Filmekimi için 10 öneri
İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından 20. kez düzenlenen Filmekimi 8-17 Ekim'de İstanbul ile Ankara ve İzmir'de sinemaseverlerle buluşuyor. Programda, her yıl olduğu gibi Cannes, Venedik, Toronto gibi önemli festivallere katılan 45'i aşkın film yer alıyor. Habertürk sinema yazarı Mehmet Açar, seyretmek istediği 10 filmi seçti.
TİTANE
2016’da Cannes’da ‘Yönetmenlerin 15 Günü’ne kabul edilen ilk uzun filmi ‘Grave’ ile FIPRESCI ödülünü alan Fransız yönetmen Julia Ducournau, ikinci filmiyle bu yıl ana yarışmaya seçildi ve Altın Palmiye kazandı. Toronto’da Geceyarısı Çılgınlığı bölümünde kazandığı İzleyici Ödülü’nü de unutmamak gerek. Film, 10 yıldır kayıp olan bir gencin babasıyla buluşmasından önce işlenen bir dizi cinayeti anlatıyor. ‘Titane’ üzerine yazan eleştirmenler David Cronenberg’in ‘Crash’i ve Shinya Tsukamoto’nun ‘Tetsuo’sunun yanı sıra Nicolas Winding Refn’in filmlerinden söz ettiler. Filmekimi bülteninde ‘alışıldık tüm sinema kalıplarını yıkmasına’ ve ‘tarifinin nerdeyse imkânsız’ olduğuna dair ifadeler var. Eleştirmenleri ikiye bölen filmlerden olan ‘Titane’ın cinsellik ve şiddet içeren sahneleriyle dikkat çektiğini belirtelim.
DUNE: ÇÖL GEZEGENİ
(Dune)
Sinema salonlarında 22 Ekim’de gösterime girecek ‘Dune: Çöl Gezegeni’nin Türkiye prömiyeri, Filmekimi’nin İstanbul’daki kapanışında gerçekleşecek. Frank Herbert’in 1965 tarihli eserinin daha önceki sinema ve televizyon dizisi uyarlamaları, başta hayranlar olmak üzere kimseyi memnun edememişti. Ama Denis Villeneuve’ün senaryosunu Jon Spaihts ve Eric Roth ile birlikte yazdığı yeni uyarlama, dünya prömiyerini yaptığı Venedik Film Festivali’nde eleştirmenlerin övgüsünü kazanmayı başardı. Gişelerde başarılı olacağına da kesin gözüyle bakılıyor. Öyle ki Villeneuve, iki film için daha ön anlaşma yapmış durumda. Başrollerinde Timothée Chalamet ve Rebecca Ferguson’u izleyeceğimiz filmin ünlü isimlerden oluşan geniş bir oyuncu kadrosu olduğunu belirtelim. Film, evrendeki en değerli maddeyi elde etmek için, ölümü göze alarak Dune diye bilinen çöl gezegeni Arrakis’e giden Atreides ve oğlunun öyküsünü anlatıyor.
KÜRTAJ
(L’evenement)
Bu yıl Cannes’dan sonra Venedik’te de büyük ödül bir Fransız kadın yönetmenin ikinci uzun filmine gitti. ‘Kürtaj’ı yöneten Audrey Diwan, 2019 yapımı ilk filmi ‘Mais vous etes fous’ (Ama siz çılgınsınız) ile açıkçası çok ses getirememişti ama ikinci filmi ‘Kürtaj’ ile Venedik’te Altın Aslan’ın yanı sıra FIPRESCI ödülünü kazandı. Film, Fransa’da kürtajın henüz yasallaşmadığı 1963 yılında geçiyor. Geleceği için planlar yapan Anne’in hedefi, eğitimini hayatını yaşadığı küçük şehirden farklı bir yerde sürdürmektir. Beklenmedik hamileliğini öğrenince gizlice kürtaj olmaya karar verir, kendisine yardım edecek birilerini aramaya başlar. Ama hiçbir şey kolay değildir. Kürtaj yasağının genç bir kadının hayatı üzerindeki etkilerini ele alan film, Fransız yazar Annie Ernaux’nun Türkçe’ye de çevrilen anılarından sinemaya uyarlandı.
FRANSIZ POSTASI
(French Dispatch)
Wes Anderson yeni filmi ‘Fransız Postası’nı ‘yurtdışındaki bürolarda çalışan muhabirlere yazılmış bir aşk mektubu’ olarak niteliyor. Hikâyesini Roman Coppola, Hugo Guinness ve Jason Schwartzman'la birlikte geliştirip, senaryosunu tek başına yazdığı filmde Anderson, son sayısını çıkarmaya hazırlanan Kansas merkezli hayali bir gazetenin Fransa’daki bürosunda olup bitenleri konu alıyor. The New Yorker dergisinde yayımlanmış makalelerden esinlenen film iç içe geçen üç ayrı hikâye anlatıyor. Filmin oyuncu kadrosu ise yıldızlarla kaynıyor: Hepsini saymak mümkün değil. Kadroda Timothée Chalamet, Benicio del Toro, Adrien Brody, Tilda Swinton, Léa Seydoux, Frances McDormand, Jeffrey Wright, Mathieu Amalric, Stephen Park, Bill Murray ve Owen Wilson gibi isimler yer alıyor. Dünya prömiyerini Cannes Film Festivali’nde yapan ve eleştirmenlerden aldığı yüksek puanlarla dikkat çeken film, Türkiye’de 3 Aralık’ta gösterime girecek. O güne kadar sabredemeyecek Anderson hayranları için Filmekimi önemli bir fırsat.
KAHRAMAN
(Ghahreman)
Asghar Farhadi’nin İspanya’da geçen ‘Herkes Biliyor’dan sonra İran’da çektiği ‘Kahraman’, Cannes’da Jüri Büyük Ödülü’nü kazandı. Film, iki günlük izinle cezaevinden çıkan Rahim’in hikayesini anlatıyor. Ödeyemediği borcu nedeniyle hüküm giymiş olan Rahim, izindeyken borçlu olduğu kişiyi şikayetini geri çekmesi için ikna etmeye çalışıyor ama hiçbir şey planladığı gibi gitmiyor. Önceki filmlerinde olduğu gibi ahlaki ve duygusal çatışmalar üzerinden ilerleyen Farhadi, İngiliz ve Amerikalı eleştirmenlerin çoğundan yüksek notlar aldı. Filmin Türkiye vizyon tarihinin 21 Ocak 2022 olarak açıklandığını belirtelim.
6 NUMARALI KOMPARTIMAN
(Hytti Nro 6)
Geçtiğimiz Cannes Film Festivali’nde Büyük Ödül’ü Asghar Farhadi’nin ‘Kahraman’ıyla paylaşan ‘6 Numaralı Kompartıman’, Finlandiyalı yönetmen Juho Kuosmanen’in ikinci uzun filmi… 2010’da orta metrajlı filmi ‘Taulukauppiaat’ ile katıldığı Cannes’da, 2016 yılında, ‘Olli Mäki'nin En Mutlu Günü’ ile Belirli Bir Bakış bölümünün ödülünü kazanmayı başarmıştı. Kuosmanen, Rosa Liksom'un romanından esinlenerek çektiği ‘6 Numaralı Kompartıman’, Kuzey Kutbu’na doğru giden bir trende aynı kompartımanı paylaşan ve ilk bakışta birbirlerinden hiç hoşlanmayan iki yabancının öyküsünü anlatıyor. Biri, Finli bir arkeoloji öğrencisi, diğeri ise Rus bir maden işçisi. Başlangıçta hiçbir ortak noktaları yok gibi görünüyor ama yolculuk her ikisinin de hayata bakış açısını değiştiriyor.
DRIVE MY CAR
(Doraibu mai kâ)
Japon yönetmen Ryusuke Hamaguchi, İstanbul Film Festivali’nin Haziran Gösterimlerinde yer alan ‘Çarkıfelek’ ile geçtiğimiz Berlin Film Festivali’nde Gümüş Ayı ödülünü kazanmıştı. Aynı yıl içinde Cannes’da yarışan ‘Drive My Car’ filmiyle de En İyi Senaryo, FIPRESCI ve Ekümenik Jüri ödüllerini kazanmayı başardı. Haruki Murakami’nin kısa öyküsünden sinemaya uyarlanan film, 2 yıl önce eşini kaybeden tiyatro yönetmeni Yusufe Kafuku’nun öyküsünü anlatıyor. Kafuku, Çehov’un ‘Vanya Dayı’ oyununu sahneye koymak üzere Hiroşima’da bir festivale çağırılıyor. Orada kendisine 20 yaşında bir kadın şoför tahsis ediliyor. Film, Kafuku’nun gizemli şoförüyle çıktığı yolculuklar üzerinden yalnızlığa odaklanıyor.
THE POWER OF THE DOG
2009’daki ‘Bright Star’dan sonra ‘Top of the Lake’ dizisine imza atan Jane Campion’ın 12 yıl aradan sonra seyredeceğimiz ilk sinema filmi ‘The Power of the Dog’, alternatif bir western niteliği taşıyor. Campion’ın Thomas Savage’ın romanından uyarladığı film, Benedict Cumberbatch’in canlandırdığı Phil Burbank karakterinin çevresinde dönüyor. Kardeşi, eve yeni bir eş ve oğul getirdiğinde Burbank, gücünü ve iktidarını onlara hissettirmek için elinden geleni yapıyor. Dünya prömiyerini geçtiğimiz Venedik Film Festivali’nde yapan ve en iyi yönetmene verilen Gümüş Aslan’ı kazanan ‘The Power of the Dog’, eleştirmenlerden aldığı çok yüksek notlarla şimdiden yılın en iyilerinden biri olmaya aday görünüyor. Venedik’ten sonra dolaştığı Toronto, Telluride gibi önemli festivallerin ardından Filmekimi’ne uğrayan ‘The Power of the Dog’, Türkiye’de internet üzerinden 1 Aralık’ta gösterime girecek.
PARİS, 13. BÖLGE
Yapı olarak birbirine pek benzemeyen ‘Yeraltı Peygamberi’, ‘Pas ve Kemik’, ‘Sisters Biraderler’ ve Altın Palmiye kazanan ‘Dheepan’ gibi filmleriyle tanınan Fransız yönetmen Jacques Audiard, dünya prömiyerini Cannes’da yapan yeni filmi ‘Paris, 13. Bölge’ ile geliyor karşımıza. Amerikalı yazar Adrian Tomine’in ‘Killing and Dying’ adlı resimli romanından sinemaya uyarlanan film, Paris’in 13. Bölgesi’nde yer alan, gri binalarla dolu Les Olympiades mahallesinde geçiyor. Audiard mahallede yaşayan 4 gencin aralarındaki ilişkilere odaklanıyor; 3 kız ve bir erkek üzerinden günümüzde aşkın yeni hallerini anlatıyor. Audiard, senaryosunu Céline Sciamma ve Léa Mysius ile birlikte yazdığı filmi siyah beyaz olarak çekti. Cannes’da ödül kazanmamasına karşın eleştirmenlerden aldığı yüksek notlarla dikkat çeken filmlerden biriydi.
BİR SANİYE
(Yi miao zhong)
1980’lerin sonlarına doğru uluslararası festivallerde gösterilen filmleriyle tanınan, 2000’li yıllarda ‘Kahraman’ ve ‘Çin Seddi’ gibi tüm dünyayı dolaşan anaakım popüler sinema örneklerine imza atan Çinli yönetmen Zhang Yimou, ‘Bir Saniye’yi sinemaya yazdığı bir aşk mektubu olarak tanımlıyor. Film, Kültür Devrimi sırasında çalışma kampından kaçan bir adamın yolculuğunu takip ediyor. İsimsiz ana karakter, ‘örnek işçi, örnek öğrenci’ olarak bir propaganda filminde bir saniyeliğine yer alan kızını beyazperdede görebilmek için ülkeyi boydan boya kat etmeyi göze alıyor. ‘Bir Saniye’ 2019 yılında Berlin Film Festivali’nin ana yarışmasına seçilmiş ama prömiyerinden 4 gün öce ‘post-prodüksiyon sorunları’ gerekçesiyle festivalden çekilmişti. Eleştirmenler, Çin hükümetinden kaynaklı bir müdahaleden kuşkulanmışlardı. Çin’de gösterime girdikten sonra San Sebastian ve Toronto festivallerinde yarışma dışı gösterilen film dokunaklı bir dram olarak niteleniyor.