupa'da deplasmanlarda görmeye alışık olmadığımız şeyler vardı, her yerde polis sirenleri çalıyordu, camlara taş atanlar vardı. Stada geldiğimizde ne kadar Liverpool taraftarı olduğunu merak ediyordum. 40 bin kadar vardı. Kırmızı bir deniz gibiydiler!"

Stephen Monaghan (Taraftar): İnsanlar İstanbul'da dikkatli olmamızı söylediler ancak şehirdeki atmosfer harikaydı. Birkaç yıl önce Galatasaray'la karşılaşmıştım ve sorun yaşamamıştık. Türk insanları oldukça misafirperver. Nereye gitsem Liverpool taraftarı görüyordum, şehir tamamen kırmızıydı.

"Bizi stada 20 kişilik minibüsle götürecek bir Türk'le buluştuk. Yolun ortasında kısılıp kalmıştık, trafik korkunçtu. Stada biraz kala inip yürümeye karar verdik, ulaştığımızda ise aklımdan tek şey geçiyordu: Milan taraftarı neredeydi? Tribünlerin en az dörtte üçü Liverpool taraftarından oluşuyordu!"

Rafa Benitez o günlerde ligde başarılı olamamakla eleştiriliyordu. Valencia'dan geldiğinde oyuncularına modern futbolun, bir takım oyunu olduğunu söyledi. Bu da Liverpool oyuncularını bir arada tutan şey oldu. 3-0 geriye düştükleri finalde bile!

Carragher: Maçın zorlu olacağını yine de şansımızın yüzde 50 olacağını biliyorduk. Rafa'nın Şampiyonlar Ligi finalinin, diğer maçlardan farklı olduğunu bildiğini düşünüyorum. Bu yüzden daha ofansif bir ilk 11 çıkardı. Milan, Harry Kewell'ın oynayacağını bilmiyordu. Biz bile bilmiyorduk! Rafa antrenmanlarda sürekli bir şeyler deniyordu. Maça bir saat kala bile kimin oynayacağını bilmezdik! İstanbul'da Stevie'ye önceki gece orta sahanın merkezinde oynayacağını söylemişti ama.

"Didi Hamann oynamayacağını bilmiyordu. Bu hayatının en önemli maçıydı. Dünya Kupası görmüş olmasına rağmen! Sakin kalabileceğimden emin değildim. Her zaman 'Kendini değil takımı düşünmelisin' denir ama söylemesi kolay, her şeyden önce futbolcular da insan. Finalde yedek kalırsanız üzülürsünüz. Forma giymeyeceğinizi öğrenirseniz dünyanız yıkılır"

Hamann: İlk 11 başlamayacağımı maçtan 1 saat kadar önce öğrendim! Çoğu Şampiyonlar Ligi maçında Gerrardla birlikte oynamıştık. Hayal kırıklığına uğramıştım ama aklımı doğru olan şeyi yapmaya odaklıyordum, arkadaşlarımı desteklemem gerekiyordu. Rafa'nın da bunu istediğini biliyorum. Kewell fazla oynamamıştı ancak kapasitesi vardı.

Carragher: İlk 11 açıklandığında şaşırmıştım. Stevie ve Xabi elimizdeki en iyi iki orta sahaydı ancak Kaka gibi bir 10 numarayı tutabileceklerini düşünemezdiniz. Xabi daha çok bireysel yetenekleriyle öne çıkan bir oyuncudur, onu özgür bırakmanız gerekir.

Milan orta sahası elmas şeklinde dizilmişti. Bu da Kaka için en iyi yöntemdi. Toplu ya da topsuz koşular yapabiliyordu. İki santrforu savunurken onunla da aynı anda başa çıkabileceğimizi düşünmüyordum.

Ayestaran: Rafa'yla orta sahada boşluk bırakmama konusunda hem fikirdik. Onları yenebilmemizin yolunun, savunmadaki zaafları üzerine oynamanın olduğunu düşünüyorduk bu yüzden Kewell'ı oynattık. Pirlo'nun kendi oyununu oynamasına imkan sağlamazsak, biz kendi oyunumuzu oynayabilirdik. Kewell, Rafa'nın bir kanat oyuncusunda istediği özelliklere sahipti, kendini merkezde de rahat hissediyordu. Savunma arkasına koşular atabiliyordu, yeteneği ve hızı vardı.

Carragher: Kewell 2003'te transfer olduğunda heyecanlandım. İkili mücadelelerde rakipleri yıkabiliyordu, güçlüydü. Hava toplarında iyiydi, goller atabiliyordu. Leeds'in en iyi zamanlarında kulübün önemli oyuncularından biriydi. Sakatlıklar onu geriye götürdü.

"Houllier'in yerine Benitez geldiğinde Kewell'ın büyük hayranı oldu. Takımı topladığında Kewell'dan konuşuyordu. O zamanlar, Kewell'ın, Rafa'nın sandığı oyuncu olmadığını düşünüyordum.

Final başladığında işler Rafa Benitez ve kurmaylarının planladığı gibi gitmedi. Devler Ligi finallerinin en erken golünü yediler, devre arasına da 3-0 geride gittiler...

Ayestaran: İlk dakikada gol yerseniz her şey değişir. Bu artık kompakt oynayamayacağımız anlamına geliyor. Kaka esas problemdi ve Milan'ın sonraki iki golünde sorun yarattı.

Hamann: Maldini'nin golü güzel çalışılmıştı. Kulübeden gördüğümde 'İlk dakikada yemek, son dakikada yemekten iyidir' diye düşündüm. Stevie, ön bölgeye gidemiyordu. Onun futboluyla ilgili olarak savunmadaki rollerinin azaldığında en iyi performansını gösterdiğini düşündüm.

"Kaka ve Pirlo'nun etkisi çok fazlaydı. Dürüst olmam gerekirse Milan'ın üç gole rağmen bizden daha iyi olduğunu düşünmüyorum. İkinci golden hemen önce penaltı vardı, Nesta topa elle dokunmuştu. Dönüşünde Milan gol attı. Üçüncü golü attıklarında ise... Bu iş bitti, dönüşü olmaz dedim. Kaka'nın pası harikaydı, Crespo da kusursuz bitirdi.

Carragher: Topa sahip olma istatistiklerini bilmek isterim çünkü işler biraz garipti. Üçüncü bölgemiz, geri kalandan tamamen kopmuştu. Ön tarafta gereken kaliteye sahip değildik. En uçta Milan Baros oynuyordu, arkasında Kewell solda da Riise'yle ona destek vermeye çalışıyorduk.

"Sert bir deplasmanda Riise'yle oynayabilirsiniz ancak ona 'Rakipleri geç, akıllıca bir pas ver, pozisyon yarat' diyemezdiniz. Onların savunmasını zorlayamadık. 3-0 geride olmamıza rağmen bizi sahamıza hapsetmişler gibi bir durum da yoktu. Bizi bitiren şey, kontratakları oldu"

Vladimir Simicer: O gün kulübede olmayı bile beklemiyordum. Sezonun ilk 6 ayını ameliyat ve kontratım nedeniyle kaçırmıştım. Finalden 10 gün kadar önce Aston Villa'yı ağırlamıştık ve Anfield'da taraftara güzel bir veda olur diye düşünmüştüm. Her şey bitmişti. Ardından Rafa listeyi yaptı ve İstanbul'a gidiyordum!

"Djibril Cisse ve Didi Hamann'la ısınıyorken Rafa, beni çağırdı. Harry Kewell, ilk yarının ortalarında sakatlanmıştı. 10 gün önce beni kadroya bile yazmayan adam, kulüp tarihinin en önemli maçlarından birinde beni seçiyordu. Finalden önceki gün, 32. doğum günümdü. Son antrenmanda şakalar yaptım, mutlu hissettim. Kafamda maçı oynadım, sahada olmayı çok istiyordum. Oyuna girdiğimde 1-0 geriye düşmüştük, ilk yarı 3-0 bitti. Kaka harikaydı"

Gerrard: İlk yarı tam bir kabustu. Kaka hızıyla bizi parçalıyordu. Kewell da gitti, sakatlandığı anı bile gördüm, havlu atmış gibi oynuyordu. Rafa, o konuda kumar oynadı ve tutmadı, zinde değildi. Luis Garcia'nın şutunda bize penaltı çalınmalıydı, insanlar bunu unutuyor. Dönüşte gol yedik ve 2-0 oldu. Devre arasında her şeyin bitmesini istedim!

"Kaka hakkında bir şeyler yapılmalıydı. Sürekli benim ve Xabi'nin arkasına sarkıyordu. Carragher ve Hyypia onu durduramazdı çünkü onlar Shevchenko ve Crespo'yla meşguldü! Kaka, Milan'ın en iyi orta sahasıydı. Gattuso biraz sinir bozucuydu ama beni hiçbir zaman endişelendirmedi. İyi bir pas ya da gol atabilecek bir oyuncu değildi"

"Gattuso, 3-0'dan sonra sırıtmaya başladı. Bir ya da iki şeyin beni sinirlendirdiğini hatırlıyorum. Devre arasında soyunma odasına giderken Pirlo bir şeyler yapıyordu, bazı Milan futbolcuları da ailelerine selam yolluyordu. Parti vaktinin geldiğini düşündüler"

Devre arasında Liverpool soyunma odası tahmin edebileceğiniz gibi oldukça sessizdi. Kariyerlerinin en önemli maçında 3-0 geriye düşen futbolcular ne yapmalıdır? Bir teknik direktör, tarihin akışını değiştirebilir mi? Bundan sonrası biraz gerçek, biraz şans ve efsane...

Gerrard: Öfkeliydim, konuşacak cümleleri bulamıyordum. Milan savunmasını aşarak 3 gol atma şansımız yoktu. Rafa, Ayestaran'la bir şeyler konuşuyordu. Milan'ın son golü, devre arasından önceydi. Devre arasına 2-0'la girseydik bizi kurtaracak bir şeyler yapabilirlerdi. Rafa'nın her zaman her durum için planları vardır. Ama bunu onun bile hesapladığını sanmıyorum. Mecburen hızlıca bir şeyler düşünmeliydi.

Carragher: Kendi kendime konuşuyordum ve 'Bu gerçekten yaşandı mı, kabus mu?' diye soruyordum. Herkes kapıdan öfkeyle giriyordu. İlk defa dayak yemiş gibi hissediyordum. Bunu itiraf etmek istemem ama 'Daha kötüsü olacak mı?' diye düşünmeye başladık. Kaybedecek hiçbir şeyimizin olmadığını düşünmek kolay ancak Şampiyonlar Ligi finalindeki 5-0, 6-0 gibi bir mağlubiyet, rezalet olurdu.

Antonio Nunez: 5-0, 6-0 kaybedebiliriz diye düşünmeye başladım. Milan bizden çok daha iyi oynuyordu. Bu durumdaki bir teknik direktörün kızgın olması gerekirdi ama Rafa soğukkanlıydı. Maçı kontrol altına alabileceğini düşünüyordu. Neleri yanlış yaptığını, düzeltmesi gerektiğini biliyordu.

Rafa Benitez: Konsantrasyonum tamamen maça odaklıydı. Sorunları bulmak ve çözmek için kafa patlatıyorduk. İlk yarıda birkaç hata yapmıştık ve bedelini ağır ödedik çünkü Milan harika bir takımdı. Problemleri çözmemiz lazımdı ve bu kolay değildi.

"Milan karşılaştığımız en iyi takımdı. Hız, yetenek, güç ve iyi bir teknik direktör. Orta sahada Xabi ve Gerrard'la, önlerinde Kewell'la oynamak istedim çünkü Pirlo'yu Baros ve Kewell'la kontrol edebileceğimi düşündüm ama Kaka arkamızda çok fazla boş alan buldu. Bu da dengemizi dağıttı"

Gerrard: Rafa gelip 'Sessizlik' dedi ve ardından formasyonu söylemeye başladı. Hamann oyuna giriyordu ve üçlü savunmaya geçiyorduk. Hamann ve Xabi, Kaka'yla uğraşacak, Luis Garica ise Pirlo'ya yakın oynayacaktı. 3-4-2-1 gibi bir dizilim söyledi. Daha önce bunu hiç oynamamıştık ama plan buydu.

Traore: Rafa'nın İngilizcesi çok iyi değildi ama direktifleri vermekte harikaydı. Doğrudan yapmanız gerekenleri söyler, kafanızın karışmasına neden olmazdı. Taktikleri verdikten sonra mental olarak konuşmaya geçti. Oldukça sakindi. 'Tamam, finalin ilk ayağını kaybettik ama ikinci yarısını kazanmamız gerekiyor' dedi. Bizim bir aile olduğumuzu, izleyen herkese bir mesaj vermemiz gerektiğini söyledi. İtiraf etmem gerekirse geri dönebileceğimize dair umudum yoktu ama o biraz olsun kapıyı araladı."

Hamann: Rafa herkese bir şeyler içmemizi ve oturmamızı söyledi. Ayestaran'la bir şeyler konuştuktan sonra oyuna girdiğimi söyledi. Üçlü savunmaya geçiyorduk. Xabi'yle ben ortada oynayacaktık ve Stevie hücumda daha fazla boşluk bulacaktı.

Benitez: Devre arası konuşmam rahatlama ve inanma üzerineydi. İlk olarak maçı çevirebileceğimize inanmamız gerekiyordu. Bunu yapamazsak geri dönemezdik. İkinci yarının kilidi, ilk gol olacaktı. Konuşmamı tamamladıktan sonra Dave Galley gelip Finann'ın kas sakatlığı yaşadığını ve ikinci yarıda yüzde 100'üyle oynayamayacağını söyledi. Sın dakika Finnan'la Djimi'yi değiştirip aynı sistemi oynayacağımızı söyledim. Oyuna Smicer'i almıştık, düzenli oynamamıştı. Luis Garcia ve Gerrard da hatlar arasındaki bağlantıyı kuracaktı.

Finalin ardından İtalyan La Gazzetta dello Sport'un manşeti 'Milan devre arasında kutlama yapıyordu' olmuştu. Djimi Traore'den alıntılar vardı. Carlo Ancelotti, haberi 'Yenilgiden daha yaralayıcı' olarak nitelendirdi. Gattuso ise 'hakaret' Maldini devre arasında kutlama yapmadıklarını söylüyordu.

Traore: Bazı sinyalleri gördüm. İkinci yarıya başlayanlar, ilk 11'dekiler gibi değildi. Bazıları rahatlamış görünüyordu bazılarıyla gülüyordu. Bu da bize fazladan motivasyon sağladı.

Riise: Soyunma odasına giderken Gattuso'nun haykırışlarını duydum. İtalyanca bağırıyordu, ne dediğini anlamadım ama kutlama yaptığı kesindi.

Carragher: Ben Milanlıların kutlama yaptığını düşünmüyorum, birinin bile! Hepsi tecrübeli oyunculardı. Bizim yaş ortalamamız 25, onların 30'du.

Monaghan: Devre arasında tribünde çıt çıkmıyordu. Konuşan bir kişi dahi yoktu! Herkesin başı ellerinin arasındaydı. Çoğumuz bunca yolu bunca masrafı boşuna çektiğimizi düşünüyordu.. Beş ya da altı dakika geçmişti ki etrafımızdakiler bir şeyler söylemeye başladı. Çılgınlıktı. Cılız bir ses koro hanine dönüştü. Biz Avrupa'nın en ünlü ateşleyici gücüydük. Biraz olsun umut vermek istedik. You'll Never Walk Alone'u söylemeye böyle başladık. Futbolcular duydu mu? Duyduklarını düşünüyorum. Kalbimizden gelerek söyledik.

Carragher: Soyunma odasında şarkıyı duymanın imkanı yoktu. Rafa konuşma yapıyordu. Kapı açıldıktan sonraysa ilham bulduk. Sahaya yürürken kalbimizin sesini dinlemeye başladık.

Traore: Soyunma odasındayken hiçbir şey duymadık ancak odadan çıkmaya başladığımızda her şeyi duyduk. Bu kulübü bu kadar çok sevme nedenim de budur. Taraftar bize umut olmuştu. Ne durumda olursanız olun arkanızda oluyorlar. Bizler için her şeylerini veriyorlardı. Şimdi geri ödeme vaktiydi!

İkinci yarı başlayalı 9 dakika olmuştu ki Gerrard, Riise'nin ortasına iyi yükselerek kafa vuruşunu yaptı, Dida'yı da geçerek ağları havalandırdı. Umut, alevlenmişti.

Gerrard: Taraftarlara futbolcuların pes etmediğini göstermemiz gerekiyordu. Kafa vuruşum tamamen içgüdüseldi. Milan ikinci yarıya da iyi başlamıştı bu gol biraz olsun işleri değiştirebilirdi. Pasları, ilk yarıdaki gibi değildi ve kontratak yapmayı da bıraktılar. Hamann arkamdayken topu ileriye taşımak daha kolaydı...

Hamann: İlk golü biz atarsak şansımızın olacağını biliyorduk. Stevie'nin golü her şeyi değiştirdi. Stadyumdaki atmosfer bile değişti, hissedebiliyordunuz. Formasyonumuz işe yarıyordu. Gerrard'ı rakip kaleye yaklaştırırsanız, en büyük kozumuz olurdu.

Benitez: Gerrard'ın golü herkesi harekete geçirdi. Tüm takım kazanabileceğimizi hissetmeye başladı. Taraftarın reaksiyonuyla birlikte momentumun bize döndüğünü hissettim.

İki dakika sonra Smicer, Hamann'dan pasıyla kaleye 25 metre uzaklıkta buluştu ve düşünmeden kaleyi yokladı...

Smicer: Ceza sahası dışından birçok gol attım ama hiçbiri bu kadar önemli değildi. Gerrard'ın golü bize umut olmuştu, benim golümle birlikte maçın yeniden başladığını biliyorduk. Golü tek başıma kutladım çünkü tüm takım arkadaşlarım yarı sahamıza geçmişti! Bana bağırıyorlardı 'Bir tane daha atalım!"

Milan sarsılmıştı ve Liverpool kan kokusunu almıştı! Carragher topu ceza sahasında koşu yapan Baros'a aktardı, Çekyalı da topuğuyla Gerrard'ın önüne bıraktı. Arkasında Gattuso'yla didişen Gerrard yerde kaldı ve penaltı... Alonso topu aldı!

Carragher: Üçlü savunmaya geçince daha fazla alan bulmaya başladım. Normalde topla o kadar rahat çıkamazsınız ama 3-2 olduktan sonra adrenalinle böyle bir işe kalkıştım! Penaltıcımız Gerrard'dı ancak biri Tottenham maçında Paul Robinson, Gerrard'ın nereye vuracağını tahmin etmişti. Rafa da başka birini seçti. Xabi bizim için hiç penaltı atmamıştı. Bence topla sakin kalabildiği için Rafa onu seçti.

Alonso: Normalde penaltıcı ben değildim ama Rafa bana sorumluluk verdi. İlginçtir ki hiç baskı hissetmedim. Dida, Smicer'in golündeki hatasının ardından biraz gergin görünüyordu. Penaltıyı da pas verdiğim gibi kullanmaya karar verdim, sadece biraz daha sert vuracaktım. Bu da kalecinin kurtardığı takdirde çelmesini gerektirir. Topu çeler ve siz yetişirseniz hiçbir kalecinin ikinci kurtarış şansı olmaz. Harika bir kurtarış yaptı ancak düşünme fırsatım olmadı. Hemen topa doğru koştum ve...

Maç uzatmalara gitmişti. Ağrıyan kaslara masaj yapılırken Rafa yeni talimatları verdi...

Ayestaran: 90 dakika sonunda mesaj açıktı: 'Maçın içinde kalın'

Carragher: Rafa gelip 'Hadi kazanalım' demedi. Konuşması 'Ne yapıyorsak aynen devam' gibiydi.

Uzatmaların bitimine üç dakika kala Dudek kalesinde devleşti. Serginho'nun ortasına vuran Shevchenko, her zaman yaptığını yapamadı ve Dudek'e takıldı! Ukraynalı maçın ardından o anı şöyle anlatıyordu: Golü atacağıma emindim. O pozisyona 10 bin kez girsem 1 ya da 2'sini kaçırırdım. Ne olduğunu açıklayamam...

Dudek: Bu hikayeyi anlatmaktan asla sıkılmam! Böyle bir kurtarışı tüm hayatınız boyunca bekleyebilirsiniz! Gözlerimi kapadığımda top hala süzülüyordu. Finalin tarihi benim ellerimdeydi.

Hamann: Shevchenko gol attığına emindi! Gördüğüm şeye inanamıyordum. Dudek harika iş yaptı.

Ayestaran: Maçın kırılma anı Dudek'in kurtarışıydı. Top havadayken gözlerimi kapatıp 'Kaybettik' dedim. Sorna gol olmadığını gördüm. Kimse inanamıyordu! Jose Ochotorena'ya (Kaleci antrenörü) dönüp 'Kazanmaya gidiyoruz' dedim.

Smicer: Dudek o kurtarışı yaptığında 'Bu bizim kupamız, bizim gecemiz' diye düşündüm!

Benitez: O pozisyon gol olsaydı cevap verecek zamannımız yoktu. Dudek inanılmazdı. Dünyadaki tüm futbolseverlerin teşekkürünü aldı çünkü izledikleri en iyi finali onlara sunan kişi olmuştu!

Benitez futbolcuları bir araya topladı ve penaltı kullanmak isteyenleri sordu...

Gerrard: Birçok oyuncu penaltı atmak istiyordu. Carragher istedi, Luis Garcia da ama Benitez onları seçmedi. Ben ilk 5 penaltının sonuncusunu atacaktım.

Benitez: Ben rahattım çünkü penaltılara çalışmıştık. Jose Ochotorena gereken direktifleri Dudek'e verdi. Dersimize çalışmıştık.

Carragher: Bizim penaltıcılarımızdan birinin bile gergin olduğunu hatırlamıyorum. Ben de penaltı atmak istemiştim ama Rafa benim kullanmamı istemedi.

Penaltılara geçilirken Carragher, Dudek'e Bruce Grobbelar'ın 'hareketli ayak' taktiğini hatırlattı. 1984 Avrupa Kupası'nda Roma'ya karşı işe yaramıştı. Dudek de bunu kullandı...

Serginho ilk penaltıyı kaçırdı ve Didi Hamann Liverpool'u 1-0 öne geçirdi.

Hamann: Uzatmaların bitimine 5 dakika kala ayağımdan sakatlanmıştım ama değişiklik hakkımız kalmamıştı. Rafa gelip penaltı atmak isteyip istemediğimi sordu ve evet dedim.

Pirlo topa gelirken Dudek bir sağa bir sola hareket etti ve İtalyan yıldızın penaltısını kurtarmayı başardı! Cisse ise Dida ile topu farklı köşelere yolladı. Tomasson hata yapmadı ve Milan'ın ilk penaltı golünü kaydetti. Riise vurmak için sol köşeyi seçti ancak gol atmayı başaramadı. Kaka ve Smicer de hata yapmayınca her şey Shevchenko'nun penaltısına bağlı hale geldi. Ukraynalı topun üzerine gelirken Dudek yine bir sağa bir sola hareketlendi ve kötü bir vuruş yaptı. Dudek, Shevchenko'ya bir kez daha izin vermemişti!

Liverpool böylece 3-0 geriye düştüğü finalde tarihi bir başarıya imza atarak Şampiyonlar Ligi kupasını müzesine götürdü...