TÜRKİYE 1980
• Kadınlar… 68,5
• Erkekler… 57,2
♦ Ortalama… 62,8
TÜRKİYE 2025
• Kadınlar… 81,1 (Artış; %18,4)
• Erkekler… 75,9 (Artış; %32,7)
♦ Ortalama… 78,5
Önceki gün açıklanan Türkiye'de doğuşta beklenen yaşam süresi verileri, yalnızca istatistiki birer rakamdan ibaret olmayıp, bireylerin yaşamına ışık tutan toplumsal birer ayna niteliğine sahip.
Bu verilerin, hepimiz için hayata daha sıkı tutunma, planlarımızı daha çok gerçekleştirme, hayallerimizi daha uzun vadeli kurma ve hepsinden önemlisi sevdiklerimizle daha çok gün görme adına son derece özel bir anlamı bulunuyor.
Yeni doğmuş kişilerin yaşamı boyunca belirli bir dönemdeki yaşa özel ölümlülük hızlarına maruz kalması durumunda yaşaması beklenen ortalama yıl sayısı olarak tanımlanan doğuşta beklenen yaşam süresi, ülkelerin sosyo-ekonomik durumuyla yaşam kalitesinin en temel göstergelerinden biri. Bu gösterge, ülkelerin ölümlülük seviyelerini uluslararası düzeyde karşılaştırmada ve kalkınma ile gelişmişlik düzeylerini ölçmede kritik bir araç olarak kullanılıyor.
Ortalama ömür kavramı, sosyo-ekonomik düzey ve hayat şartlarının iyileşmesinin yanı sıra sağlık hizmetlerinin etkinliğine, erişilebilirliğine ve kalitesine göre de doğrudan şekilleniyor. Küresel ölçekte incelendiğinde, gelişmiş ülkelerdeki beklenen yaşam sürelerinin genellikle daha yüksek olduğu görülüyor. Bununla birlikte, biyolojik ve sosyal etkenler neticesinde kadınların beklenen yaşam süreleri genel olarak erkeklerden daha yüksek seyrediyor.
Genel yaşam kalitesindeki iyileşmenin bir göstergesi olan ömrün uzaması, insanlara sevdikleriyle geçirecekleri, yeni beceriler edinebilecekleri, hobilerine ve kişisel gelişimlerine zaman ayırabilecekleri daha geniş bir zaman havuzu sunuyor. Yaşlı kişilerin hayatta daha uzun süre kalması, bilgi, birikim, gelenek ve yaşam tecrübelerinin yeni nesillere aktarılmasını kolaylaştırarak toplumsal hafızayı güçlendiriyor.
Sağlık koşullarının elverdiği ölçüde, nitelikli ve tecrübeli iş gücünün ekonomik sistemin içinde daha uzun süre kalabilmesine imkân tanıyarak ömrün uzaması, sağlık, turizm, konut, bakım hizmetleri ve eğlence sektörlerindeki pazar alanlarını büyütmesiyle ekonomiye canlılık kazandırıyor.
Tarihsel süreç derinlemesine incelendiğinde; Türkiye'de doğuşta beklenen yaşam süresinin, 1980'den itibaren istikrarlı ve güçlü bir artış eğiliminde olduğu görülüyor. 1980'de 62,8 yıl olan yaşam beklentisi; sağlık hizmetlerindeki yapısal gelişmeler, hijyen ve beslenme koşullarının iyileşmesi ve tıbbi teknolojideki ilerlemeler sayesinde sürekli olarak yükseldi.
1980'de 62,8 yıla, 2000'de ise 71,9 yıla ulaşan yaşam beklentisi, 2010'lu yıllarda ivme kazanarak 2019'da 78,6 yıla kadar çıktı. Ancak 2020 itibarıyla tüm dünyayı kasıp kavuran COVID-19 pandemisinin küresel çaplı olumsuz etkisiyle gerileme yaşanırken, ilerleyen yıllarda toparlanma eğilimiyle birlikte 2025 itibarıyla doğuşta beklenen yaşam süresi 78,5 yıl olarak kaydedildi.
1980 ila 2025 arasındaki 45 yıllık döneme cinsiyetler temelinde bakıldığında; kadınlarda ortalama artış %18.4 olurken, erkeklerdeki artış %32.7 oranında seyretti.
Genel bir perspektiften bakıldığında, Türkiye'de yaşam süresindeki uzun vadeli ve istikrarlı artış eğilimi; sosyal devlet politikalarının, sağlık sistemine yapılan stratejik yatırımların ve genel yaşam koşullarının iyileşmesinin doğal bir sonucu olarak karşımıza çıkıyor. Geleceğe dönük planlamalar yaparken bu kazanımların korunması ve geliştirilmesi, toplumsal refahın sürdürülebilirliği açısından hayati önem taşıyor.
1980'den 2025'e kadar olan döneme ait veriler, dikkat çekici küresel ve bölgesel bir eğilimi gözler önüne seriyor. Erkeklerdeki yaşam süresi artış oranları, kadınlara kıyasla daha yüksek seyretti. Türkiye, ABD ve Avrupa ülkelerinde görüldüğü üzere doğuşta beklenen yaşam süresinde kadınlarla erkekler arasındaki makas büyük bir hızla kapanma eğilimi gösteriyor.
Peki bunun ana nedenleri nelerdir? Erkekler, kadınlardan daha mı sağlıklı besleniyor, hayat şartları daha mı konforlu, sağlık hizmetlerine daha mı kolay erişiyorlar?
Akla gelen ilk sorular bunlar olsa da işin iç yüzü öyle değil. Erkeklerdeki yaşam süresi artış oranlarının kadınlardan yüksek olması, kadınların ömrünün kısaldığı anlamına gelmiyor. Aksine, kadınlar uzun vadede dünyanın dört bir yanında en yüksek yaşam sürelerine sahip olmaya devam ediyor.
Ömrümüz uzadı uzamasına ama kaç yaşına kadar yaşayacağız?
Mevcut biyolojik ve tıp bilimi sayesinde ömrümüz uzasa da yaşamın bir sonunun olması doğanın değişmez kanunu... Mevcut trendin korunması durumunda, ortalama yaşam süresindeki artış hızı binde'li oranlarda seyretmeye devam edecek. Bu dönemde hedeflenen temel amaç sadece ömrü uzatmak değil, sağlıklı yaşam süresini uzatmak olacak. Yani insanlar, ömrünün son 10-15 yılını kronik hastalıklarla geçirmek yerine dinamik bir yaşlılık dönemi geçirecek.
Eğer nanoteknoloji, gen düzenleme ve yaşlanma mekanizmalarının tersine çevrilmesi alanında çığır açıcı gelişmeler yaşanırsa, biyolojik yaşlanma süreci yavaşlayacak. Bu senaryoda insan ömrünün 90 yıl ve üzerine çıkması mümkün olacak.
Yaşayan en yaşlı kişi 21 Ağustos 1909'da doğan 116 yaşındaki İngiliz Ethel May Caterham, yaşamını bakım evinde sürdürüyor.