Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Gündem Politika "Hükümet kurma iradesine göre ‘2. adım’ aynı görüşmede olabilir" | Son dakika haberleri

        Bülent AYDEMİR / HT GAZETE

        Başbakan Ahmet Davutoğlu, Srebrenitsa katliamının 20. yılında düzenlenen anma ve cenaze törenine katıldıktan sonra Bosna Hersek’ten dönüş yolunda kendisine eşlik eden gazetecilerin sorularını yanıtladı. Uçaktaki sohbetin ana konusu, Türkiye’nin en sıcak gündemi olan koalisyon görüşmeleriydi. Davutoğlu, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Kabineye girmeyebilirim” sözlerini yorumlarken, Dışişleri Bakanlığı dönemindeki deneyimlerinden de yola çıkarak bu tür müzakerelerin yöntemine ilişkin uyarılarda bulundu. Davutoğlu’nun sorulara verdiği yanıtlar şunlar:

        ÖNCE SÜRECİN YÖNTEMİ: Her şeyden önce sürecin yöntemine bakalım, sonra hükümetin yöntemine bakarız. Beni 1 aylık bu süreçte en fazla rahatsız eden demeyeyim ama olmasını doğru görmediğim şey; müzakere masasında konuşulacak konuların önceden basın önünde konuşulması. 8 Haziran’dan bu yana bütün açıklamalarımı alın, arka arkaya koyun, tek bir çelişkili açıklama görmezsiniz. Meclis Başkanlığı seçimi bu yöntemin başarısıdır. Biz başka partilerin adayları hakkında konuşmadık, “Tercihleri öyle olsun, böyle olsun” demedik. Adayımızı çıkardık ve arkasında durduk, hiç iniş-çıkış göstermedik. Diğer partiler ise ya Meclis Başkanlığı bağlamında büyük beklentiler oluşturdular ya bloktan bahsettiler ya da beklentiler olmayınca birbirleri ile tartışmaya ve kavgaya girdiler.

        AYNI HATAYA DÜŞMEM: MHP’nin daha ilk geceden “Ben koalisyonun parçası olmayacağım” demesi, 2 gün önce yaptığı açıklama ile 2 gün sonra yaptığı açıklama arasında koalisyon üyesi olup olmama konusunda farklı kanaatler sergiledi. Ya da CHP’nin “Blok”, “Dönüşümlü Başbakanlık’ demesi, şimdi “Başbakan Yardımcısı olmayacağım”, “Kabineye girmeyeceğim” demesi, bunlar aslında netice almak isteyen bir siyasetçinin yapmaması gereken şeyler. Çünkü söylediğiniz her söz kamuoyu önünde sizi bağlıyorsa, kendi alanınızı da daraltıyorsunuz. Ben aynı hataya düşmem. Ciddi bir müzakereye, ciddi bir ortaklık kurmaya ya da netice almaya yönelen bir taraf, kendini bir sonraki adımda bağlayacak bir söz söylemez.

        ELİNİ YARIM KOYAN KAYBEDER: (Muhtemel bir CHP koalisyonunda “Kılıçdaroğlu’nu yanımda görmezsem olmaz” der misiniz?) Ciddi ortaklık birlikte yürümeyi gerektirir. Ama elini taşın altına yarım koyan taraf kaybeder. Bir taşın altına elimi tam ve taşı kaldırma niyetiyle sokarım ya da “O taş orada kalsın” derim. Yarım tutulan her iş şüphe uyandırır, yarım tutulan işten hayır gelmez. Ben sorumluluk üstlendiğim her şeyin gücünü de almak isterim. Bir sorumluluk isteniyorsa, yetkisini de almak isterim. Yetkisini aldığım her şeyin de hesabını veririm. Denklemin böyle kurulması lazım.

        KİMSE ZAAF ÜRETMESİN: (Niçin, “Koalisyona en az ihtiyaç duyan parti AK Parti’dir” dediniz?) Öncelikle ciddi bir koalisyon yani hükümet ortağı için çalışacağız. Ama diyelim olmadı ve erken seçim gerekti. Diğerleri koalisyona mahkûm, ya bugün ya seçimden sonra. Ama yeni bir seçimde tek başına iktidar olma şansına en yüksek oranda sahip olan biziz. Bizim iyi niyetli açıklamalarımızdan, yani “Bir hükümet kurmak istiyoruz” diye irade beyan eden açıklamalarımızdan kimse bir zaaf üretmemeli. Kastettiğim o.

        KONGRE KAYGIM YOK: Şu yorum yapılıyor: “‘Davutoğlu genel kongre sebebiyle hükümet kurmak istiyor.” Bundan daha yanlış bir şey, bunu söyleyen kişiden beni daha az tanıyan kişi olamaz. Cumhurbaşkanı’mız erken seçim istiyormuş, bunların hiçbir karşılığı yok. Benim kongre diye bir kaygım yok. Kongre bir parti meselesidir ama şu anda, ülkenin acil bir hükümet ihtiyacı varken kongreyi Allah şahit, zihnimin ucuna bile getirmem. Zihnimin ucuna bile getirsem tövbe istiğfar edip kendi kendimi sorgularım.

        GÖRÜŞ AYRILIKLARI OLABİLİR: Birileri bunu pompalıyor. Burada da kasıt, Cumhurbaşkanı’mızla benim aramda görüş ayrılığı var kanaatini yerleştirmek, Cumhurbaşkanı ile hedeflerimizin farklı olduğu kanaatini göstermek. Görüş ayrılıkları, farklı kanaatler olabilir Cumhurbaşkanı’mızla aramızda ama bu, hiçbir zaman ülke çıkarının önüne geçmez.

        İFTARDA HEPSİYLE OTURSAK: Keşke mümkün olsa bir iftar sofrasında bütün liderler oturabilsek. İşte orada nezaket olurdu. Ben memnuniyetle ev sahipliği yapmak isterdim. Esas ilk turda, bütün bu basına yansıyan açıklamaları arkadaşlara aldırdım ben. Biliyoruz bazı pozisyonları ama arada o kadar farklı iniş-çıkış var ki gerçek pozisyonun ne olduğunu anlamaya çalışacağım ben şimdi. Şu da yanlış bir şey... Sayın Kılıçdaroğlu’nun söylediği “Sayın Başbakan’ı dinleyeceğiz, ona göre karar vereceğiz”. Bu bile pasif bir tutum. Ülkenin aktif bir tutuma ihtiyacı var. Ben anlatacağım, onlar da bir kanaat belirtecek. Böyle bir şey yok.

        ELİMİZİ KAVRAMALIYIZ: Oturacağız önce; bir irade var mı? Bizde bir irade var, hükümeti kurma konusunda. Karşı tarafın iradeleri konusunda çok emin değilim. Daha doğrusu Kılıçdaroğlu koalisyondan bir gün “Ümitliyim”, bir gün “Ümitsizim” diyor. Bir gün “AK Parti gitsin, MHP’yle kursun” diyor, bir gün “Bizimle kurabilir ama ben Başbakan Yardımcısı olmam” diyebiliyor. MHP, bir gün çok sert bir tutum... Sanki “Buradan bir koalisyon çıkmaz” diyor. Bir gün sonra yumuşatıyor. Önce birbirimizin elini tutmalı ve kavrayabilmeliyiz. Elini tutacaksın, karşı tarafı yoklayacaksın, tokalaşacaksın, sağlam duracaksın. Ondan sonra netice hasıl olacak. Tek başımıza konuşacağımız bir seans olacağını düşünmüyorum. Oraya gidince ilk anda iradeyi anlamaya çalışacağım. Gerçekten hükümet kurma iradesi var mı? Çünkü çok farklı açıklamalar yapıldı, benim kafamın o anlamda berraklaşması lazım. Karşı tarafın iradesinden emin olmam lazım. O iradenin dozuna göre 2. adım. “İkinci tur” demiyorum. Aynı görüşmede de olabilir. Psikolojik bariyerlerin kaldırılması gerekiyor.

        HALK SAĞLAM İSTİYOR: “Davutoğlu’na, AK Parti’ye güvenemiyoruz” deniliyor. Güvenmeyi öğrenmesi lazım. Koalisyonda farklılıklar olabilir ama dışarıda halk sağlam, kenetlenmiş bir hükümet görmek istiyor. O zaman o bariyeri temizlemeye çalışmalıyız. Ha, bariyer aşılamaz ise psikolojik bariyeri temizlemeye çalışmalıyız.

        ŞİRKET DEĞİL, HÜKÜMET: Görüşmeler uzun sürebilir. Şirket kurmuyoruz nihayetinde, hükümet kuracağız. Türkiye’nin kaderinden bahsediyoruz. Ne konuşulursa konuşulsun ama orada konuşulması lazım. Temeli sağlam atmak lazım. Açıkçası çok detaylandırılmış protokol metninden daha sağlıklı olarak, zihinlerde şüphelerin giderildiği bir süreci önemsiyorum. Karşılıklı güvendir. Hayatta söz verdiğim hiçbir şeyden geri dönmedim. Yapamayacağım sözü de vermem. Burada önemli olan o güveni kurmak. Yoksa o genç anayasalar gibi her şeyi kural olarak yazarsınız, yarın ayağınızı bağlar. Dünya konjonktürü de ülke konjonktürü de dinamik. Bu şartlarda protokolde anlaştığımız şeyleri değiştirme iradesi de olmalı. 1 ay sonra bir bakarsınız tablo değişir, protokole yazdığımız madde anlamsızlaşabilir. Oraya bütün detayı yazmaktan çok -yazacağız da tabii- esas olan karşılıklı güveni hissetmek ve el ele tutuşmak.

        HDP’YE OLUMLU YAKLAŞIM YOK: HDP’ye dönük bizim tarafta olumlu bir yaklaşım yok. 8 Haziran’da HDP çıkıp Kandil’i övmeyip “Biz artık Türkiye’nin önemli partilerinden biriyiz. 80 vekilimiz var. Şiddetin artık Türkiye sınırları içinde yeri yoktur” deseydi, o zaman kamuoyunda algısı değiştiği için HDP ile koalisyon bağlamında daha olumlu bir atmosfer oluşabilirdi. “Artık silahları bırakalım, Türkiye dışına nereye gidilecekse gidilsin, biz terör ve şiddet üzerinden siyaset yapmaya karşıyız” deseydi, eminim sadece bizim değil diğer partilerin de HDP tutumu değişebilirdi. Bu asgari şartlar içerisinde nerede hangi baskıların yapıldığını, nerede hangi terör gruplarının hâlâ mevcudiyetini sürdürdüğünü bilen biri olarak, ona karşı net tavır sergilemeyen parti ile bir kere Türkiye’de sağlıklı bir koalisyon yapılacağına inanmam.

        "ARTIK SİLAHLI GRUPLARIN ÜLKEYİ TERKİ KONUŞULMALI"

        SABOTE ETMEKTİR: Hükümet kurarken dış politikada, siyasette, eğitimde ne yapacağız, bunları konuşuruz. Her şeyi konuşuruz ama şu an Cumhurbaşkanı’mızın meşruiyetini ya da makamının saygınlığını tartışmaya açmak, baştan koalisyon müzakerelerini sabote etmeye dönük olur.

        DİYARBAKIR BOMBACISI: Diyarbakır konusu baştan itibaren takip ettiğimiz bir konu. Zanlı da yakalandı biliyorsunuz; onun bağlantıları çıkarılıyor. Ayrıca idari bir soruşturma yani ihmal konusunda da soruşturma yapılıyor. Açık söyleyeyim, kimin ihmali varsa gereğini yapacağız.

        ABD İLE İNCİRLİK GÖRÜŞMELERİ: ABD ile olan bu görüşmeler yeni ve daha önce olmamış tarzda olan görüşmeler değil. Askeri, diplomatik heyetlerle sürekli temas halindeyiz. Her türlü şartlara hazırlıklı olmamız lazım. Değişmeyen iki şey var bizim açımızdan. Rejimin bu hali ile Suriye’de istikrarı korumak mümkün değil. İki; terör gruplarının alandaki mevcudiyeti arttıkça da bir istikrar yakalamak mümkün değil. Bizim, ılımlı muhalefetin etkinliğini artırması yönünde bir kanaatimiz var. Son görüşmede bir anlamda Türkiye’nin kararlılığını taraflara bildirdik. Kuzey-güneyde Hercele-Mare hattı, doğubatı ekseninde Cerablus-Hercele hattının herhangi bir şekilde DEAŞ tarafından tehdit edilmesi, PYD tarafından oldubittiye getirilmesi, Türkiye’nin güvenliğini tehdit eder. (İncirlik açılıyor mu, eğit-donatta sıkıntı mı var?) Eğit-donatta süreç devam edecek.

        ÇÖZÜM SÜRECİ: HDP’nin, ilgili tarafların 2013 mayısında verdiği söz, silahlı grupların Türkiye’yi terki, silahlı unsur kalmaması. Bunun için güçlü irade görmemiz lazım. “Silahlı gruplar olsun ama çatışma olmasın”, hayır. Artık silahsızlanma ve silahlı grupların ülkeyi terki konuşulmalı. Bu bağlamda ele aldığımızda zannediyorum buna ne CHP ne MHP “Hayır” der, ne de HDP karşı çıkar.

        ‘SURİYE’Yİ ANLATIRIM’

        “Suriye konusu... Ortaklık kuracaksak ben Bahçeli’ye, Kılıçdaroğlu’na sormaları halinde yaşadıklarımızı anlatırım. Türkiye’nin çıkarları gereği onların da bilmesi lazım. Bütün detaylara vakıf olunca ortak bir yerde buluşulabilir. ‘AK Parti-DEAŞ ile işbirliği yapıyor’ diye bir kanaat var da bizim anlatmamıza rağmen bu aşılamamışsa bu bir önyargıdır. Bu algı ile bu koalisyonun ortağı olmaz.”

        "TALEP GELİRSE BAŞ BAŞA GÖRÜŞEBİLİRİZ"

        -Baş başa görüşme şeklinde bir talep olursa muhataplarımdan tabii yani; ona ben hiçbir şekilde karışmam. Çözülmesi gereken o psikolojik bariyerler baş başa görüşmelerle çözülecekse ben ona “Hayır” demem. Ama dediğim gibi benim tek taraflı iradem olmaz.

        -Diyarbakır’da, iktidar olduğumuzda yapacağımız ilk iş olarak saydığım 10 madde, şu anda tek başına da yapacağımız şeyler, koalisyonla da yapacağımız şeylerdir. Ben bunun, “CHP’nin 14 maddesine karşı AK Parti 10 madde deklare etti” şeklinde algılanmasını da istemem. Bizim ne yapmak istediğimizi anlamaya çalışanlar bu maddelere bakabilir. Ama dediğim gibi bunlar katı maddeler de değil, yani müzakereler başlamadan katı birtakım şartlar, kurallar ortaya koymayı da doğru görmem.

        -Yarın (bugün) bir araya geleceğiz, konuşacağız. Yok kırmızı çizgiler, yok şartlar diye bir gündemle gitmiyoruz.

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ