Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        KEREM AKÇA / keremakca@haberturk.com

        21 Kasım gecesi Malatya Kongre ve Kültür Merkezi’ndeki ödül töreni ile sonlanan 4. Malatya Uluslararası Film Festivali, süreklilik adına geleceğe umutla bakan bir yedi günle taçlandırıldı. Gecede verilen ödüllerin dünya sinemasını takip ederken, evrensel kriterleri de göz önünde bulunduran genç kuşak yönetmenlerimizi onurlandırması ise sevindiriciydi. Özellikle ulusal yarışmada aradan sıyrılan üç filmin arasına koyduğum “Yozgat Blues”un zafere ulaşmasının yanı sıra genelde hakkaniyetli bir dağılım oldu. Ama elbette “Gözümün Nûru” ve “Kusursuzlar” da kaliteleriyle daha fazla söz sahibi olmayı hak ediyordu.

        Çeşitli tartışmalara konu edilse de Malatya Film Festivali emin adımlarla yoluna devam ediyor. Önceki yıllarda söylediğimiz süreklilik meselesini çözerse 2012’den itibaren üzerine koyma ivmesinde artık bir ‘ergen’e dönüştü diyebiliriz. Emekleme adımlarını defalarca kez atmak nasıl olduğu yerde kalmak ile eşdeğerse ilk üç festival de o anlama geldi zira. 2013 itibarıyla ise bu konuda ümitliyiz.

        Onur ödülleri bir şehrin ruhunu kalkındırmak için değerliydi

        Geçen senenin Uluslararası Film Programı Koordinatörü Nesim Bencoya’nın Festival Program Direktörü olup sazı eline almasıyla şenlenen organizasyon, bir anlamda kendisinin özgürlük ve eşitlik ilkeleri ışığında bir tavır, vizyon belirlemesiyle değer kazandı. Malatya Valiliği’nin de katkılarıyla artık geleceğe umutla bakıyor. Bu yıl Bencoya aslında Batı ile Doğu’yu bir araya getiren bir kimlik oturtmaya çabaladı. Bunu Filistin ile İtalya arasındaki yolları arşınlayarak anlamlı kıldı. Ortadoğu filmlerine ayrılan yeri de bu toplama ekledi.

        Azerbaycan’ın ‘Yabancı Dilde En İyi Film’ dalındaki Oscar aday adayını da Romanya’nın aynı alanda yarışan eserini de bir arada izlemek mümkündü. Balkan ülkelerindeki aile sorunlarını, Suudi Arabistan’ın başörtüsü meselesini ve Akdeniz kültürünün alışkanlıklarını bir arada tadabildik. Filistin ile Bosna Hersek’teki şiddet eğilimlerini bir çırpıda kavrayabildik. Bu da ‘Ortadoğu’ festivalliğinden ziyade aralardaki ortak temaları kavramakla gerçekleşti. O konuyu bir yan bölüme çevirdi. Rade Serbedzija ve Rashid Masharawi’ye verilen onur ödülleri bir şehrin ruhunu kalkındırmak için çok önemliydi.

        Eğer bu yoldan sapma olmazsa 40. festival de görülebilir

        16 Türkiye prömiyerinin gerçekleştiği festival, ulusal yarışmasıyla da dikkat çekerken Hababam Sınıf öğrencilerinin ya da jüri üyesi olarak Kenan Işık’ın varlığıyla basında daha fazla yer aldı. Filiz Akın, Muhterem Nur gibi oyunculara verilen ödüller de buna eklenebilir. Ama benim adıma Letonya’nın aile içi şiddete bakan “Anne Seni Seviyorum”u (“Mamu, Es Tevi Milu”, 2013) ile Azerbaycan’ın bozkırda efsane ya da “Seyyit Han” (1968) arayışı “Bozkır Adamı”nı (“Çölçü”, 2012) art arda izlemek ilginç bir deneyimdi. Hem sosyolojik, hem siyasi, hem coğrafi açıdan incelemeye değerdi.

        Elbette her festivalde böyle bir durum olur. Ama burada bilinmeyen, üçüncü dünya ülkesi sinemalarının da bir alıcısı olacağı gerçeği bir adım öne atılma ve tematik sıyrılma anlamına geliyordu. Malatya eğer bu yolda devam ederse orta noktadaki Türk filmlerinin etrafındaki ‘doğru sınırlar’la bir istikrar yakalayıp dört seneyi 40’a çıkarabilir.

        Kültürel geziler, önemli yönetmenler ve dijital projeksiyon

        Günümüzün DCP’ye alışma sürecindeki ‘her DCP makinesi bütün filmleri oynatamıyor’ gibi ufak sorunların ortadan kalkmasıyla, kapsamlı, 120 filmi aşan program daha doyurucu olabilir. Zira böylesi meseleler bütün festivallerde var. Hatta bizde en çok seyirci alan mültipleks salonlardan Cinemaximum Kanyon Sinemaları geçtiğimiz sene ticari seans iptali dahi yapmak zorunda kaldı.

        Seyircinin zamanla artan ilgisiyle Jarmusch’dan Farhadi’ye uzanan dünya sinemasının önemsenen yönetmenleri de ‘şehrin kitlesine uygun filmler’in yanında idrak edilme şansına kavuştu. Kültürel gezilere ayrı bir parantez açarken Kervansaray’ın ‘prefabrik’ görünümlü garip restorasyonunu da notlarımız arasına yazmalıyız. Bu senenin ulusal yarışmasında ise aslında en öne çıkan eser “Gözümün Nûru”nun gerçek anlamda her jüride geri dönüş alamayacağı düşünceme tutunarak sıfır çekmesi şaşırtmadı. Herhangi bir festival jürisinden tepeden tırnağa postmodern bir yapıta ödül çıkmasını beklemek hayalcilik olur. Ama jüri başkanı Tunç Başaran’ın “Yarım Kalan Mucize”ye yükleneceğine dair inancımın bu gerçekliğe eklenmemesi de sevindirici idi.

        Kuşaklar arasındaki uçurum açığa çıktı

        Doğrusunu söylemek gerekirse dokuz filmlik yarışma seçkisi 2000’lerde ortaya çıkan genç kuşağın artık paslanmış eski kuşak yönetmenlerin çok önünde olduğunu kanıtladı. Özellikle de hala 80’lerin kafasıyla sinemasız filmler çeken isimlerin… “Gözümün Nûru” ile “Lal”in sinema fetişizmi adına yaptıklarında ‘uluslararası başarı’ ve ‘yerel bir amatör film’ kadar net ayrımlar yapmak mümkündü. Mahmut Fazıl Coşkun, Ramin Matin gibi yavaş yavaş üzerine koyan kaliteli ve fark yaratan yönetmenlerin görücüye çıkması da ayrı bir detay idi.

        Hokus Fokus Film, özeninin karşılığını “Uzak İhtimal” (2009) ile ulaşamadığı ‘En İyi Film’ ödüllerini “Yozgat Blues” (2013) ile kucaklayarak aldı. Bana kalırsa festival kitlesinin sosyolojik ve felsefi derinliği olan eserlerdeki ‘insancıl’lığı da, sinema perdesiyle kurulan etkileşimi de göz önünde bulundurmasının bir ürünüydü bu. Halbuki “Uzak İhtimal”, sinema tarihimizin en iyi aşk filmlerinden biri. Ama Rotterdam Film Festivali’ndeki galibiyeti ve uluslararası festivallerdeki başarısı ile anıldı büyük oranda.

        Antik Çağ’da kalmış eski kuşağın ödüllendirilmemesi sevindiriciydi

        “Kusursuzlar”ın ‘En İyi Kadın Oyuncu’ ödülü ile idare etmesi ise aslında çok hakkaniyetli değil gibiydi. Ama dal dal bakarsak ‘En İyi Kadın Oyuncu’, görüntü yönetimine verilen ‘Jüri Özel Ödülü’ ve ‘En İyi Senaryo’ hak edenlere gitti. ‘En İyi Erkek Oyuncu’nun uzak ara birincisi olması gereken Ercan Kesal da belki sürekli ödül aldığından umursanmadı. ‘En İyi Film’ tamam ama ‘En İyi Yönetmen’ ve ‘En İyi Senaryo’da “Gözümün Nûru” veya “Kusursuzlar”ın içeri girmesi beklenirdi açıkçası. “Kusursuzlar”, Antalya’da da taçlandırılmayan senaryo başarısıyla yine görmezden gelinse de, ‘En İyi Kadın Oyuncu’yu bileğinin hakkıyla alarak biraz teselli buldu. Elbette “Saroyan Ülkesi”nin önemli siyasi damarına karşın senaryo matematiği açısından Emine Yıldırım’ın senaryosu daha öndeydi.

        Ama önemli olan Lusin Dink, Alphan Eşeli, Faysal Soysal ve Can Kılcıoğlu gibi ilk filmini çeken yönetmenlerin, Semir Aslanyürek ve Biket İlhan gibi kolaycı, 80’ler zihinli eski kuşak yönetmenlerin önüne geçmesiydi. Jürinin bunu genel anlamda göz önünde bulundurması ‘yarışmanın sonuçları’ndan esas ders çıkarılacak nokta olmalı. Zira artık bambaşka eğilimleri olan dinamik genç kuşak, ülkemiz sınırları içinde yaşamaya mahkum kalan ilkel filmleri kolaylıkla alt edebiliyor. Malatya da geçen seneki “Tepenin Ardı”ndan (2012) sonra bu yıl da 2013’ün en önde gelen üç-dört festival filminden birini ödüllendirdi zira.

        4. Malatya Uluslararası Film Festivali’nin Kristal Kayısı ödülleri:

        En İyi Film: Yozgat Blues

        En İyi Yönetmen: Mahmut Fazıl Coşkun (Yozgat Blues)

        En İyi Erkek Oyuncu: Serdar Orçin (Eve Dönüş: Sarıkamış 1915)

        En İyi Kadın Oyuncu: İpek Türktan Kaynak (Kusursuzlar)

        En İyi Senaryo: Saroyan Ülkesi

        Jüri Özel Ödülü: Hayk Kirakosyan (Eve Dönüş: Sarıkamış 1915)

        SİYAD Ödülü: Yozgat Blues

        Kemal Sunal Halk Jürisi Ödülü: Eve Dönüş: Sarıkamış 1915

        Uluslararası Yarışma En İyi Film: Hayatın Baharı (Grzeli Nateli Dgeebi)

        Uluslararası Yarışma Mansiyon: Sefertası (Dabba)

        Uluslararası Yarışma Mansiyon: Ömer (Omar)

        Ulusal Kısa Film Yarışması En İyi Film: Yaşam Merkezi

        Ulusal Kısa Film Yarışması Jüri Özel Ödülü: Ü.N.K.

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ