Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
  • Habertürk Huawei Uygulaması

Org. Ünal'ın ifadesi şöyle: 

Muharip Hava Komutanı Korgeneral Mehmet Şamver’in kızıyla emekli Hava Tuğgeneral'in oğlu İstanbul Deniz Kulübü'ndeki yapılan düğününe davetli olarak gittim, saat 19:30 sıralarında düğün salonunda bulunuyordum. Bu saatte kadar da herhangi bir olumsuzluk ya da olağanüstü bir durum hissetmedim. 22 kişi civarında hava generali düğünde vardı. Düğün öncesi salonda kokteyl ve nikah yapıldı. Sonra da düğün salonundaki yemeğe geçildi. Tahminime göre saat 21:30 sıralarında eşim beni telefonla aradı, Genelkurmay'da görevli Hava Korgeneral Fikret Erbilgin'in gözaltına alındığını bana söyledi ve durumun ne olduğunu merak ettiğini söyledi. Bunun üzerinde ben de Ankara'da vekil olarak bıraktığım Tümgeneral Cevat yazgılı'yı aradım. Ben Cevat Yazgılı ile telefonla Ankara'da ne olduğunu konuşurken telefondan jet seslerinin geldiğim duydum, ne olduğunu sordum. Kendisi "ben de bilmiyorum ancak şu anda Ankara'nın üzerinde jetler geziyor" dedi. Ben de kendisine Hava Kuvvetleri Harekat Merkezi'ne giderek duruma hemen el koymasını emrettim.

"HAKAN EVRİM 'GÖREVİ BEN VERDİM, MECBURDUM' DEDİ"

Bunun üzerine ben de Ankara Akıncı 4. Üs Komutanlığı'nın komutanı olan Tuğgeneral Hakan Evrim'i telefonla aradım. Uçakların kendisi tarafından uçurup uçurulmadığını sordum. Hakan Evrim bana "görevi ben verdim, mecburdum" dedi. Ben de kendisine "böyle bir mecburiyet yok, havaya uçak kalkmayacağına dair emir size verildi" dedim. Bana "durum bildiğiniz gibi değil, benim de canım tehlikede sizin de canınız tehlike" dedi, bu konuşmadan önce ben darbecilerin kendisini de tehdit etmiştir diye düşünmüştüm ancak daha sonra bu işin içerisinde kendisinin de olduğunu anladım. Bana "yanımdakiler konuşmamızın sonlandırılmasını istiyorlar" dedi ve telefonu kapattı. Ben daha sonra bir iki kez daha telefonla kendisini aramama rağmen ve telefonunun çalmasına rağmen telefonu açmadı.

"AKIN ÖZTÜRK'ÜN TELEFONUNA UZUN SÜRE ULAŞAMADIM"

Bunun üzerine ben Orgeneral Akın Öztürk'ü aramayı planladım, ben Akın Öztürk'ün Akıncı'da torunlarının yanında olduğunu biliyordum, Akın Öztürk'ün damadı Hakan Karakuş'un Akıncı'daki 141. filonun komutanı olduğunu biliyordum. Akın Öztürk’ün telefonuna uzun süre ulaşamadım, daha sonra Korgeneral Mehmet Şamver'den Akın Öztürk'e ulaşmasını söyledim. Mehmet Şamver Akın Öztürk'e telefonla ulaşınca telefonu bana verdi.

Ben Akın Öztürk'e "Ankara'da uçak uçuruyorlar, ne oluyor oralarda, senin emirlerin hilafına darbe mi yapıyorlar" diye sordum, kendisi bana "ben sadece gece uçuşu olduğunu zannediyorum, ben bir araştırayım" dedi. Ben de kendisine "gece uçuşu değil Ankara'da alçak uçuşlar olduğunu" söyledim.

"HERHANGİ BİR ÜSTEN UÇUŞ OLURSA O ÜS KOMUTANI DİVAN-I HARPLİKTİR"

Bundan sonra Akın Öztürk bana hiçbir şekilde dönüş yapmadı. Yapmaya teşebbüs etmiş olmuş ise de, telefon bende olmadığından bana dönmeye teşebbüs edip etmediğini bilemiyonım. Bunun üzerine ben düğünde bulunan üs komutanlarını çağırıp topladım. Dedim ki "herkes kendi üssünü arasın, hiçbir şey şekilde uçuş olmadığını ve olmaması gerektiğini teyit edin" diye emir verdim. "Herhangi bir üsten uçuş olursa o üs komutanı Divan-ı Harplik'tir, bunu bilin" diye söyledim.

Bunun üzerine düğünde bulunan tüm üs komutanları üslerini arayarak bu emri ilettiler ve bir faaliyet olmadığını teyit ettiler, ancak Diyarbakır 8. Ana Jet Üssü hariç, Diyarbakır 8.Ana Jet Üs Komutanı Hava Pilot Tuğgenaral Deniz Kartepe Diyarbakır'daki üsten 6 adet Flö'nın kalkışa hazır şekilde beklediğini söyledi.

Ben derhal kalkışın engellenmesi emrini verdim. Kendisi sürekli Diyarbakır Üs Harekat Komutanı Kurmay Albay soyismi Akgülay olan Kurmay Albayı sürekli telefonla aradı ve uçuşun durdurulması emrini verdi. Ancak bir müddet sonra uçakların emri dinlemeyerek kalktığını söyledi.

"KULEDEN KALKMIŞ OLAN UÇAKLARIN İNMELERİNİ EMRETTİK"

Kuleden kalkmış olan uçakların inmelerini emrettik, ancak Diyarbakır kulesi havada bulunan uçaklardaki pilotların bu emre karşı cevap vermediklerini ilettiler, bunun dışında düğünde bulunmayan İncirlik 10. Üs'ten de iki adet havada yakıt ikmal tanker uçağının kaldırıldığını öğrendim. Üs Komutanı Tuğgeneral Bekir Ercanvan'a telefonla ulaşmaya çalıştım ancak telefon çaldığı halde kendisi telefonu açmadı. Bunun üzerine Eskişehir'deki Hava Harekat Merkezi'ne nöbetteki Tuğgeneral Recep Ünal'a ulaştım ve tüm radarlar üzerinden çağrılar yaparak, tanker uçakların ve jet uçaklarının kendi üslerine dönmelerini emrettim, bir müddet sonra Recep Ünal çağrılar yaptığını ancak çağrılara cevap verilmediğini bana iletti.

"HAVA KUVVETLERİ HAREKAT MERKEZİ ÇAĞRILARIMA CEVAP VERMEDİ"

Bu arada Ankara'daki Hava Kuvvetleri Harekat Merkezi'nin devreye girmesi için Hava Kuvvetleri Harekat Merkezi'ne ulaşmaya çalıştım, Ankara Hava Kuvvetleri Harekat Merkezi çağrılarıma cevap vermedi. Bunun üzerine Ankara'da Kurmay Başkanı olarak görevli olan Tümgeneral Cevat Yazgılı'yı tekrar arayarak harekat merkezine gitmesini ve duruma el koymasını emrettim. Cevat Yazgılı bir müddet sonra beni arayarak Tuğgeneral Aydemir Taşçı'nın Hava Kuvvetleri Karargahı'nın girişinde eli tabancalı olarak cep telefonunu benim emrim yani Hava kuvvetleri Komutanı olan ben Abidin Ünal'ın emri olduğunu söyleyerek Cevat Yazgılı'nın cep telefonu almış, bu arada Hava Kuvvetleri Harekat Merkezi'ne girmeye çalıştığım ancak kapının içeriden kilitli olduğunu, kapıdaki nöbetçi uzman çavuşun da girişlerin yasak olduğunu söylediğini bana Cevat Yazgılı iletti.

"HAREKAT MERKEZİNİN EN KISA SÜREDE ELE GEÇİRİLMESİ GEREKİYORDU"

Ben de kendisine Hava Kuvvetleri'nden ayrı bir müfreze oluşturarak kapıyı zorlayarak açmasını emrettim, çünkü içeride Tuğgeneral Sami Özatak ile Tuğgeneral Kemal Mutlum ve Kurmay Albay Devrim Orhan'ın bulunduğunu Cevat Yazgılı bana söyledi. Bu ekibin birliklere emirler yağdırarak darbeyi destekleyici emirler verdiğini tespit ettik, bu nedenle harekat merkezinin en kısa sürede ele geçirilmesi gerekiyordu.

Tekrar ekiple kapıya geldiğinde kapıdaki uzman çavuşun havaya ateş ederek kendilerine engel olmaya çalıştığını söyledi. Bu esnada benim genel sekreterim Kurmay Albay Veysel Kavak ile özel sekreterim Gökhan'ın Cevat Yazgılı'yı derdest etmek üzerine çullandıklarını ve eline kelepçe taktıklarını öğrendim. Bu bilgilerin hepsini bana Cevat Yazgılı aktardı.
Ben kendi genel sekreterim Kurmay Albay Veysel Kavak'ı arayarak Cevat Yazgılı'nın emrine girmelerini emrettim, aynı zamanda Hava Kuvvetleri MEBS Başkanlığı'ndan Albay Ketencioğlu'nu arayarak gidip Cevat Yazgılı'mn emrine girmesini ve Hava Kuvvetleri Harekat Merkezi'ni kör etmelerini, işlevsiz hale getirmeleri gerekliğini emrettim, yani elektriklerin, bilgisayar sistemlerinin, telefonların kesilmesini emrettim. Bu emrimi yerine getirdiler, içeridekilerle hiçbir şekilde temas kuramadıklarını söylediler.

"HAVA KUVVETLERİ HAREKAT MERKEZİ YETKİLERİNİN ESKİŞEHİR'DE OLDUĞUNU İLETTİM"

Bu esnada ben düğün salonunun olduğu yerden Eskişehir bulunan Hava Harekat Merkezine telefonla bütün birliklere yayınlanmak üzere "Ankara'daki Hava Kuvvetleri Harekat Merkezi yasa dışı kişilerin elindedir, buradan verilen emir yerine hiçbir şeklide yerine getirilmeyecektir, bütün emirler Eskişehir Hava Harekat Merkezi'nden benim adıma yayınlanacaktır, ben emir vermediğim sürece hiçbir uçak da uçmayacaktır" şeklinde emir verdim, bu mesaj bütün birliklere hemen yayınlandı, böylece Hava Kuvvetleri Harekat Merkezi yetkilerinin Eskişehir Hava Harekat Merkezi'nde olduğunu ilettim.

Bu süre içerisinde Eskişehir Hava Harekat Merkezi'nde Tuğgeneral Recep Ünal sorumluydu, Recep Ünal'ı takviye etmek için hemen düğün salonunda bulunan Korgeneral Ziya Cemal Kadıoğlu'nu ve Korgeneral Nihat Kökmen'i en kısa sürede Eskişehir'e yola çıkmak üzere katılmalarını emrettim.

Bu arada izinde olan Hava Kuvvetleri Kurmay Başkam Korgeneral Hasan Hüseyin Demiraslan beni telefonla arayarak bir emrimin olup olmayacağını sordu, ben de kendisine en uygun vasıta ile Eskişehir'e hızh bir şekilde gitmesini emrettim. Yine aynı anda Erdek'de izinde bulunan Tümgeneral İdris Aksoy beni arayarak bir emrim olup olmadığını sordu, ona da aynı şekilde en uygun vasıta ile Eskişehir'e hızlı bir şekilde gitmesini emrettim. Bu personele birinci amaçlanılanın Akıncı'da devam eden jet trafiğinin durdurulması olduğunu hatırlattım.

"'KİMDEN EMİR ALIYORSUNUZ' SORUSUNU SORDUM"

Ben bu konuşmaları yaparken otel yönetimi bize toplantı masası olan toplantı odasına geçmemizi teklif etti, biz oraya geçtik, yolcu ettiklerim hariç düğünde bulunan 17 general masanın etrafında durum değerlendirilmesi yapmaya başladık. Yaklaşık 23:30 sıralarında toplantı odasının kapışma eli silahlı ve tam kamuflajlı Ankara'da bıraktığım korumalarımın kapıda belirdiğini gördüm, bana "sizin güvenliğinizi sağlamaya geldik komutanım" dediler, ben bunun ne anlama geldiğini anlamış olmakla beraber kendilerine "size böyle bir emir vermedim, kimden emir alıyorsunuz sorusunu sordum, "bilmiyoruz komutanım" dediler, ben de kendilerine "bizi rahat bırakın, uzak durun" dedim.

Tümgeneral İsmail Güneykaya eşini görmek için dışarıya çıkmaya teşebbüs edince, ona engel olmak istediler, ısrar edince duvara cama doğru ateş ettiler, yere ateş etmediler, tekrar sakin olmaları emrini verdim, duruldular, ancak yeni heyetin gelmesini beklediklerini anladım.

"TAM TEÇHİZATLI GRUP TAVANA ATEŞ EDEREK ANTREYE GELDİ"

Saat 24.00’e yaklaşırken yaklaşık 10 kişi civarında tam teçhizatlı bir grup bağırarak ve tavana ateş ederek antreye geldiler, hepsinin ellerinde plastik kelepçeler vardı. Ben herkese sakin olmalarım tembihledim, beni ilk gelen gruba teslim ettiler ve helikoptere gitmemizi istediler, dönüp baktığımda diğer arkadaşlarımın kelepçelenmekte olduğunu ve hatta iki tümgeneralin yere yatılarak kelepçelendiğini gördüm, bana kelepçe takmadılar. Helikoptere gittik, helikopter Sabiha Gökçen Havaalanı'na indi, bu helikoptere sadece beni bindirdiler ve orada, hazır bir CN235 CASA uçağının beklediğini gördüm ve uçağa beni silahlı darbeciler bindirdiler ve buradan direk Ankara Akıncı Üssü'ne saat 02:00 sıralarında indik, ininceye kadar helikopterden Eskişehir’deki arkadaşlarla temasa devam ettim. Eskişehir'den bana uçuşların halen devam etmekte olduğunu ve Ankara'ya hakiki mühimmat atıldığını ifade ettiler.

"ERTESİ GÜN 05.30'A KADAR ODADA KALDIM"

Uçaktan inince beni bir minibüse bindirdiler, minibüsü kullanan genç bir üstteğmendi, beni özellikle uçuş hattını dolaştırarak buradaki faaliyetleri görmemi sağladılar, bütün uçaklar yaklaşık 16 uçak uçuşa hazırlanmış yarıdan fazlası hakiki mühimmat yüklü, bomba yüklü yani ve personel orada sürekli bir faaliyet halinde gördüm, beni bu uçuşların yapıldığı filo komutanlığının önüne getirdiler, bu filo 141. Filo olarak bilinir, minibüsten indiğimde ortalıkta 30'a yakın pilot gördüm, çoğunluğu teğmen, üsteğmen rütbesindeydiler, ancak binbaşı ve üstsubay rütbesinde olanlarda vardı, hepsinin göğsünün üzerinde bulunan isimlikleri sökülmüştü, beni Akıncı 4. Ana Jet Üssü Harekat Komutanı Kurmay Albay Ahmet Özçetin karşıladı. Bana "hoşgeldiniz komutanım" dedi, ben kendisine "hoşbulmadık" dedim. Bana "bozulmuş ayarları düzeltmeye çalışıyoruz" dedi. Ben de "senin ayarın bozulmuş" dedim, tüm konuşmamız bundan ibaret oldu, beni önceden hazırlanmış olan içinde sadece bir tane sandalye bulunan odaya aldılar, cep telefonlarımı istediler, iki silahlı şahsı da kapıya diktiler, odamdan kendisi çıkarken "size Allah akıl fikir versin, Allah sizi ıslah etsin, başkada bir şey demiyorum, seni de bir daha görmek istemiyorum" dedim ve ayrıldım, kapıyı üzerime kilitlediler ve ertesi gün saat 5:30'a kadar bu odada kaldım. Yanıma sadece sabahleyin bir kahvaltı getirdiler, bu esnada ellerimi ve ayaklarımı kelepçelemediler, gözlerimi de kapatmadılar.

"AKIN ÖZTÜRK BU İŞTEN VAZGEÇMELERİ GEREKTİĞİNİ SÖYLEDİĞİNİ BANA AKTARDI"

Saat: 09:30 sıralarında meydan pistlerine bombalar atılmakta olduğunu duydum. Bu saatten sonra tululu bulunduğum binada sesler birden bire kesildi, bu esnada Üs Karagahı'nda bulunan tüm personelin toplantıya çağnldığını sonradan öğrendim. Saat 12.00’ye kadar büyük bir sessizlik devam etti, saat 12.00 sıralannda YAŞ üyesi Orgeneral Akın Öztürk odama uğradı, ben kendisine durumun ne olduğunu sordum, o da bana kendisine benim tarafımdan telefon edildiğinde kendisinin 4. Ana Jet Üssü'nün Üs Komutanını telefonla aradığını, telefonu Tuğgeneral Hakan Evrim değil Tümgeneral Kubilay Selçuk'un açtığını söyledi, Kubilay Selçuk İzmir'de bulunan 2.Ana Jet Üs Komutanı'dır.

Kubilay Selçuk'a burada ne yaptığını sorduğunda Kubilay Selçuk'un kendisine faaliyete devam ettiklerini, kendisinin de gelmesini beklediğini ifade ettiğini söyledi. Akın Öztürk karargaha gittiğini, orada bu işi yapan ekiple görüşerek bu işten vazgeçmelerini gerektiğini, başanlı olamayacaklarını, bu işin felaketle sonuçlanma ihtimalinin çok yüksek olduğunu söylediğini bana aktardı. Ancak ikna olmadıklarını, özellikle genç ekibin ısrarlı olduğunu, ancak meydanın bombalanmasından sonra artık durumu kaybettiklerini anladıklarını, tamamen kırıldıklarını ve bu işi sonlandırmak için çözüm yolu aradıklarını ifade etti.

Saat 09.00'dan 12.00'ye kadar Akın Öztürk'ün, damadı olan Hakan Karakuş’a durumu iletip iletmediği, bu konularda konuşup konuşmadığını bilemiyorum. Ayrıca bu darbe yapan askerlere karşı yukarıda anlattığım şekilde yaptıklarının yanlış olduklarını Akın Öztürk'ün onlara söylemesi üzerine bu darbeye teşebbüs eden askerlerin neden müdahale etmediklerini ya da neden Akın Öztürk'ü derdest edip etmediklerini bilemiyorum.

Akın Öztürk bana ayrıca sayın Genelkurmay Başkanı'nın, Genelkurmay 2. Başkanı'nın da Akıncı'da bulunduğunu ve kendileriyle görüştüğünü ifade etti. Artık olayın sonuçlanmak üzere olduğunu, darbecilerin teslim olmayı planladıklarını söyledi. Bana bir daha uğrayacağını söyleyerek aynldı.

"MİSAFİRHANEDE HER ODADA BİR GENERALİN ELİ VE AYAĞI BAĞLI BEKLEMEKTE OLDUĞUNU GÖRDÜK"

Saat 15.30 sıralarında tekrar geldi, 2. Başkan ile beraber olduğunu ve çıkabileceğimizi söyledi, dışan çıktık, 2. Başkan ile görüştüm, ayrıca İstanbul'da beraber olduğum generallerin de Akıncı Üssü'ne getirildiğini duydum. "Onları bulmadan ayrılmayalım" dedim ve Yuvam 2 adlı eski bir misafirhanede tutulduklarını elinde telsiz bulunan sivil kıyafetli bir askerden öğrendim, bizi bu asker Yuvam 2 adlı misafirhaneye götürdü, misafirhaneye vardığımızda hiçbir güvenlik görevlisinin kalmadığını, çoğunun teçhizatlarını bırakarak kaybolduğunu, odalara girdiğimizde ise her bir odada bir general eli ve ayağı bağlı, gözü kapalı, neredeyse kurbanlık koyun gibi beklemekte olduğunu gördük. Kısa sürede makas ve bıçaklarla kelepçeleri ve bağları çözdük. Bu kelepçe ve bağları çözerken 2. Başkan Orgeneral Yaşar Güler ve burada bulunan 15 kişilik ekip yanımızda bulunuyordu, Akın Öztürk de bu kelepçeler çözülürken yanımızda bulunuyordu. Hakan Karakuş’u bu arada hiç görmedim, kendisiyle de hiç görüşmedim.

"AKIN ÖZTÜRK BİZİM ARKAMIZDAN HAVA KUVVETLERİ KARARGAH MERKEZİ'NE GELDİ"

Akıncı Hava Üssü'nden Karargah Merkezi'ne geldikten sonra sırayla arkamdan Orgeneral Akın Öztürk de geldi. Hava Karargah Merkezi'nde diğer derdest edilmiş generaller Korgeneral Hasan Küçükakyüz, Korgeneral Mehmet Şamver, Korgeneral Fikret Erbilgin, Korgeneral Atilla Gülan, Tümgeneral Mehmet Özlü, Tuğgeneral Bahri Biber, Tuğgeneral Ahmet Biçer, Tümgeneral Haluk Şahar, Tümgeneral Fethi Alpay da vardı. Yani Akın Öztürk bizim arkamızdan Hava Kuvvetleri Karargah Merkezi'ne geldi, Akın Öztürk Akıncı Üssü'nden firar eden diğer darbecilerle birlikte araziye doğru kaçmadı, bizim hemen arkamızdan Hava Kuvvetleri Karargah Merkezi'ne tahminime göre Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Yaşar Güler'in arabasıyla geldi. Akşam Saat 20.00 sıralarında karargahtan birlikte ayrıldık.

Hava Kuvvetleri'nden 10 general Akıncılar'daydı. Tahminime göre 5 tane de karacı general vardı, 2. Başkan kendi makam arabasıyla, ben kendim makam arabamla yanımda Mehmet Şamver ile beraber Akıncı'dan ayrıldık.

Diğer generaller de arka arkaya bizim arkamızdan bizi takip ettiler, Hava Kuvvetleri Karargahı'na geldiğimizde, Hava Kuvvetleri Harekat Merkezi'ni işgal eden iki tuğgeneral bir albay ve elindeki silahla cep telefonu toplayan tuğgeneralin ve benim özel sekreterim Binbaşı Gökhan'ın da Merkez Komutanlığı tarafından gözaltına alınıp götürüldüğünü gördüm, öğrendiğime göre tümgeneral Cevat Yazgılı akşam görev verdiğimden itibaren Karargahtaki Güvenlik Merkezinde güvenlik ekibi ile beraber durumu takip etmiş ve en sonunda bu Hava Kuvvetleri Harekat Merkezi'ni işgal edenlerin teslim olmasına da nezaret etmiş, buna rağmen Cevat Yazgılı'yı da tutuklamışlar.

"BU EYLEMLERİ YAPAN HERKESTEN DAVACI VE ŞİKAYETÇİYİM"

Cevat Yazgılı, Albay Veysel Kavak'ın kendisini derdest edenlerden olması nedeniyle şikayetçi olduğunu ancak Merkez Komutanlığı'nca götürülmediğini bana söyledi, ben de kendisine şikayetin devam ediyorsa Merkez Komutanı'nı ara dedim. Merkez Komutanı'nı Cevat Yazgılı aradıktan sonra oradan gelen albayın elinde bir listede Cevat Yazgılı'nın da isminin olması nedeniyle hem Veysel Kavak hem de Cevaz Yazgılı'nın gözaltına alındığını öğrendim.

Tüm bu olaylarda Eskişehir'de aldığımız tedbirin ne kadar etkili olduğunu öğrendim, zira sayın Başbakan ile sayın Milli Savunma Bakanı'nın Eskişehir'deki Harekat Merkezi ile direk temas halinde Akıncı Üssü'ndeki faaliyetlerin bastırılması konusunda plan geliştirdiklerini ve Eskişehir l. Ana Jet Üs F4 uçaklarıyla Akıncı 4. Ana Jet Üs pistlerini kapatmak için her bir pistte 3 noktadan kesecek şekilde bombaladılar ve Akıncı Üssü'nden uçuş faaliyetlerini kestiler, ayrıca meydanın 3 ayrı noktasına psikolojik baskı amacıyla da bombalama yaptılar, bunları yaparken herhangi bir personeli zaiyat olmamasına azami gayret gösterdiler.

Daha sonra Eskişehir'deki faaliyetin ne kadar önemli olduğunu sayın Başbaşkan ve sayın Milli Savunma Bakanı orada bulunan generallerin adını vererek sitayişle bahsettiler.

Tüm bu olaylar olurken bana darp olmadı, hakaret ve tehdit gibi bir saygısızlıklarda karşılaşmadım, bu eylemleri yapan herkesten davacı ve şikayetçiyim.