Haftanın Kitapları
Biyografiden öyküye, araştırmadan romana, anıdan şiire bu hafta da pek çok kitap okurla buluştu. İşte yeni çıkan kitaplar arasından sizin için seçtiklerimiz...
MUTLUYKEN BAŞKA ADLARIMIZ VARDI
(Yiyun Li)
Eserleriyle The Story Ödülü, The Los Angeles Times Kitap Ödülü, Amerikan Ulusal Kitap Ödülü finalisti olan, Pulitzer ve Pen/Faulkner Edebiyat Ödülü sahibi Yiyun Li, İş Kültür Yayınları'ndan çıkan kitabında bu kez kayıp, yas, yabancılaşma, göç, annelik ve modern hayat üzerine bilgelikle örülü benzersiz öyküleri bir araya getiriyor. Yas tutan bir anne kayıplarının listesini tutuyor; bir üniversite hocası ile kuaförü arasında tuhaf ve karmaşık bir bağ kuruluyor; bir kadın kendisinin iki katı yaşında bir adamdan her sene mektup alıyor; hayatının sonlarına yaklaşan bir biliminsanı ile bir zamanlar doktorluk yapan bakıcısı ortak bir yaşama adım atıyor… Yiyun Li’nin kahramanları düşledikleri sıradan ve huzurlu hayattan ölümle, şiddetle, yabancılaşmayla ayrı düşüp ellerinde kalanla yaşamanın yeni yollarını arıyor ve bunu bir kavanoz bal, yaralı karıncalar ya da yıllarca özlemle saklanan bir fotoğraf gibi anlam dolu detaylarda ve akıllardan çıkmayacak küçücük anlarda buluyorlar.
HASIR ŞAPKALAR
(Margarita Liberaki)
Margarita Liberaki’nin benzersiz romanı Hasır Şapkalar, Atina yakınlarında bir çiftlikte yaşayan üç kız kardeşin büyüme hikâyesini anlatıyor. Sürekli evlenip aile kurmayı düşleyen Maria; kendini nakış işlemeye veren ve atını insanlardan çok seven İnfanta; yazar olup dünyayı gezme hayalleri kuran –anlatıcı– Katerina. Her biri tamamen farklı bu kardeşler tüm sırlarını birbirleriyle paylaşırken, geçen her yaz onların yaşamlarını başka yönlere savurur. Gelecek kaygıları, ilk aşkları, aile sırları ve tuhaf komşularının davranışlarıyla bezeli çiftlik hayatında bu üç kız kardeş er ya da geç özgürleşmenin de, gitmenin de, kalmanın da bir bedeli olduğunu öğrenecektir. Liberaki Yapı Kredi Yayınları'ndan çıkan kitabında yaz mevsimine özgü o pastoral ışığı ve sıcaklığı edebiyata kusursuzca yansıtıyor. Çoğu Avrupa diline “Üç Yaz” başlığıyla çevrilen Hasır Şapkalar fantastik, gerçekçi, doğal, romantik ve sıcak bir roman.
MEKTUPLAR
(Martin Heidegger-Hannah Arendt)
VakıfBank Kültür Yayınları, düşünce dünyasının önde gelen iki ismi Martin Heidegger ve Hannah Arendt’ın birbirlerine yazdığı mektupları bir araya getiren “Mektuplar 1925–1975” adlı kitabı okurlarla buluşturdu. Biri varoluşçu felsefenin kurucu figürlerinden, diğeri ise totalitarizm analizleriyle tanınan önemli bir siyaset kuramcısı. Ancak bu sayfalarda yalnızca iki büyük düşünürün entelektüel karşılaşmasına değil, aynı zamanda yarım asra yayılan bir ilişkinin hikâyesine de tanıklık edeceksiniz. 1925 yılında Marburg’da, genç bir öğrenci ile evli bir profesör arasında başlayan bu ilişki; Avrupa’nın en karanlık dönemlerinden, Nasyonal Sosyalizmin yükselişinden, savaştan ve sürgünlerden geçiyor. Arendt’in Yahudi kimliği nedeniyle Almanya’dan ayrılmak zorunda kalması ve Heidegger’in Nazi Partisi’ne üyeliğiyle derin bir kırılmaya uğrayan bağları, yıllar sonra yeniden kurulan; affetme ve anlamanın sınırlarını zorlayan bir mektuplaşma süreciyle farklı bir biçim kazanıyor. “Mektuplar 1925-1975”, felsefenin en insani hâli ile aşkın en felsefi hâlinin iç içe geçtiği; sadakat, ihanet, hayranlık ve entelektüel yoldaşlığın kesişiminde duran bir belge niteliği taşıyor.
UĞUL
(Utku Yıldırım)
2024 yılı Fakir Baykurt Öykü Ödülü sahibi yazar Utku Yıldırım'ın yeni kitabı Uğul'u Everest Yayınları'ndan çıktı. Asker Daha Fazla Elliott Smith Dinlemek İstemiyor ve Kusursuz Bir Mesafe gibi metinleriyle edebiyat dünyasında tanınan Yıldırım, yayımlanan bu yeni eseriyle okurları insan ruhunun derinliklerine ve toplumsal hafızanın kuytularına davet ediyor. İki ana bölümden oluşan Uğul, "Durmayalım", "Devi", "Çocuk Çiçek" ve "Dönüşüm" gibi dikkat çekici metinleri bir araya getiriyor. Yıldırım, eserinde çocukluğun masumiyeti ile yetişkin dünyanın acımasızlığı arasındaki çatışmaları, aile içi travmaları, yoksulluğu ve sokakların kendine has ritmini çarpıcı bir biçimde ele alıyor. Karakterlerin içsel çalkantıları, mahalle kültürünün kaybolan sihri ve toplumsal dönüşümlerin bireyler üzerindeki yıkıcı etkileri yazarın sarsılmaz gözlem yeteneğiyle satırlara dökülüyor. Eser, aynı zamanda yazarın "Direnenlere, İrfan Alış’ın anısına" ithafıyla da taşıdığı hassasiyeti okurlarına hissettiriyor.
AT SIRTINDA ANADOLU
(Fred Burnaby)
1876 yılının acımasız kışında, yaklaşmakta olan yıkıcı bir savaşın gölgesinde, uçsuz bucaksız ve sarp Anadolu coğrafyasında at sırtında yapılan epik bir yolculuğa tanıklık etmeye hazır mısınız?
Maceraperest İngiliz subayı Fred Burnaby; dondurucu soğukların, eşkiyaların ve siyasi belirsizliklerin hüküm sürdüğü bu çetin topraklarda İstanbul’dan Batum’a uzanan sarsıcı bir serüvene atılıyor. Güneş Kitapevi'nden çıkan At Sırtında Anadolu, yalnızca cesur bir seyyahın hayatta kalma mücadelesini anlatmakla kalmıyor; imparatorluğun uzak köşelerindeki yaşamı, paşaların saraylarını, hapishanelerdeki çaresizliği ve cepheye yürüyen bir halkın o buhranlı günlerdeki gerçek nabzını eşsiz bir belgesel çarpıcılığıyla gün yüzüne çıkarıyor. Okuru tozlu arşiv sayfalarından çekip alarak kılıç seslerinin, kar fırtınalarının ve at nallarının birbirine karıştığı o tekinsiz ama büyüleyici 19. yüzyıl atmosferinin tam kalbine bırakan bu eser, tarihin tozlu yollarında nefes kesici bir yüzleşme vadediyor.
FUTBOLUN KAVRAMSAL HARİTASI
(Ayşe Eda Gündoğdu)
Milyonlarca insan için doksan dakika, çocukluğun tozlu sokaklarından taşan ilk heyecanların, babadan evlada aktarılan sessiz mirasların, bir kentin ruhunu taşıyan renklerin ve yıllar boyunca biriktirilmiş ortak hatıraların yeniden canlandığı özel bir zamandır. Tribünlerde yükselen her ses, geçmişten bugüne uzanan bir aidiyetin yankısıdır; sahaya düşen her bakış, yalnızca skoru değil, insanın kendine ait hissettiği dünyayı da arar. Futbol, bu yönüyle yalnızca oynanan bir oyun değil; belleğin, tutkunun, sadakatin ve kolektif duyguların aynı anda nefes aldığı büyük bir anlatıdır.
Çizgi Kitapevi'nden çıkan kitap, oyunun sahadaki teknik gerçekliğinin ötesine geçerek futbolun dil aracılığıyla nasıl anlamlandırıldığını ortaya koyuyor. Bilişsel dilbilimin imge şemaları, idealize edilmiş bilişsel modeller, çerçeve anlambilimi, kavramsal metafor kuramı, kavramsal harmanlama kuramı ve yayılan ağlar gibi temel yaklaşımlarından yararlanan çalışma; futbolun aşk, savaş, aile, din, yolculuk, kader, beden ve kahramanlık gibi temel deneyim alanlarına sinmişliğini ayrıntılı biçimde inceliyor.
TOKYA EMPATİ KULESİ
(Rie Kudan)
Yapay zekâ çağında dilin güzelliği ve kimliğin doğası üzerine; sürükleyici ve kehanet niteliğinde bir roman. Yarının Japonya'sına hoşgeldiniz. Burada, suçlulara karşı radikal bir empati besleme pratiği norm hâline gelmiştir. Tokyo'nun kalbinde yapılacak büyük bir gökdelenin, suçluları şefkat dolu konforuyla içinde barındırması planlanmaktadır: Tokyo Empati Kulesi. Japonya'nın en prestijli edebiyat ödülü Akutagava Ödülü'ne layık görülen Tokyo Empati Kulesi, dünya edebiyatının en heyecan verici yeni seslerinden birinin elinden çıkmış bir roman. İthaki Yayınları'ndan çıkan, kısmen yapay zekâyla yapılan konuşmalardan da ilham alan bu eser; insanlar tarafından yazılan dilin gücünün sıradışı bir savunusunu, hayal gücü dürtüsünün dokunaklı bir keşfini ve modern dünyamızın amansız tektipliliğinin son derece çarpıcı bir yergisini sunuyor.
TAPINAK ŞÖVALYELERİNİN TARİHİ: YENİ ŞÖVALYELİK
(Malcolm Barber)
Ortaçağ tarihi alanında önde gelen uzmanlardan biri olan İngiltere'deki Reading Üniversitesi Ortaçağ Tarihi Kürsüsü fahri profesörü Malcolm Barber'ın kaleme aldığı "Tapınak Şövalyelerinin Tarihi: Yeni Şövalyelik" adlı eseri Alfa Yayınları tarafından okurlarla buluşturuldu. Kitap, Hıristiyanlığın en güçlü manastır tarikatları arasında yer alan Tapınakçıların, 1119 civarında Kudüs'te hacıları korumak amacıyla kurulan mütevazı ve yoksul bir kardeşlikten nasıl dev bir iktisadi ve askeri teşekküle dönüştüğünü gözler önüne sermektedir. Malcolm Barber, tarikatın Fransa, İberya ve İngiltere'de kurdukları idare merkezleri ile Doğu'daki Atlit, Bagras ve Safed gibi görkemli kalelerden oluşan geniş ağını, eldeki kısıtlı belgelere rağmen tutarlı bir tablo halinde okura sunuyor. Eserde ayrıca, Clairvauxlu Aziz Bernard'ın "Yeni Şövalyeliğe Övgü" adlı risalesiyle bu savaşçı-keşiş modelini nasıl meşrulaştırdığı ve tarikatın Batı'daki büyük yükselişindeki belirleyici rolü derinlemesine inceliyor.
RUHUN BOZKIRI
(İsmail Arslan)
Selim, hayatın ağırlığını ruhunda taşıyan, hem geçmişinin gölgeleri hem de bugünün baskıları arasında sıkışmış bir akademisyendir. Üniversitede yaşanan talihsiz bir olay, onu yıllardır ustalıkla sakladığı karanlık odalarla yüzleşmeye zorlar. Yalnızlığı bir bozkır gibi genişler; çocukluğunun izleri, yarım kalmış hayalleri ve asla söyleyemediği cümleler geri döner. Selim, kendi içinden geçerek nereye varılabileceğini bilmeden yürür; hayatı boyunca taktığı maskeler birer birer düşerken geriye yalnızca kırılgan bir ruhun çıplak hakikati kalır. Bu yolculuğun en şaşırtıcı tanığı ise bir insandan çok daha fazlasıdır: Yüzyıllardır elden ele dolaşmış, unutulmuş bir kitabın kendisi. Othello Yayınevi'nden çıkan Ruhun Bozkırı, yalnızlıkla yüzleşmenin, hafızayla hesaplaşmanın ve insanın kendi kaderinin kıyısında verdiği sessiz mücadelenin romanı.
HADİ BİR FİLM ÇEKELİM!
(Dr. Ahmet Sönmez)
Film çekmek pahalı bir iş midir? Kesinlikle! Ama teknoloji ve internet, bugün film yapmayı hiç olmadığı kadar demokratikleştirdi. Mesele artık film çekebilmek değil, iyi film çekebilmek! Hadi Bir Film Çekelim!, "Ben film çekmek istiyorum ama nereden başlayacağım?" diyen herkes için yazıldı. Pahalı ekipmanlar ve dev ekipler şart değil; ulaşılabilir bir kamera ya da cebinizdeki telefonla bile film çekebilirsiniz. İyi bir fikir, biraz cesaret, biraz enerji ve elbette doğru bilgi yeter. Dr. Ahmet Sönmez, 30 yılı aşkın deneyimiyle film yapım sürecini eğlenceli bir dille anlatıyor. Cebinizde telefon, aklınızda hikâye varsa buyurun gelin...