Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Kültür-Sanat Edebiyat Haftanın Kitapları
        1

        BORGES'LE YARIM ASIR
        (Mario Vargas Llosa)

        Borges'le Yarım Asır Nobel Ödüllü Perulu yazar Mario Vargas Llosa'nın, Jorge Luis Borges'le yarım yüzyılı aşan edebiyat, okurluk ve dostluk maceralarının izlerini taşıyor. Denemeler, söyleşiler ve anılar eşliğinde Borges'in edebiyatı, düşünce tarzı, alışkanlıkları ve dünyaya bakış açısı eşsiz bir samimiyetle aktarılıyor. Kaplanlardan labirentlere, siyasi tartışmalardan edebiyatın keskin sınırlarına dek uzanan sayfalar, hem Arjantinli yazar Borges'in hem de okuyucuların zihinlerinde açılan yolları ve labirentleri ortaya koyuyor.

        2

        ÖNCESİ
        (Jehan Barbur)

        "Halbuki ben, doğduğumdan beri mutlu bir insandım.Huzursuz ama mutlu bir insan..." İnsan çocukluğuna ne zaman hoşça kal der? Doğan Kitap'tan çıkan 'Öncesi', çocukluğuna hiçbir zaman hoşça kal diyememiş ama daha çocukluğun ilk yıllarından itibaren, yetişkin olmanın ağırlığını yüklenmiş cesur ve kararlı bir kız çocuğunun büyüme hikâyesi. Bu romanda adı geçen kişiler ve yaşanan olayların tamamı gerçek hayattan alınmıştır. Anlatılanlar okura zaman zaman gerçeküstü gelse de hayatın kendisi kitaplarda yazanlardan çok daha yoğun, katlanması bazen daha zor ve gerçeküstüdür. Bu romanın yazarı ve kahramanı olan Jehan Barbur, edebiyatın ve romanın sınırlarını zorlayarak, alışılmışın dışında bir eserle karşımıza çıkıyor. Öncesi, okuruyla buluştuğu andan itibaren, çocukluğunu hiç bırakmadan büyüyen cesur ve kararlı tüm kız çocuklarının hikâyesidir.

        3

        ARTUÇKULE'NIN TAPAGÖZ'Ü
        (Çağan Irmak)

        “Benden hiç kimseye bahsetme. Bu ilk sahifeyi yırtıp at.” Altamış… Toprağı insanı reddeden uğursuz bir köy. Orada, herkesin unuttuğu bir kız yaşar. Yarım akıllı denir ona, belki de bu yüzden dünyanın yükünü en az o taşır. Ama günlerden bir gün, peri padişahı çıkar yoluna. Sonra bir çocuk doğar: Tek gözlü, bir dev kadar aç, bir çöl kadar susamış, her şeyi hatırlayan, hiçbir şeyi unutmayacak olan; her lokmasında, içinde dünyaya karşı büyüyen öfkeyi besleyip doyuran… Onunla birlikte, Dokuz Kıta On Okyanus’un kaderi geri dönülmez biçimde değişirken iktidar hırsı, taht sevdası ve gizli oyunlar birer birer sahneye çıkar. Everest Yayınları'ndan çıkan Artuçkule’nin Tepegöz’ü, kadim anlatıcılık geleneğini çağdaş anlatı düzlemine taşıyor. Çağan Irmak sözlü kültürün ritmini, destansı dili ve sert gerçekliği bir araya getirerek, okuru hem tanıdık hem de tekinsiz bir evrene davet ediyor. Bu, yalnızca bir “canavarın” hikâyesi değil, onu yaratan dünyanın da hikâyesi.

        4

        GEÇ KALDIĞIMIZ HER ŞEY GİBİ
        (Ekin Kadir Selçuk)

        "Yalnızlaşmasının nedenini anlıyordu: Heves ve neşe. İnsanlar heveskâr, neşeli birine tahammül edemiyordu. Birinin yüzündeki ışıltı onların karanlığına dokunuyordu. Gülümseyen birini görünce tedirginleşiyor, bu neşeyi bir tür suç gibi görüyorlardı. Bu ülke Neşesizler Cumhuriyeti (NC) adını çoktan hak etmişti...” Ekin Kadir Selçuk, İletişim Yayınları'ndan çıkan Geç Kaldığımız Her Şey Gibi adlı ilk romanında, geçirdiği beyin kanaması sonrası hayatı değişen, karakterinde açılan gediklerle yüzleşen, hem çalıştığı üniversitede hem özel ilişkilerinde çıkmaza giren bir akademisyenin hikâyesini anlatıyor. Selçuk, toplumdaki ve akademideki yozlaşmayı, erkeklerin ikili ahlâk anlayışını ve erkek şiddetini, hayatın her alanına sirayet eden derin mutsuzluğu ve karamsarlığı bir roman kurgusu içinde tüm çıplaklığıyla ele alıyor...

        5

        TASMANYA
        (Paolo Giordano)

        Çağdaş edebiyatın en güçlü seslerinden, Premio Strega ödüllü Paolo Giordano’nun son romanı Tasmanya Kafka Kitap,'tan çıktı. Modern dünyanın kırılganlıklarını bireysel bir çöküş anlatısıyla iç içe geçiren roman, iklim krizi, terör, teknolojik tehditler ve varoluşsal kaygılar arasında sıkışmış bir zihnin haritasını çıkarıyor. Tasmanya, bir yazarın gözünden, hem dünyayı hem de kendi hayatını anlamlandırma çabasının romanı. Dünyanın sonuna dair kehanetlerin havada uçuştuğu bir çağda, kişisel yıkımların gölgesinde hayatta kalma sanatına dair samimi ve sarsıcı bir itiraf. Tasmanya, yalnızca bir kriz romanı değil; aynı zamanda bir ilişki anatomisi. Anlatıcının eşi Lorenza ile kurduğu ilişki, modern aşkın kırılgan doğasını gözler önüne seriyor. Roman, birlikte kalmanın, ayrılmanın ve “devam etmenin” ne anlama geldiğini sorguluyor. Tasmanya, coğrafi bir yer olmaktan çok, bir metafor olarak okurun karşısına çıkıyor.

        6

        EDWARD SAİD SONRASI ORYANTALİZMİ YENİDEN DÜŞÜNMEK

        VakıfBank Kültür Yayınları (VBKY), “Edward Said Sonrası Oryantalizmi Yeniden Düşünmek” adlı derlemeyi okurlarla buluşturuyor. Edward Said, yarım yüzyıldır Doğu ile Batı arasındaki bilgi, iktidar ve temsil ilişkilerine dair tartışmaların merkezinde yer alan Oryantalizm isimli eserinde Avrupa’nın siyasi, iktisadi ve kültürel çıkarlarıyla şekillenen düşünce geleneğini çözümlemiş, mesleki uzmanlığın ötesinde oryantalizmin çeşitli toplumsal ve siyasal bağlamlarda nasıl yürürlükte olduğunu gösteriyor. Fuat Aydın, Mehmet Murat Şahin, Yücel Bulut ve Feyza Betül Aydın’ın yayına hazırladığı bu kapsamlı çalışma Said’in mirasının bugün neye dönüştüğünü ve hangi açılardan sorgulanabileceğini ele alıyor. Kitap, Said sonrası dönemde gelişen postkolonyal teorinin izleri sürülürken, oryantalizmin sanat, edebiyat ve popüler kültürdeki yansımaları ele alınıyor. Geniş bir yelpazede oryantalizm tartışmalarına bütüncül ve eleştirel bir katkı sunuyor.

        7

        17 HAZİRAN
        (Alex Schulman)

        Vidar'ın hayatı, öğretmenlik yaptığı okulda karıştığı bir olay ve sonrasında gelen açığa alınma kararıyla altüst olmuştur. Ancak asıl sarsıntı, eski bir kolide ailesinin 1980'lerdeki yazlık evinin numarasını bulmasıyla başlar. Vidar numarayı çevirdiğinde, hattın ucunda geçmişten bir ses yankılanır: Uzun zaman önce ölen babasının sesi... 17 Haziran 1986. Bir yaz günü. Bir mutfak. Bir aile. Vidar her aramada aynı güne adım atar; çocukluğunun seslerini dinler, sekiz yaşındaki haline yaklaşmaya çalışır. Hakkında yürütülen polis soruşturması ve üzerindeki baskı artarken belleğin labirentlerinde ilerledikçe ilerler. Sorduğu sorular onu hem kendi karanlığıyla hem de ailesinin saklı kalmış yaralarıyla yüzleştirecektir. Romanlarıyla 30'u aşkın ülkede okurla buluşan Alex Schulman'dan, geçmişin hayaletleriyle bugünün gerçeklerini birbirine düğümleyen zamansız bir roman... Timaş Yayınları'ndan çıktı.

        8

        GELİŞİGÜZEL
        (Can Göknil)

        Can Göknil’in yeni öykü kitabı Gelişigüzel Can Yayınları etiketiyle okurla buluşuyor. Göknil, Gelişigüzel’de bütün dikkati, heyecanı, yaratma arzusuyla umut dolu bir dünya düşlüyor. Dünyaya nefretle değil sevgiyle, öfkeyle değil sağduyuyla, hayal kırıklığıyla değil umutla bakanlar, bu öykülerde kendilerine yeni bir direnme alanı buluyor... Gelişigüzel’de hayata ve doğaya umutla bakan, dünyayla bütünleşen insanları anlatıyor. Birlikte olmak için mücadele eden, birbirine değer veren, sadece “ben”i değil “biz”i de düşünen insanlar bu öykülerde kendilerine vücut buluyor, sesini çıkarıp yazarın hayal dünyasında kendi karşılıklarını inşa ediyor: "Ben hayal toplarım. İnsanları anlamalı diye düşünürüm. Konuşmalardan seçtiğim sözcükleri biriktiririm. Hayal kurarım. Yel gibidir hayaller. Bir görünür, bir yok olurlar. Biriktirmeye gelmezler. Uçucu hepsi. Kimini yakalarım. Yakaladığımı görünür kılmak isterim. Çizerim, boyarım, az buçuk yazarım da."

        9

        TARİH ÖNCESİNDEN ORTA ÇAĞ'A ATLAR

        İnsanlık tarihinin en köklü ortaklıklarından biri olan insan ve at ilişkisi, yalnızca ekonomik ya da askerî gerekliliklerle değil aynı zamanda kültürel kimliklerin ve sembolik anlatıların oluşumuyla da şekillenmiştir. Nobel Bilimsel Eserler'den çıkan Tarih Öncesinden Orta Çağ'a Atlar adlı bu derleme eser, atın tarih boyunca üstlendiği rolleri farklı disiplinlerin bakış açılarını buluşturarak yeniden düşünmeye davet ediyor. Eserde yer alan çalışmalar, atın tarihsel serüvenini yalnızca bir "araç" ya da "ikon" olarak değil insanın çevresiyle kurduğu ilişkinin aktif bir bileşeni olarak ele alıyor. Paleolitik sanatın erken izlerinden antik uygarlıkların sembolik temsillerine ve Orta Çağ toplumlarının teknolojik dönüşümlerine kadar uzanan bu bütüncül inceleme, insanlık tarihindeki ilerlemenin sessiz tanığı olan atı merkeze alıyor.

        10

        TAM O SIRADA İSTANBUL
        (Jale Sancak-Ayça Erdura)

        Edebiyatla yaşayan bir şehir, şehrin içinde sayısız hikâye… Jale Sancak ve Ayça Erdura, Tam O Sırada İstanbul ile İstanbul’u yaşayan, konuşan ve hatırlayan bir varlık olarak yeniden kuruyor. İstanbul’un sokaklarında yürürken bir öykünün içinde düşleyebilir misiniz kendinizi? Ya da bir şiirin kıyısında durup geçmişten gelen sedayı duyabilir misiniz? Tam O Sırada İstanbul, tam da bunu yapıyor. Masa Kitap'tan çıkan, Jale Sancak’ın öyküleri ve Ayça Erdura’nın şiirleriyle örülen kitap, İstanbul’u bir hafıza mekânına dönüştürüyor. Beyoğlu’ndan Cibali’ye, Samatya’dan Galata’ya uzanan bu edebi yolculukta okur, İstanbul’un nasıl bir bellek oluşturduğuna şahit oluyor...

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ