Kerkük’te güç dengesi yeniden kuruluyor: Valilik Türkmenlere devrediliyor, yeni paylaşım modeli başlıyor
Kerkük İl Meclisi Başkanı'nın üyeleri 16 Nisan 2026 tarihinde saat 12.00'de "acil" toplantıya davet etmesi, kentte uzun süredir perde arkasında yürütülen siyasi pazarlıkların somut bir sonuca ulaşmak üzere olduğunu ortaya koydu. Kürt kaynaklardan alınan bilgiye göre, mevcut vali ve Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) üyesi Rebvar Taha'nın bu toplantıda görevinden istifa etmesi bekleniyor. Yerine ise Türkmenlerin adayı Muhammed Seman'ın Kerkük Valisi olarak seçilmesi öngörülüyor. Bu gelişme, 2024 yerel seçimleri sonrasında KYB, Araplar ve Türkmenler arasında varılan ve yönetim yetkilerinin dönüşümlü paylaşımını esas alan anlaşmanın ilk somut adımı olarak değerlendiriliyor.
Söz konusu uzlaşıya göre valilik makamı üç ana etnik-siyasi bileşen arasında sırayla el değiştirecek. KYB’nin valiliği devretmesi karşılığında merkez kaymakamlığı, Dakuk Kaymakamlığı, Polis Müdürlüğü ve Vali Yardımcılığı gibi kritik idari pozisyonların KYB’ye bırakılması planlanırken, İl Meclis Başkanlığı’nın Araplara verilmesi öngörülüyor.
Türkmen valinin görev süresinin ardından ise valilik makamının Araplara devredileceği, buna karşılık Kürtlerin İl Meclis Başkanlığı görevini üstleneceği bir denge formülü üzerinde mutabakat sağlandığı ifade ediliyor. Bu model, Kerkük’te uzun yıllardır süregelen “tek taraflı yönetim” tartışmalarını sona erdirmeyi ve çok taraflı bir idari denge kurmayı hedefliyor.
Kürt siyasi kaynaklar ise bu gelişmenin yalnızca bir görev değişimi olmadığına dikkat çekiliyor. Söz konusu kaynaklar, Kerkük’te 2003 sonrası oluşan Kürt ağırlıklı yönetim yapısının ilk kez bu ölçekte yeniden düzenlendiğini, bunun da hem Bağdat-Erbil hattındaki ilişkiler hem de Kerkük’ün statüsü tartışmaları açısından yeni bir dönemin başlangıcı olabileceğini vurguluyor.
Aynı değerlendirmelerde, özellikle Bafel Talabani liderliğindeki KYB’nin bu adımı, iç siyasi baskılar, ekonomik krizler ve bölgesel yalnızlaşma riskine karşı geliştirilmiş pragmatik bir hamle olarak yorumlanıyor. Ayrıca Türkmenlerin yönetime dahil edilmesinin, Kerkük’te güvenlik ve idari istikrarı artırabileceği yönünde görüşler de öne çıkıyor.
Bölgesel düzlemde ise bu değişim, Irak’taki kırılgan dengeler, İran merkezli gerilimler, İsrail’in bölgeye yönelik stratejik hamleleri ve enerji hatları üzerindeki rekabetle birlikte okunuyor. Kerkük gibi hem etnik hem de enerji açısından kritik bir şehirde yönetimin paylaşılması, yalnızca yerel aktörleri değil, Türkiye başta olmak üzere bölgesel güçleri de yakından ilgilendiriyor.
Ankara’nın hem Kürt siyasi aktörlerle hem de Türkmenlerle kurduğu çok yönlü ilişki ağı dikkate alındığında, bu yeni formülün Türkiye açısından da dengeleri gözeten bir gelişme olduğu değerlendiriliyor. Tüm bu çerçevede Kerkük’te atılacak adım, sadece bir vali değişimi değil, aynı zamanda bölgesel siyasetin yeniden kalibre edildiği bir eşik olarak öne çıkıyor.