Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Kültür-Sanat Tiyatro Hey gidi saf çocuk! Temiz yürekli bebek!

        BETÜL MEMİŞ / memisbetul@gmail.com

        “… Fakat bunların hepsi tatlı hayallerden ibaret. Söylesenize, insanların kötülük yapmasının gerçek çıkarlarını bilmemelerinden ileri geldiğini ilk ortaya atan kimdir; aydınlanan insanın gerçek çıkarını görünce, kötülük yapmayı hemen bırakıp, iyi ve onurlu biri olacağını, çıkarının sadece iyilik yapmakta olduğunu anladığı ve hiç kimse de kendi çıkarına aykırı davranmayacağı için, hep iyilik yapmak zorunda kalacağını ilk kim uydurdu? Hey gidi saf çocuk! Temiz yürekli bebek! Dünya kurulalı beri, insanların yalnız kişisel çıkarlarını düşünerek hareket ettikleri görülmüş müdür?..”

        Bugün, Dostoyevski’nin ‘Yeraltından Notlar’ kitabından bir pasajla huzurlarınızdayım. Zira birazdan kelama düşeceğimiz tiyatro oyunu, tam da bu kitabın hissiyatında beni kucakladı. Dostoyevski’nin, 1864’te kaleme aldığı satırlarının gölgesinde, Sultanahmet Yeşilev’de demlenmeye uzanırken ben, sizler de takılın yavaştan ki bilahare nasılsa düşerim aranıza! Unutmadan fona da: “Çıplak omuzlarında / çiçek yoksa, diken de yoktur…” diyen Moddi’nin ‘Smoke’ şarkısını yerleştiriyoruz. Ve şimdilik güzeliz’

        EKİP ‘PARTİ’LEME SEZONUNU AÇIYOR!

        Onların adını, ilk defa Samuel Beckett’in ‘Oyun Sonu’ adlı tiyatro oyunuyla duydum. 2011’in sonbaharında ise, Çek yazar Václav Havel’in ‘Largo Desolato’sunu sahnelediklerinde, daha yakından tanıma fırsatım oldu. Zira kronikleşen anksiyete hallenmelerimi daha da şukela eden Largo Desolato ile kendilerinden çok etkilendiğimi itiraf etmeliyim.

        Kimden mi bahsediyorum: Beyin patlangaçlarına serin sular döktüren Ekip Tiyatrosu’ndan. Ekip, şimdilerde yeni oyunu “Parti” ile karşımızda. Prömiyeri, İstanbul Tiyatro Festivali’nde gerçekleştirilen Parti, ekibin üçüncü oyunu. Parti’nin yazarı; ‘Largo Desolato’ ve ‘Nerde Kalmıştık’ oyunlarındaki performansıyla, izleyenlerini mest eden Cem Uslu. Dile kolay, 150 dakikalık bir metin ortaya çıkarmış Uslu ve üstüne üstlük rejisine de imzasını çakmış. Tabii bu kıvamında metni, pek şahane oyunculuklarıyla daha da devleştiren performansları da es geçemeyiz! Oynamadan oynayan ‘işte budur’ dedirten oyuncular: Ertürk Erkek, Sercan Gülbahar, Elif Bilgiç, Ayşegül Uraz, Simel Aksünger, Cem Uslu, Duygu Yetiş ve Tuğba Balcı. Gelelim perde arkasındaki ekip insanlarına; dramaturg Ayça Seymen Şimşek, Seda Güney, reji asistanı Tuğba Balcı, ışık, ses kumanda Engin Aydın, afiş, broşür Duygu Yetiş, stüdyo fotoğrafları Burak Bulut Yıldırım, sahne fotoğrafları Erdem Yetiş ve dekor, ışık, kostümde ise Ekip imzası bulunuyor.

        BEYİN ÇEKMECELERİNİZE YIĞINLA ÜNLEM

        Koştura koştura yaşamaktan bitap düştüğümüz bu evrende, 150 dakika gibi bir zaman aralığı çok, o kadar saat hiç kıpırdamadan yahut us karıncalanması yaşamadan olur mu demeyin! Bana öyle geliyor ki -biraz beylik olacak belki ama- bu sezonun en şahane 150 dakikasını yaşadım. Oyunun başından sonuna kadar, tuhaf bir psişik algı çörekleniyor bünyeye ve bu sarmalayan algıyla birlikte, en âlâsından bir maceranın içinde buluyorsunuz kendinizi. Evet, konunun sahiciliğinden biraz geriliyorsunuz, fakat bu labirenti gedikli oyun, hiç bitmesin isteği uyandırıyor içinizde. Zira hayali de olsa, en sahicisinden beyin çekmecelerine yığınla ünlem ve soru işareti çakılıveriyor. Yazarının: “Böyle böyle yapıyorsunuz, diye parmak sallamak yerine, kendimizi ortaya koymak istedik. Bu oyun, bizi bir nevi tedavi etsin, dedik” tanımından yola çıkarak, Parti’nin start vermesiyle bizim de bir nevi tedavimiz başlamış oluyor aslında.

        Parti; iki sevgilinin tangosuyla girizgahını açıyor. Tangonun müthiş uyum gerektiren disiplinini, iki oyuncunun bedeninde selamladıktan sonra, anlıyoruz ki birazdan, en temizinden bir hikâyenin içinde bulacağız kendimizi…

        TOPLUMSAL BELLEĞİN ZAYIFLIĞI

        Oyunun yaratım aşamasından önce Ekip, şu soruyu sormuş kendine: ‘Bizim derdimiz ne ve sahnede ne hakkında söz söylemek isteriz?’ Yaklaşık üç buçuk ay süren oyunun yaratımı ve şekillenmesi; ekibin önce kendi aralarında bireysel huzursuzlukları ve iç hesaplaşmalarıyla ilgili muhabbetleri sonucu ortaya çıkmış. Karşılıklı diyaloglarının toplamında, ‘toplumsal hafızanın zayıflığı’, ‘nefret söylemi ve suçu’, ‘içselleştirerek normalleştirdiğimiz şiddet’ ve ‘umursamazlık’ gibi mevzularda daha çok konuştuklarını fark etmişler. Bu üst başlıkların kadrajında, ‘hafıza ve hatırlamak’ üzerinde bir çember çizerek, doğaçlama performanslarına geçmişler. Ve son kertede, tüm bu karşılıklı beyin havalandırmaların minvalinde, hikâyenin cana gelmesini Cem Uslu kotarmış. Prova sürecinden sonra da ekip, tıpkı oyuna benzer bir yazlık ev tutarak, birkaç günlük bir kampa girmiş. Metin okumaları ve doğaçlama çalışmalarıyla geçen bu kampın ardından da Uslu, ortaya çıkan bu malzemeyi yeniden kurgulayarak oyunun son halini kaleme almış.

        HAFIZAMIZ BİZİ YANILTABİLİR Mİ?!

        Gelelim Parti’nin iskeletine… Arkadaşlıkları üniversiteye dayanan, görüşmeyeli yaklaşık 10 yılı bulan 6 arkadaş, Metehan, Hakan, İsmail, Müge, Pınar ve Sezin… Sürpriz, bekarlığa veda partisinde biraraya gelen eski dostlar, gecenin ve partinin tadını çıkarmaya niyetlidir. Geçmişin üstünden çok sular akmış gibidir ya da aktığını sanırlar. Hasretler giderilir, oyunlar oynanır, içkiler tazelenir, ‘nereden nereye geldik’ faslına girilip, kahkahalar atılır ve açılmaz sanılan defterler açılmaya başlanılır. Geçmişin sis perdesi aralandıkça, hatıra ormanları göz kırpmaya başlar… Ki bazı şeyler kolay unutulabilinir mi ya da kolay hatırlanabilir mi? Hafızamız, bizi yanıltabilir mi ya da biz, hafızamızı yanıltabilir miyiz? Ve tüm bunların dokusunda, hepsinin çelişkisi; bu hatırladıklarımızla, biz ne yaparız? ‘Parti’nin partisi tam gaz, gani kahkahasıyla sürerken içlerinden bazıları, nedeni bilinmeyen bir sebeple sineklerin(?) saldırısına uğrar. Sinekler, ‘parti’nin ve aslında biz izleklerin, efsunu ve muamması… Benim muammam ve efsunum sinekler değil, diyorsanız da; şöyle bir uzanın, önce nefes alın ve düşünün derim ben, gerçekten öyle mi diye! Sineklerin her bir ısırığında, bir hatırlayış!? Bu yaz gününde, her şeyin berraklaştığı bir Ege akşamında, bu ısıran sinekler de neyin nesi derken…

        Parti’de partiye gelenlerin mevzusu devam ediyor ama şimdilik benden bu kadar! Sürprizi kaçacak diye değil, seyir aleminize ekleyip de, daha da şahane olasınız diye!

        ASLA İLKİNİ HATIRLAMIYORUZ

        (Es notu: Bu arada sizler, o sineklerin sadece ‘Parti’ sefacılarını ısırdığını sanırsanız da, yanılırsınız, zira sıra size de geliyor! Hatırlamak mevzusuyla ilgili olarak da; oyun boyunca, Borges’in hatırlamak üzerine bir yazısı geçti aklımdan. Bilahare paslarım size de. Ama şimdilik şunu bilin: Hatırladığımızı söylüyoruz ya hep, yanlış! Asla ilkini hatırlamıyoruz, hep sonrasından bize kalanları yahut hissettirdiklerinden ortaya çıkanı hatırlıyoruz, en azından üstadın teorisi bu ve ben de şiddetle katılıyorum!)

        Kısaca; oyun boyunca hissettiğim gerilim ve heyecanın, finalde yer alan psikolojik-polisiye atmosferle tavan yapması, seyirliği daha da şahaneleştirmiş. Öyle ki; oyun bittiğinde, beyin patlangaçlarımda kalan hissiyat, hiç de yabana atılacak türden değildi. Bu yüzden, Ekip Tiyatrosu; karşınızda sevgiler şelale modunda bir kez daha eğiliyorum.

        Largo Desolato’yu her Çarşamba, Parti’yi ise her Salı, saat 20.00’de, Mecidiyeköy Sahne Hal’de seyredebilirsiniz. Program ve bilgi için: www.ekiptiyatrosu.com / Tel: (506 393 75 11)

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ