Şampiyonlar Ligi Avrupa’nın en üst düzey turnuvası. Bir anlamda futbolun vitrini. Takımlar, oyuncular, teknik direktörler adına büyük önem taşıyor. Bu ligde oynamak öyle kolay değil elbette. Birçok kulüp yüksek transfer bütçeleri ile iyi takım kuruyorlar...

Galatasaray, Avrupa sınavında daha farklı bir oyun sergiliyor. Burası tartışılmaz. Son derbi maçı baz alındığında bunu bir kez daha gördük. Fransa’nın güçlü takımı Paris Saint-Germain karşısında oynadıkları oyun taraftarını mutlu etti. Sonuç istenilen gibi olmasa da, mücadele beğenildi…

Şurası bir gerçek ki, bu tür üst düzey bir lig için kadro yeterliliği elbette tartışılır. Sarı-Kırmızılı takımın transferleri ile PSG’nin aldıklarını kıyasladığımızda fark çok net ortaya çıkıyor. Portekiz’in düşen takımından alınan oyuncular ile futbolunun son baharına gelen gol umudundan ortaya ancak bu kadar bir oyun çıkıyor…

YILDIZ OYUNCULAR YOKTU

PSG, İstanbul’a Brezilyalı yıldızı Neymar, Draxler, Kehler ve Cavani gibi ilk 11’in değişmez isimlerini getirmemişti. Bir başka yıldız isim Mbappe ise oyunun son bölümünde sahaya çıktı. Buna karşın oynadıkları oyun daha öndeydi. Maçın büyük bölümünde kontrol Fransız ekibin elindeydi. Öncelikle pas trafiğini çok hızlı yapıyorlar. Oyundan düşme gibi bir sorunları yok. Oyuncu hızından daha çok topun hızını düşünüyorlar. Belli bir taktik anlayışları var. Savunma arkasına attıkları toplarla pozisyona girmeyi ilke edinmişler. Bunu 90 dakika süresince ısrarla sürdürdüler…

Fatih Terim, sahaya farklı bir dizilişle çıkmayı düşünmüştü. Haklı olduğunu gördük. Donk’u savunmaya alarak 3’lü bir blok oluşturmuştu. Başarılı da oldular. Aynı taktiği ve oyunu ligde denerlerse çok iyi olacaklarını gördük. Kalabalık orta alan rakibin organize olmasına zaman zaman engel oldu. Tek sorun forvette çoğalamadılar. Falcao, çoğu kez yalnız kaldı. Karşılaşma süresince iki kez pozisyon buldu. Genele bakıldığında başarılı olduğunu söylemek zor…

Sarı-kırmızılılarda Donk, Seri ve Mariano arkadaşlarına göre daha iyiydiler. Bir başka iyi isim ise, hatta takımın en iyisi kaleci Muslera’ydı. İkinci yarı Mbappe’nin ayağından bir top çelişi var ki, her kalecinin yapacağı bir iş değildi…

İlk 45 dakika a Galatasaray’ın Seri'nin attığı şut dışında pozisyonu yoktu. Buna karşın, PSG çok kez golle burun buruna geldi…

TERİM’İN OYUN PLANI BAŞARILIYDI

İkinci yarı oyun daha dengeli geçti. Fatih Terim’in değişiklileri yerindeydi. Gol için zorladılar. Baskıya rağmen topu kontrol etmeyi başardılar. Aslında zor bir maçtı. Bu zorluğa rağmen, Galatasaray elinden gelenin en iyisini yaptığı diyebiliriz. Taraftarın maç sonu yaptığı sevgi gösterisi bunun en somut göstergesiydi. Sonuç istenilen gibi olmadı. Mücadele beğenildi. Elden gelen bu kadar demek daha doğru olur…

Fransız ekibinin grupta birinciliği kimseye bırakmayacağını gördük. Galatasaray’ın şansı var mı? Elbette. En azından ikincilik için öteki rakipleri ile çekişir. Bundan sonraki maçlarda alacağı puanlar bunu belirleyecektir. PSG maçındaki oyun bunu getirebilir…

KALİTELİ OYUN KALİTELİ FUTBOLCULARLA OLUR

Bu tür maçları teknik kadro ne kadar iyi analiz etse de, eldeki kadronun yeteneği ve becerisi çok önemli. Fransız ekip ile kıyaslandığında bunu çok daha net olarak gördük...

Futbol kalitesini iyi oyuncularla yükseltmek mümkün. Bu konuda daha çok yolumuz olduğu açık. Bu işin en kolay yolu, çok para ile yıldız oyuncuları transfer etmek. Ya da Brugge’in yaptığı gibi altyapıdan çıkanlarla yıldız oyuncuları harmanlamak. Ne var ki, sabır konusunda sorunlu olduğumuz ortada…

Maçın özeti; yıldızlardan oluşan, büyük paralar harcanarak kurulan bir takıma karşı Galatasaray elinden gelenin en iyisini yaptı. Forvette çoğalmayı başarabilseler gol şanslarını çoğaltabilirlerdi. Savunma ve orta alandaki mücadele iyi not aldı. Yedikleri golde yapacakları fazla bir şey yoktu. Muslera gibi bir kaleciye sahip oldukları için ne kadar sevinseler azdır…