Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
  • Habertürk Huawei Uygulaması


Tarih dünyanın en yüksek dağı Everest'in zirvesine ilk ulaşan kişilerin Edmund Hillary ve Tenzing Norgay olduğunu yazıyor. 1800'lerin ikinci yarısından itibaren yüzlerce kişinin denediği bu tırmanışı Hillary ve Norgay'ın 29 Mayıs 1953 saat 11.30'da Everest zirvesine ulaşarak başardığı 'söyleniyor!'
"Söyleniyor" diyorum çünkü bu 'başarı'yı yıllardır gölgeleyen bir iddia var... Hikaye şu:
Britanyalı dağcı George Mallory ve mühendislik öğrencisi Andrew 'Sandy' Irvine, 1924 yılının Haziran ayında Everest'in 8848 metre yüksekteki zirvesine ulaşmak için yola çıkıyor. "Everest'in zirvesine neden tırmanmak istiyorsun?" sorusuna "Çünkü orada duruyor" diye cevap veren Mallory, 1921 ve 1922'de deneyip ulaşamadığı zirveye çıkmak için 8 Haziran sabahı Irvine ile birlikte 8168 metre yükseklikteki kampı 8 Haziran sabahı terk ediyor.
Ve o gün saat 13.00'ten sonra bir daha kimse bu iki dağcıyı görmüyor.

George Mallory, Andrew 'Sandy' Irvine
George Mallory, Andrew 'Sandy' Irvine

1933'te bir grup dağcı 8840 metrede Andrew 'Sandy' Irvine'in kullandığı buz çekici buluyor buzlar içinde... Frank Smythe adlı dağcı, 2013'te ortaya çıkan mektubunda, 1936'da Irvine'in çekicinin bulunduğu yerin yakınında donmuş bir insan vücudu gördüğünü yazıyor. Çinli bir dağcı 1975'te bir 8100 metre yüksekte bir İngiliz'e ait olduğunu düşündüğü bir ceset bulduğunu iddia ediyor ama ertesi gün çığ altında kalıp kendisi de hayatını kaybedince bu bilgi doğrulanamıyor.
1991'de iki dağcıya ait olduğu iddia edilen bir oksijen tüpü bulunuyor.
Ve 75 yıl sonra 1999'da, zirveye sadece 245 metre uzakta, George Mallory'nin donmuş cesedine ulaşılıyor. Bu keşfin ardından "Everest'in zirvesine ilk kim tırmandı?" sorusu yeniden gündeme geliyor. Mallory ile Irvine'in zirveye ulaşmış olabileceği, bu nedenle de asıl bu ikilinin ‘‘fatih’’ olarak anılması gerektiği iddialarına karşılık Edmund Hillary şöyle cevap veriyor: "Bir yolculuğun fetih olarak tanımlanabilmesi için, geri dönülmesi şarttır."

Türk fotoğrafçı Renan Öztürk ve dağcı Mark Synnott Everest'in yıllardır çözülemeyen bu gizemini aydınlatmak için geçen yıl akıl almaz bir maceraya atıldı.
Öztürk ve Synnott, 96 yıldır bulunamayan Andrew Irvine'in bedenini ve yanında taşıdığı fotoğraf makinasını bularak belki de 'tarihi yeniden yazmak' için çıktıkları yolun öyküsünü şimdi National Geographic'in yeni belgeseli "Everest’in Büyük Gizemi"nde anlatıyorlar...

Babası Ankaralı, annesi Amerikalı olan Türk asıllı Amerikalı dağcı, fotoğrafçı, belgesel yapımcısı Renan Öztürk bu çılgın maceranın nasıl başladığını şöyle anlatıyor: "Bu hikaye her zaman dağcılar arasında konuşulan, merak uyandıran bir hikaye olmuştur. Belgeselin ana karakteri hatta detektifi diyebiliriz onun için. Mark benim için bir mentor, birlikte daha önce çok tırmanış gerçekleştirdik ve tırmanmaya başlamamı sağlayan kişi de odur diyebilirim. Bana gelip ’Biliyorum Everest’e tırmanmayı hiç istemedin hatta ben de istemedim ama elimde bu çılgın bir bilgi var ve kameranın ve bedenin nerede olduğunu bulabileceğimi düşünüyorum' dediğinde arkadaşımın ve mentorumun yanında olmam gerek kaidesiyle olaya dahil oldum. Tabii ki sadece dağa tırmanmak gibi bir amaç peşinde olmadan hikayenin katıksız gizemi ve aradığımız şeyleri bulursak tarihi olayların nasıl değişebileceği de ilgimi çekti."

Renan Öztürk (National Geographic / Heather Perry)
Renan Öztürk (National Geographic / Heather Perry)

2015 yılında 'Meru' adlı belgeseline hazırlanırken Wyoming'de Tetons Dağı'na tırmanırken düşen ve başında ciddi biçimde yaralanan Öztürk, "Tırmanmak benim hayatım" diyor. Irvine'i bulmak için Everest'in zirvesine yapılacak zorlu yolculuk öncesi (Hem de 1996'dan beri 11 kişiyle Everest'te en çok dağcının hayatını kaybettiği dönemde) arkadaşlarının ve ailesinin kendisini durdurmaya çalıştığını söyleyip ekliyor: "Birkaç yıl önce ciddi bir sakatlık geçirmiştim. Rakım kendi başına çok gizemli bir şey. O yüksekliğe çıktığında 10 insandan 1’inin ölme şansı var. Arkadaşlarım ve ailem genel olarak bu yolculuktan endişeliydi çünkü yapabileceğin en tehlikeli işlerden biri bu. Yani evet böyle bir yolculuğa çıkarken hep bir endişe ve tereddüt duyuluyor ister istenmez..."

Yüksek rakımda kameraları, drone'ları ve diğer malzemeleriyle diğer birçok dağcı grubundan fazla zaman geçirmek zorunda kalan Renan Öztürk ve arkadaşlarının en büyük motivasyon kaynağı büyük bir gizemi çözme arzusu olmuş: "Bu hikayenin peşinden gitmeye beni ve arkadaşlarımı teşvik eden büyük etkenlerden biri tabi ki katıksız gizemi ve merak uyandıran hislerdi. Ve üzerine bir de bu iş üzerinde 40 yıldır çalışan bir uzman size bedenin orada olma ihtimalinin yüzde 99 olduğunu söylüyor. Ayrıca bunun yanında ben görsel bir artist olarak her zaman Everest’in tepesinde olmayı, neredeyse dünyanın tepesinden güneş doğumunun dünyanın eğriliğine dokunduğunu görmeyi, bulut denizinin üzerinde bulunmayı ve bu görüntüleri insanlarla paylaşmayı hayal ettim çünkü bu neredeyse tutulma kadar nadir gerçekleşebilecek bir olay. Bu olayla birlikte oldukça derinlere inmeyi istedim."

National Geographic ekranlarında izleyiciyle buluşan (22 Temmuz ve 25 Temmuz'da izleyebilirsiniz) bu nefes kesici belgeselin sonuna doğru 8000 metrede, oksijen tüpü çatlamış ve oksijeninin yarısı gitmiş, yanında ölü bir bedenle, tepeye tırmanmaya çalışan ve Renan Öztürk o anları şöyle anlatıyor: "Evet kamerada görmek ve bunun hakkında konuşmak şok edici. Daha çok film etmeyi düşündüm ama bedene bir saygısızlık olacağını düşündüm ve fazla kayıt yapmadım. Sizin gördüğünüz görüntüde kamera boynumda asılıyken kayıttaydı ve editör o kısmı da kullanmak istedi. O yükseklikte bir anda durumun ne kadar ciddi olduğunun farkına varıyorsunuz. Bir anda ayağınızı bükseniz orada gördüğünüz tırmanışçılar gibi sonlanabileceğinizi fark ediyorsunuz. Hatta birkaç kere kısa uykuya dalsanız belki de bir daha hiç uyanamayacaksınız. O durumdayken bir yandan gördüğünüz kişiye yardım etmek istiyorsunuz fakat bir yandan da ne kadar kırılgan bir noktada olduğunuzu ve küçük bir hatanızda sonunuzun yanınızda gördüğünüz insan gibi olabileceğini fark ediyorsunuz. Sanırım Mark da belgeselin bir kısmında bu konudan bahsediyor ve o kadar yükseklikteyken herkesin kendi başına olduğunu söylüyor ve size yardım edebilecek kimse yok. Tam olarak kendimi nasıl açıklayabileceğimi bilmiyorum çok farklı duygular yaşatan bir andı benim için."

Çoğu insanın Everest'e tırmanırken neler olduğunun fark etmediğini söyleyen Öztürk, ekip olarak bir gizemi aydınlatmak için yola çıktıkları bu macerada zirveye tırmanmak istemediklerini belirtiyor: "Biz aslında tepeye tırmanmak istememiştik fakat orada yüksek rakımda yaşayan ve çalışan farklı kültürden insanlar ve Sherpa’lar var. Çoğu kişi Sherpa’ları yükünüzü taşıyan insanlar olarak görüyor fakat onlar oradaki kültürün bir parçası ve onu yaşatan kişiler. Tepeye onlar çıkmak istedi çünkü kültürlerinde ve çevrelerinde bu onlara saygınlık veriyor ve yaptıkları işte bu onlar için önemli. Tepeye çıkmamızın tek sebebi onların arzularını yerine getirmekti aslında. Ben tepeye çıkmadan biraz önce durdum ve saygımı göstermek istedim. Çünkü çoğu eskiler dağa tırmanmaman gerektiğini düşünüyor ve filmde de bahsettiğim gibi Everest’in tepesine çıkmak bir bakıma tanrılarının kafasına basmak gibi oluyor. Benim tüm kariyerim sadece Everest’in tepesine çıkmak üzerine olmadı ve asla olmayacak."

Everest'in tarihini yeniden yazacak bu akıl almaz maceranın sonunda Andrew Irvine'in bedenine ulaşamamalarının kendisinde bir hayal kırıklığını yol açmadığını söylüyor Öztürk: "Ben aslında bedenin orada olmadığını ispatladığımız için memnunum. Sonuçta teknolojik olarak en üst düzeyde bulunan bir ekip sahada onları aradı. Bir yandan böyle olması güzel çünkü olayın gizemi canlı kalıyor ve bulsaydık hayatımıza apayrı bir drama ve spekülasyon eklenmiş olacaktı. Çünkü o zaman bulduğumuz bedeni saygılı bir şekilde nasıl indirecektik, kameraya legal olarak nasıl ele alacaktık gibi birçok soru çıkacaktı karşımıza. Her ne kadar bulmak için yola çıkmış olsak da orada olmadığını bilmek benim için şiirsel bir son oldu."

Nepal Kalapatthar'dan Everest'in görünüşü..
Nepal Kalapatthar'dan Everest'in görünüşü..
 

Colorado Üniversitesi'nde biyoloji okurken dağcılığa ilgi duymaya başlayan ve dağların gökyüzüne uzanan zirvelerinin hayalini kuran Renan Öztürk, "Anlatacak çok hikaye var" deyip ekliyor: "Ben çevreyi, doğayı ve iklimi etkileyen daha çok hikaye anlatmak istiyorum. Yakında yine büyük bir iklim hikayemiz ve ırklar üzerine bir filmimiz daha geliyor. Umarım bizden sonra oraya giden insanlar da değişimin farkına varırlar ve insanların çevreye olan etkisini anlatırlar. Bu arada tüm Türk hayranlarıma teşekkür ediyorum ve arkanızda böyle bir desteğin olduğunu hissetmek sevindirici bir his."