Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Gündem Politika Enine Boyuna’da bu hafta, BDP-PKK ilişkisi ile AK Parti kongresi ve Cumhurbaşkanlığı seçimi süreci konuşuldu | Son dakika haberleri

        Habertürk'te Ece Üner'in moderatörlüğündeki Enine Boyuna programında, gazeteciler; Ruşen Çakır, Fehmi Koru, Cengiz Çandar ve Nazlı Ilıcak gündemi değerlendirdi. Programda bu hafta, BDP'li vekillerle PKK'lıların kucaklaşmasının ardından başlayan dokunulmazlık tartışmaları ile kongre hazırlığı yapan AK Parti konuşuldu. Erdoğan'ın son kez genel başkan aday olması nedeniyle "Erdoğan sonrası AK Parti" ve Cumhurbaşkanlığı seçim süreci değerlendirildi.

        İşte programda konuşulanlar:

        BDP-PKK KUCAKLAŞMASI VE DOKUNULMAZLIKLAR

        Cengiz Çandar:

        BDP ve PKK aynı siyasi hattır. BDP'liler PKK'lı değil, silahsız PKK'lılardır, diyebiliriz. BDP'lilerin silahlı olanlarına PKK'lı deniyor. Bu 3 milyon kişiyi ne yapacaksınız? Hangi çözüme yönlendirmiş, hangi bağlara teşvik etmiş olacaksınız? Bunun, dokunulmazlıkların kaldırılmasının yol olmadığı 95'te görüldü.

        Fehmi Koru:

        Kendisini temsili bir grup haline dönüştürmeli BDP.

        Ruşen Çakır:

        BDP intihar etti deniyor. BDP'lilerin kucaklaşması intihar olabilir. Ama BDP'lilerin dokunulmazlıklarının kaldırılmasına Ak Parti bu kadar angaje olursa, küçük çaplı bir intihar da o olur.

        AK PARTİ KONGRESİ VE CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMİ

        Nazlı Ilıcak:

        Eğer Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanlığına adaylığını koyacaksa, genel başkanlıktan ayrılacak demektir. İnanın gittikten sonra hiçbir siyasetçi partinin içini istediği gibi dizayn edemez. İstediğini başbakan olarak atayamaz, istediği kadroları kuramaz.

        Cengiz Çandar:

        Halkoyu ile seçilecek bir cumhurbaşkanı için iki ihtimal var: Tayyip Bey seçilmezse bir, ikincisi halkoyuyla seçilmiş bir Tayyip Bey istediği başbakanı atama gücüne de sahiptir demektir.

        Nazlı Ilıcak:

        Eğer anayasal sistem değişmezse parti genel başbakanını atamak zorundadır. Hem Türkiye'nin geleneği böyle hem de parlemontadan güvenoyu alması gerekir. Diyelim ki Abdullah Gül kongrede cumhurbaşkanlığından istifa ettikten sonra Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanlığına aday oldu. ‘Partili cumhurbaşkanı olsun’ diyor Tayyip Erdoğan. Bunu geçirebilirse anayasa değişikliği ile başka ama partinin dışına çıkarsa bir olağanüstü kongrede genel başkanı seçilecek partinin. Genel başkan partiye hakim olacak Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül genel başkanlık koltuğuna oturursa gidip de ‘Hayır ben seni seçmeyeceğim, kendi gönlüm şunu çekiyor zaten demez. Dese de tutturamaz.

        Fehmi Koru:

        Gönlümden geçen Ak Parti'nin artık 10 yıllık iktidarı sonrası cumhurbaşkanı seçmiş bir siyasal parti olarak olgunluk çağını bir biçimde vitrine de yansıtmasıdır. Hükümette öyle isimler var ki 3 dönemi doldurdum diye emekli olacaklarsa arkalarında büyük bir boşluk bırakacaklar. Bu kongrede bu duruma da bir formül bulmaya çalışacaklardır. Bu kongre çok önemli. Eğer Tayyip Erdoğan sonunda gerçekten cumhurbaşkanlığına çıkmaya karar verirse adaylığını koyup bugün yapacağı şey bu yeni vitrin düzenlemesidir. O dönemi de bir biçimde bugünden belirleme amaçlı olacak birtakım yeni isimler şimdiden isimleri duyulmuş olan yüzler var ama ben onları da aşacak başka isimlerin de arayışı içinde olduklarını ve böylece yeni AK Parti’nin 2014–2015 yıllarında bu kongrede zeminleri oluşacağını düşünüyorum.

        Benim kafamda isim yok. Ama görüştüğüm AK Parti’liler çok değişik isimler telaffuz ediyor. Zannediyorum ki, şu sıralar belli temaslar içerisindeler. Bu temaslarına da hep olumlu cevaplar alıyorlar. Yani neticede iktidar olmuş kamuoyu yoklamalarının da göstermiş olduğu, aldıkları %50 oya bile yeni oylar eklenen ve bütün bu sarsıntılardan pek az etkilenen, muhalefetin hep gerilediği ama kendilerinin ilerlediği bir ortamda kime teklif götürseler olumlu karşılıyor. Anladığım kadarıyla belki sürpriz birkaç isim söz konusu olabilir. Ciddi bir vitrin yenilenmesi bu kongrede olacak. Esas bu yeni isimler diye kurgulanıyor ama Tayyip Erdoğan sonrası (eğer aday olursa) kendisinden sonra nasıl bir parti görmek istediğini de bu kongrede önemli koltuklara partide getireceği ve muhtemelen bu kongre sonrası hükümette yapacağı değişiklerle göstereceğini zannediyorum.

        YALÇIN AKDOĞAN’IN ADININ GEÇMESİ

        Çok değerli bir insan Yalçın Akdoğan. Tabi yani bu tür isimler çok telaffuz ediliyor. Bu ismin fazla yadırgandığını zannetmiyorum ama başka isimler de söz konusu olacaktır.

        Esas sorun eski örneklerden hareketle kendisinden sonra ''cumhurbaşkanı olmuş Tayyip Erdoğan'' daha önce Turgut Özal gibi zayıf bir başbakan, parti içerisinde ağırlığı olmayan bir başbakan formülünü mü tercih edecek; yoksa uzaktan kumandayla mı yönetecek? Yine hükümette söz sahibi olmak gibi bir derdi olacak mı? Bence olmayacak. Hem bu geçmiş deneyimden hareketle mümkün olan bir şey değil. Cumhurbaşkanıyla güncel siyaset arasına, cumhurbaşkanı seçilir seçilmez hemen kalın bir duvar örülüyor Türkiye'de. Dolayısıyla siz ne kadar “ben bu partiyi kurdum, 10 yıl yönettim, başbakanlık ettim” deseniz de neticede insanlar önlerine bakıyorlar ve seçimi düşünüyorlar. Seçimden kendilerini başarıyla çıkartabilecek güçlü bir isim arayışı muhtemelen olacaktır. Ben zaten böyle bir tercihin de Tayyip Erdoğan tarafından yapılacağını da zannetmiyorum.

        Neticede kendisi siyaseti çok iyi bilen bir politikacı. Dolayısıyla Türkiye'de siyasetin genel dinamikleri içerisinde, böyle zayıf yöneticilerle, liderlerle gidilen seçimlerde hüsrana uğramanın kaçınılmaz olduğunu herhalde o da biliyordur. O bakımdan böyle bir şey olmayacaktır. Peki ne olabilir? Yine cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün ismi de geçti, kendisinden sonra partinin başına geçebilecek bir isim olarak. Sanırım Abdullah Gül ismi dahil, güçlü, kendilerini sandıktan yeniden çıkaracak, daha da güçlendirecek bir isim etrafında birleşme olacaktır. O bakımdan önemsiyorum ben Ak Parti kongresini. Yerel seçimlerin 2013'e çekilmesini, sanırım 2014'ün provası olması bakımından düşündüler. Neticede, seçimler birbirine benzeyen şeylerdir. Eğer 2013'te yapılacak yerel seçimler kamuoyu yoklamalarının bugün verdiği sonuçlar gibi gelişirse, o zaman 2014'te cumhurbaşkanlığı adaylığı, 2013'teki seçimden sonra kesinleşecektir. Eğer orada ciddi bir farklı sonuç ortaya çıkarsa başka isimler arayışı söz konusu olabilir. 2013'ün başka bir anlamı yok, bir prova olarak düşünülmüş, o sebeple de erkene alınmış olacak.

        Ruşen Çakır:

        Birileri Türkiye’de siyaseti dizayn etmek istiyor. Kendi kafalarından isimler atıyorlar. AKP böyle bir parti değil. Erdoğan böyle bir siyasi lider değil. Büyük bir ihtimal onun kafasındaki isim ve onun kafasındaki ismi biz aylar öncesinde böyle bir şeyle duyabileceğimizi sanmıyorum. Bu öyle kolay olacak bir şey değil. Bu kadar erken ortaya atılan isimler genellikle yıpranır.

        Fehmi Koru:

        2007 cumhurbaşkanlığı seçiminde ‘adayımız kardeşim Abdullah Gül'dür’ diyene kadar bahisler söz konusu olsaydı başka kişiler üzerindeki bahisler en yüksekti. Abdullah Gül en düşüktü, böyle bir tercihte bulunmayacak diye bakıldığı için ama sonuçta ne gördük yine Abdullah Gül adaylığıyla ortaya çıkıldı, yine böyle olacaktır. Pek çok isim ortaya çıkacaktır. Belki de çok güçlü gibi görünen isimlerle gidilecek olan o tarih hiç ismi zikredilmeyen bir isim ama partiyi başarıya götürecek bir isim olarak ortaya çıkacak gibi gözüküyor.

        Ruşen Çakır:

        Tayyip Erdoğan, mutlak kontrolü olan, çok güçlü, kimsenin de birbirinin altını oymaya yöneldiği geçmişte yaşadığımız türden olayların olmadığı bir parti. Ak Parti üzerinden oynanan totoların büyük kısmı boş çıkmıştır. Orada çok ciddi istişare mekanizmaları var. İl başkanları, kurucular, genişletilmiş grup vs. Anketler yapılıyor. Değişik mekanizmalardan topluyor. En geniş şekilde danışıyor. Ama son kararı Tayyip Erdoğan kendisi veriyor. Daha bu kararın eşiğinde olduğumuzu sanmıyorum. Daha vakit var. Tabi ki bu kongre çok işaret olacak. Büyük ihtimalle burada çok büyük değişiklikler olacak, parti meclisine, MKYK'ya giren isimlerde. Bazı isimler bakan olacak. Bazı bakanları belki de parti yönetimine katacak. Bir de 3 dönem üstüste çalışanlar emekliye ayrılmıyor; ara verip, sonraki dönemde tekrar gelebiliyor. Bazı isimler belki 1 dönem dinlendirilip yeniden gelecek. Hala Erdoğan'ın kafasındaki oyun planının bizler tarafından anlaşılmadığını, anlaşılmasının da pek kolay olmadığını, bir yerden sonra da pek de gerek olmadığını düşünüyorum. Sonuçta hepimiz çıkacak olan listeler konusunda mahçup oluruz. Bunlar üzerine spekülasyon yapmanın doğru olduğunu düşünmüyorum. Burada önemli olan ilkeler. 30 Eylül'deki kongrede çıkacak olan parti yapısı bize Kürt sorununu çözüm iradesini gösterecek mi? Son milletvekili aday listelerinde ne gördük? Kürt sorununa hakim, bunun taşıyıcısı olan isimler çizildi, yeniden aday gösterilmedi; yerine adını bilmediğimiz isimler kondu. Ensarioğlu dışında Kürt sorunu ile ilgili isim görmedim. Başbakan bu dönem partisini çok fazla angaje etmeyecek dendi. Ya da Ertuğrul Günayların gelmesi gibi merkez soldan, liberallerden isim olacak mı? Yoksa tamamen muhafazakar sağın insanlarına mı yönelecek gibi meselelere bakmamız ve oradan bir vizyonu tartışmamız lazım. İsimleri tartışmamız faydalı olmayabilir. Önemli olan nasıl bir vizyon olduğu.

        “ERDOĞAN, ASLINDA GÜL’ÜN CUMHURBAŞKANI OLMASINI İSTEMEDİ”

        Nazlı Ilıcak:

        Ben herşeyi Tayyip Erdoğan dizayn edebilir diye görmüyorum. Siyasetin doğası böyle değil. Giden, partisini bırakan kaybediyor, artık partisine hakim olamıyor. Erdoğan Türkiye'ye gelmiş çok önemli, başarılı, çalışkan, karizmatik bir lider. Bugün Ak Parti Erdoğan sayesinde var. Erbakan'ı da unutmamak lazım. Milli Görüş kadrosunu oluşturan da Erbakan'dır. Herkes muazzam çalışkan. Türkiye'nin gündeminde cumhurbaşkanlığından önce başbakanlık tartışması var. Erdoğan Gül'ü cumhurbaşkanı istemedi aslında. “Kardeşim Gül” dedi ama arka plandaki hadiseleri hatırlayalım, ismi konuşulan isimler başka kişilerdi. Neden istemedi? Sevmediği, güvenmediği için değil. Ülkede gerginlik yaşanmasın, ben fedakarlık edip cumhurbaşkanı olmuyorum, eşi başörtülü biri cumhurbaşkanı olmasın fikriyle istemedi. Arınç, bazı milletvekilleriyle bir tavır koydu. Gül çok istekli davrandı, mücadele etti, cumhurbaşkanlığı makamına oturdu. Bildiğim kadarıyla sadece ona sunulan bir makam değil. Bugün de eğer Erdoğan tek başına politika yapıcı olsa, o, Abdullah Gül'ü başbakan olarak göstermeyecektir. Nereden anlıyoruz? Yarıbaşkanlık sistemine geçelim, cumhurbaşkanı siyasetle ilişkisini sürdürsün diyor. Bunu niye diyor? Başbakanı ben belirleyeyim diye diyor. Başbakan'ı belirlerken neden Gül'ü belirlemeyecek? Çünkü Gül 2. güçlü bir isim. Bütün politikaları Gül eğer başbakan olursa müdahale edemeyecek (Erdoğan zaten etmez, öyle bir siyasetçi değil). Yalçın Akdoğan'ı başbakan yaparsa, yoktan var ederse, o zaman bir emanetçiye teslim etmiş oluyor. Değerli de olsa bir emanetçi oluyor. İlla ki Yalçın Akdoğan ne kadar değerli olursa olsun o koltuğu hak etmiş olmaz.

        Cengiz Çandar:

        Emanetçiler liyakatleri nedeniyle değil sadakatleri nedeniyle emanetçi oluyor.

        Nazlı Ilıcak:

        ‘Başbakan koltuğuna Gül mü Yalçın Akdoğan mı layıktır?’ diye soralım. Açıkça kendi görüşümü ifade ediyorum, Abdullah Gül tabi ki layıktır.

        Fehmi Koru:

        Ya Gül aday olmayacaksa?

        Nazlı Ilıcak:

        Aday olur.

        Fehmi Koru:

        Farz-ı mahal, olmadı. O zaman yine mukayese ettiğiniz türden bir isim olacaktır ki.

        Nazlı Ilıcak:

        Erdoğan genel başkanlık koltuğunu terk ettikten sonra tüm tüzük bile değişebilir kongrede. Ben giden kimsenin gerisine sahip olamadığı düşüncesine sahibim. Ayrıca Gül sağlığı el verdiği takdirde mutlaka siyasi kariyerini sürdürmek isteyecektir. Bülent Arınç da ona çok yakın, öyle görüyorum. Erdoğan da çok önemli hizmetler yaptı. Fakat şunu tasvip etmiyorum: Bir insan bir yere giderken gözü arkada olmamalı. Artık onu partisine, liyakatlı kadrolarına bırakacak. Parti teşkilatı kimi isterse onu seçecek. Ama ben hem giderim hem de güvendiğim birini atarım derseniz olmaz. DYP, Adalet Partisi ne hale geldi ve merkez sağ diye bir şey kalmadı ortada.

        Ruşen Çakır:

        Birçok şeyde Ak Parti ve Erdoğan merkez sağın makus kaderlerini aştı. Üst üste seçim kazandı vs. Büyük ihtimalle Özal ve Demirel'in beceremediğini kendisinin becerebileceğini düşünüyor. Riskli Bir şey, ama yapma ihtimali %0 değil. Karşısında çok güçlü siyasi rakip yok.

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ