Nabizade Nâzım’ın ölümünden üç yıl sonra, 1896’da Servet-i Fünûn’da tefrika edilen Zehra romanı, kıskançlığın ve sorumsuzluğun yok ettiği hayatlardan bir manzara sunuyor. Psikolojik tahlilleriyle döneminin eserleri arasında sivrilen roman, aynı zamanda 19. yüzyıl sonundaki toplumsal değişime dair de önemli ipuçları taşıyor.

İstanbul’un ve sakinlerinin kanlı canlı göründüğü bir roman Zehra. Şehir hayatına dair, çok az kaynakta karşımıza çıkan ayrıntıları yazar, iyi bir gözlemci olarak satırlarına kaydediyor. Boğaz’daki kayık âlemleri, Beyoğlu eğlenceleri, ticaret hayatı, tulumbacılar, emniyet ve hukuk sistemine dair önemli bilgilere romanda sık sık rastlanıyor.

Yayımlandığı günden beri defalarca kere basılan Zehra, bu defa titiz bir çalışmayla, orijinal metni ve günümüz Türkçesine uyarlanmış şekliyle okuyucularla buluştu.

NABİZADE NÂZIM

1863’te İstanbul, Nişantaşı’nda doğdu. Asıl adı Ahmet Nâzım’dır. Anne ve babasını küçük yaşta kaybeden yazar, üvey anne ve dadıların elinde büyüdü. Salıpazarı Feyziye ve Beşiktaş Askerî rüşdiyelerinde okudu (1876). Buradan Mühendishâne-i Berrî İdadisi’ne geçti (1878). 1884’te girdiği erkân-ı harbiyye sınıfından 1887’de yüzbaşı rütbesiyle mezun oldu. Bir süre Mekteb-i Harbiyye’de matematik, istihkâm ve topografya dersleri verdi; umumi müfettiş muavini olarak 1889’da kolağası oldu. Nabizade Nâzım’ın ilk eserleri Vakit ve Ceride-i Havadis gazetelerinde yayımlandı. Daha sonra Hazine-i Evrak, Mirat-ı Âlem, Rehber-i Fünûn, Âfak, Maarif, Mirsad, Manzara, Berk ve Servet-i Fünûn gibi edebiyat dergileri ile Tercüman-ı Hakikat, Servet ve Mürüvvet gibi gazetelerde başta şiir olmak üzere daha çok fenni konularda makaleler ve hikâyeler yayımladı. 1890-1891 yıllarında bir dizi uzun hikâye kaleme aldı. Türk edebiyatı tarihinde Nabizade Nâzım’a asıl şöhretini kazandıran, “Karabibik” adlı uzun hikâyesiyle Zehra romanıdır. 1891’de Ayşe Naciye Hanım’la evlenen yazar evliliğinin henüz ilk aylarında yakalandığı kemik vereminden kurtulamayarak 5 Ağustos 1893’te öldü.