Altın Koza heyecanı başladı
19. Uluslararası Altın Koza Film Festivali'nde Uzun Metrajlı Film Yarışması bölümünde ödülü hangi film kazanacak?
Adana Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen ''Uluslararası 19. Altın Koza Film Festivali'' Ediz Hun, Perihan Savaş ve yapımcı Abdurrahman Keskiner'e ''Yaşam Boyu Onur Ödülleri''nin verileceği açılış töreniyle başladı.
19. Uluslararası Altın Koza Film Festivali kapsamında yapılacak Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması'nda ''En İyi Film Ödülü'' için 14 film yarışacak.
Filmler ve fragmanları şöyle:
ANA DİLİM NEREDE
Ana dilinin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu öğrenen ihtiyar Mustafa, çocuklarına öğretemediği bu dilin unutulmaya terkedilmesinden kendisini sorumlu tutar. Geçirdiği rahatsızlık nedeniyle dinlenmesi gerektiği bu dönemde, hayatının sonuna geldiği düşüncesiyle yeniden yüzleşmek zorunda kalırken, hafızasında kaldığı kadarıyla yitip giden dilini kaydetmeye karar verir. Hayat; büyük kentte bir apartman dairesi kadar küçülür, kabustan uyanıp da bir bardak su içemediğimiz anlar kadar uzar.
“Ana Dilim Nerede”: Yakın zamanda öleceğini düşünen bir ihtiyarın, ana dilinin kaybolmaya yüz tutmasından duyduğu çaresizlik karşısında, kendi çözümünü umutla üretme çabasını aktaran; evde dahi kendi dilinde konuşmanın yasak olduğu yıllardan sonra, artık saklanamayacak olan ‘ana dil’ gerçeği ve Türkiye’de, resmi politikaların yarattığı kültürel travmanın orta sınıf bir aile üzerindeki etkilerini konu alan, kimi insanlık durumlarının kara mizahın sınırlarında anlatıldığı, gerçek mekan ve kendilerini oynayan gerçek karakterlerle canlandırıldığı bir yabancılaşma ve yalnızlaşma hikayesi...
ARAF
ARAF, Arafta kalmış iki gencin hikayesini anlatır: Zehra ve Olgun; bir otoban üzerinde kurulu, her şeyin gelip geçici akarak yaşandığı, devasa bir benzin istasyonunda, 24 saatlik vardiya usulüyle, hiç değişmeyen bir monotonlukta, sanki bir gün hayatlarının birden bire değişivereceği beklentisi ve hayalinde, aslında neredeyse içinde yok olup gittikleri bir vakumun içinde, biteviye çalışarak yaşarlar.
Her ikisi de çalışmadıkları zamanlarda, televizyonun sunduğu; uzaklara gitmenin, köşeyi dönmenin, büyülü bir aşkın ya da parlak bir geleceğin hayallerini kurduran programları izleyerek vakitlerini öldürürler ve kendi gelecek hayallerine dalarlar. Fakat içinde sıkıştıkları bu döngü, yaşadıkları ve hayal ettikleri arasında oluşan araf hali, Zehra’nın soğuk bir kış sabahı kamyonuyla park alanına gelen Mahur’a aşık olmasıyla altüst olur. Bu aşk üçgeni; çocukluk masumiyetlerini kaybetmek pahasına da olsa onlara büyümeyi, hayatı keşfetmeyi, sevmeyi, karşılığında acı çekmeyi ama en çaresiz anlarda bu döngüden yine kendilerinin çıkabileceğini öğretir.
ATEŞİN DÜŞTÜĞÜ YER
Muğla’nın Fethiye İlçesinde portakal bahçesinde işçi olarak çalışan beş çocuk babası Osman ve eşi Hatice, ansızın rahatsızlanan on yedi yaşındaki kızları Ayşe’yi hastaneye kaldırırlar. Burada Ayşe’nin kalbinde önemli bir sorun olduğu anlaşılır. Yoksul aile, kızlarını yaşatmak için çırpınır. Tetkikler sırasında kızlarının, hamile kaldığını öğrenince yıkılırlar. Töre gereği, Ayşe öldürülecektir. Böylece, bir gün öncesine kadar kızlarını yaşatmak için mücadele eden aile şimdi öldürmek için planlar yapmaya başlar. Kendisine sorulmadan amcasının oğlu Seyit ile nişanlanan Ayşe, bütün ısrarlara rağmen bebeğin babasını söylememektedir. Osman, amcası Ali, abisi Hüseyin ve kardeşleri ile olayı konuşur, aile kararı kesinleşir. Önce Ayşe öldürülecek, sonra da bebeğin babası bulunacak ve onun için de aynı karar uygulanacaktır. İnfazı bizzat baba gerçekleştirecektir. Amcası Ali’nin eski Amerikan arabasını emanet olarak alan Osman, kızı Ayşe’yi ‘doğumu yapana kadar kalmak üzere’ dayısının yanına götürmek bahanesi ile yola çıkarır.
Ödüller
Montreal Film Festivali, En İyi Film, FIPRESCI
Magazin Gazeteciler Derneği, En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Erkek Oyuncu
AZİZ AYŞE
Ayşe, çöplerden kazandığını aç kalmak pahasına hayır kurumlarına, camiye, Mehmetçik Vakfına bağışlayan bir kağıt toplayıcısıdır. Erkek görünümünün altında içinde bir kadın ruh haliı ve hissiyatı taşır. Bir tesadüfle bir gün bir çiftin hayatına girer. Ve kendi de dahil bu üç kişinin kimliklerin ve hayatlarının değiştiği bir yolculuk başlar.
Ayşe işgal ettiği sahipsiz bir evi elinden almak için komşularının onu öldürmek istemelerinden korkar. Medyada önemsiz bir işi olan Elif, Ayşe ile tanışınca büyülenir. Bir anda bir belgesel film çekmeye soyunur. Amerika'da okumuş, Türkiye'de tutunmakta zorlanan uzun süreli sevgilisi Murat, Elif'i hem kaybetmekten korkacak, hem kıskanacaktır. Küllenmekte olan ilişkileri bir sınava girer. Murat, Elif'e ilk kez büyük bir konser aldığı yalanını söyler. Elif içinde bastırdığı başka bir kadının sesini duymaya başlamış, değişmiştir. Murat'tan etkilenmez, işine asılır; belgesel yönetmeni olmaya karar vermiştir...
BABAMIN SESİ
Basê Elbistan'da yalnız başına yaşar. Hayatındaki tek beklentisi büyük oğlu Hasan'ın evine dönüp herkes gibi bir hayat kurmasıdır. Eve gelen sessiz telefonların Hasan'dan geldiğine inanmaktadır. Aynı günlerde Diyarbakır'da yaşayan küçük oğlu Mehmet baba olacağının haberini alır. Yeni bir eve taşınır. Eşyaların arasında babasına gönderilmek üzere kaydedilmiş annesinin ve kendi çocukluk sesinin olduğu bir kaset bulur. Mehmet babasının kaydettiği kasetleri bulmak ve annesini Diyarbakır'da yaşamaya ikna etmek için Elbistan'a gider. Mehmet annesini Hasan'dan başka bir şey düşünmez halde bulduğunda yavaş yavaş onun dünyasına girmeye başlar. Base'nin yapmayı istediği tamiratları; bahçe işlerini yapar. Bir yandan da babasının gönderdiği kasetleri arar…
DEVİR
Burdur’a bağlı Hasanpaşa köyünde; her yıl bir çoban yarışması düzenleme geleneği vardır. Bu geleneğe göre çobanlar sürüleriyle beraber teker teker küçük bir su birikintisine girmekte ve suyu peşlerindeki koyunlarıyla birlikte kesintisiz ve hızlı biçimde geçmektedirler. Suyu sürüsüyle beraber tereddütsüz, hızlı ve seri geçen çoban yarışmada birinciliği kazanmaktadır. Takmaz lakaplı yaşlı çoban son sekiz yılın şampiyonudur.
Takmaz ve köydeki genç çobanlar çoban yarışmasında koyunların postunu boyamak için kırmızı renkli bir kayadan aldıkları parçaları elemekte, toz boya elde etmektedirler. Ancak gelecek yıllarda kırmızı renkli kayalardan bulmak zorlaşacağa benzemektedir. Çünkü büyük bir bir maden şirketi köy etrafındaki kırmızı kayaların olduğu yerde dev bir mermer ocağı açmıştır. Ali adlı genç çoban şehirdeki bir nalburdan kırmızı toz boya alır. Köylü o yılki yarışmada koyunlarını Ali’nin şehirden getirdiği hazır boya ile boyar. Ancak Ali o yıl yine dereceye giremez. Çobanlıktan bezen Ali yakınlardaki mermer ocağında şoför olarak iş bulur.
GÖZETLEME KULESİ
Ormanın en tepesinde bir yangın gözetleme kulesine bekçi olarak sığınan Nihat’la, Tosya’da otoyol kenarında küçük bir otogara sığınan Seher, başkalarından kaçarken birbirleriyle çarpıştıklarında, suçluluk duygularına karşı kendi kendilerine verdikleri savaşı artık birbirlerinin şahitliği altında yapmak zorunda kalırlar.
LAL GECE
Anadolu’da zengin bir köy düğünü ile başlar hikaye. Yıllarını cezaevinde geçirdiği için evlenmekte geç kalmış 55-60 yaşlarında bir damat. Kırmızı duvak altında yüzünü görmediğimiz bir gelin. Halaylar çekilmekte, silahlar atılmakta, şatafatlı bir düğün olmaktadır.Gelin alayı damat köyüne ulaştığında yüzlerce insanın katıldığı bir düğüne dönüşür. Aslında bu düğün iki büyük aşiretin arasındanda bitmeyen kan davasını sona erdirecektir. Gecenin ilerleyen saatlerine kadar süren düğünün sonu geldiğinde gelin törenle gerdek evine getirilir. Odada gelin ve gelinin yengesi tek başlarına kalırlar. Yenge geline son öğütleri ve geleneğe uygun neler yapacağını tembihledikten sonra yüzü kırmızı duvakla örtülü gelini karyolaya oturtur ve odadan çıkar. Gelinle birlikte gerdek odasına giren kamera artık gerdek odasından dışarı çıkmayacaktır. Kırmızı duvakla yüzü örtülü gelin, kendi iç korkuları ile damadı beklemektedir.
RÜZGARLAR
Filmler için ses kayıtları yapan Murat, Gökçeada'da duyduğu çeşitli sesleri kaydeder ve fotoğraflar çeker. Ada ile ilgili bir fotoğraf sergisi açmak istemektedir. Bu çalışmaları sırasında adada tek başına yaşayan 80 yaşlarındaki Madam Styliani ile tanışır. Aralarında bir dostluk oluşur. Madam'ın kendi sesinden hayatını, anılarını kaydetmeye başlar. Fakat Gökçeada'ya gelişlerinden birinde Madam'ın öldüğünü öğrenir. Madam'ın tek varisi torunu Eleni cenaze işlemleri için Fransa'dan Gökçeada'ya gelmiştir. Murat'ın yaptığı kayıtlar, Eleni'nin çocukluğuna ve köklerine yapacağı yolculuğun başlangıcı olurken, ada ile ilgili kurduğu bağı yeniden sorgulamasına sebep olacaktır.
SİİRT'İN SIRRI
Türkiye’de spor yapan her dört kızdan bir tanesi dövüş sporları ile uğraşmaktadır. 16 yaşındaki Siirtli genç kız Evin Demirhan’ın da hayatını kazanması ve ailesine bakabilmesi için yaptığı şey güreşmektir. 2010 yılında kilosunda Avrupa Şampiyonu olan Evin, Siirt’te sokakta tek başına dolaşamamaktan şikayetçidir. Uzun süren kamplar, zorlu turnuvalar, yaptığı işe itiraz eden abiler, istenmeden reddedilen transfer teklifleri, yokluk içinde yapılan spor…
Ailesinin güreşirken hiç görmediği Evin 2011 yılında yeniden Avrupa Şampiyonu olmak ve ilk defa yapılacak Dünya Şampiyonasında başarılı olursa KPSS sınavına girmeden öğretmen olarak atanabilecektir. Evin’in hem kendisinin hem de ailesinin geleceğini kurmaya çalışırken verdiği mücadeleden Siirt’te kimsenin haberi yoktur. Ama o sonunda tekrar Siirt’e dönmek ister. Bir şeyleri değiştirmek için.
ŞİMDİKİ ZAMAN
Uzun süredir işsiz, ailesiyle arası bozuk, eski kocasını unutmak istiyor ve evini bir ay içinde boşaltmak zorunda… Mina her yönden sorunlarla kuşatılmış durumda. Kararını vermiştir; Amerika’da hayata sıfırdan başlayacaktır. Bir fal kafede işe başlar. Üç vakte kadar mutluluk vaat edemez kimseye ancak bambaşka bir yol bulur. Kendi acılarını ve umutlarını müşterilerin beklentileriyle buluşturur telvenin izlerinde. Sevilir ve aranır olur; Amerika umutları yeşerir.
Diğer falcı Fazi kendine hem bir arkadaş bulmuştur hem de hayallerindeki kafeyi açacak bir ortak. Ailesinin zoruyla kasa başına oturmuş isyankar patron Tayfun ise Mina’da aşkı bulmayı umut eder. Ancak Mina ne iş derdindedir ne de aşk. Şimdiki zamana saplanıp kalmaktansa geleceğe kaçmaktır arzusu.
YABANCI
Özgür, 80 darbesiyle Fransa’ya iltica etmiş bir anne babanın kızıdır. Paris’te doğup büyümüş, Türkiye’yi hiç görmemiştir. Annesini küçükken kaybetmiş; Özgür'ü babası büyütmüştür. Özgür hayatla bağları kopuk, herşeye ama en çok kendine ‘yabancı’ genç bir kadındır. Hikaye Özgür’ün, babası Hüseyin’in ölüm haberini almasıyla başlar. Babasının evinde bulduğu mektup Özgür’ü çok etkiler ve babasının son arzusunu yerine getirmek üzere onu İstanbul’a gömmeye karar verir.
Özgür, babasını defnedebilmesi için T.C. nüfus kağıdının gerektiğini öğrenir. Ancak mülteci babası vatandaşlıktan atılmıştır. Böylece zorlu bir mücadelenin içine girer. Yardım için ilk önce annesinin akrabalarına ulaşır. Ali ve ailesi isteseler de Özgür’e yardımcı olamazlar. Özgür, Ali aracılığıyla Ferhat isimli genç bir adamla tanışır. Ferhat Özgür’e yardım etmek ister. Özgür bütün bürokratik yolları zorlar. Vazgeçmek üzereyken Ferhat onun pes etmesine izin vermez. Bir ihtimal daha vardır: “Babasının akrabaları.”
YERALTI
"Akıllı bir adam, kendine karşı acımasız değilse gururlu da olamaz."
Muharrem, nefret ettiği ve edildiği halde eski arkadaşlarının yemeğine kendisini zorla davet ettirir.
Masum didişmeler, ufak kişilik gösterileri ile başlayan yemek, giderek dumanlanan kafaların etkisiyle utanç dolu geçmişe doğru yol almaya başlar. Defterler açılır, hesaplar ortaya dökülür. Gece pişmanlık, gözyaşları ve öfkeyle dolarken, rezillik karanlık sokaklara, fuhuş kokan otel odalarına taşar. Onlar hep birlikte, Muharrem tek başına olsa da kararlıdır. Pislik ya o gece temizlenecek ya da geberip gidecektir. Yoksa sonsuza kadar kurtulamayacaktır bu utançtan.
Ödüller
12. Osian's Cinefan Film Festivali, En İyi Film Ödülü
İstanbul Film Festivali, Ulusal Yarışma En İyi Yönetmen Ödülü, En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Görüntü Yönetmeni, En İyi Kurgu, Ulusal Yarışma Radikal Gazetesi Halk Ödülü
YÜK
Gerçek bir hikayeden yola çıkarak senaryolaştırılan film bir cinayet işledikten sonra madene saklanan bir adamın hikayesi… Cinayet işleyen adamın pişmanlığı ile onu ortadan kaldırmak için gelen adamın birini öldürmekten nasıl korktuğunu anlatan bu öykünün ortak paydası Zeynep adlı kadın… Cemal’le evli olan Zeynep, yıllar önce evli ve çocuklu olan Cumali ile tutkulu bir aşk yaşamıştır… Film gel-gitlerle yani flashback ve halisünasyonlarla anlatılıyor… Tıpkı filmdeki insanların ruh durumlarının gel gitleri gibi... Şimdi ve geçmiş, gerçek ve hayal iç içe işleniyor. Korkuları birike birike cesarete dönüşüp, saklanan adam Cemal “beni öldür” dediğinde öteki bunu ‘yapamıyor’…