Bir grup anti kahraman!
Müzik grubu Yüzyüzeyken Konuşuruz, Funda Duru'ya konuştu
Röportaj ve fotoğraflar: FUNDA DURU
HABERTURK.COM
Konuştukça ve onları anlamaya başladıkça her birinin Dostoyevski romanından çıkmış birer anti kahraman olduklarını hissettim.
21. yüzyılın mekanik dünyasına şarkılarıyla başkaldıran kendi halinde dört anti kahraman....
Böceklerin bile terkettiği,
kocaman binaların arasından zorla birkaç yıldız görülen metropol yaşamında nefes almaya çalışırken,
"huzur" ipini koparmış Yüzyüzeyken Konuşuruz'un şarkılarında dolaşıyor.
Ben onların müziğini hayalgücümde bir kalıba sığdıramıyorum.
Üzerine bastığımız dünyada müziklerine "indie folk" diyorlar.
Basit olan zordur, olağandışıdır. Onlar da şarkıları da olağanın dışındaki tarlalarda dolaşıyorlar.
O şarkılarda; mezarın üzerinden vapurlar geçebilir, duyguda sahtecilikten hapse düşebilir
ya da Gencebay çalarken taksiden inemezsiniz.
Garip adamlar, güzel adamlar...
Ekim başı yeni hikayelerle 2. albüm "Otoban Sıcağı" geliyoooor.
Önce her birinizi kısaca tanımak istiyorum.
Kaan Boşnak (gitar ve vokal): Grubun kurucusuyum ve 22 yaşındayım. Marmara Üniversitesi'nde Edebiyat okuyorum. Önce Engin'le ikimiz çalıyorduk, sonra Burak ve Can da gruba dahil oldular.
Engin Sevik (Elektro gitar): Ben de 22 yaşındayım. İstanbul Üniveristesi'nde Felsefe okuyorum.
Burak Güngörmüş (Bas): Ben grubun hem yapımcılığını, ve hem menajerliğini yapıyorum. İktisat okudum, üzerine de İstanbul Teknik Üniversitesi'nde Müzik yüksek lisansı yaptım.
Can Kalyoncu (davul): Gruba 7-8 ay önce, en son ben dahil oldum. Yıldız Teknik Üniveristesi'nde Müzik Bölümü okuyorum.
Sanırım Kaan tek başına başlamıştı. Nasıl bir araya geldiniz?
Kaan: Evet, sonrasında Engin gruba klavyeci olarak girdi ve gitara terfi etti. İkimiz çalmaya başladık. Akustik performanslar yapıyorduk. O zamanlar yaptığım şarkılar akustik performansa daha yatkındı. Burak bize albüm teklifiyle geldi. "Evdekilere Selam" albümünü birlikte kaydettik. Bu albümden sonra Burak hem yapımcımız hem de basçımız odu. Ardından Can dahil oldu. Mayıs ve haziranda ikinci albümü kaydettik. O da ekimin ilk haftası çıkacak. 1 ekimde de Jolly Joker de lansman konserimiz var.
KAAN: "SIFIR BEKLENTİYLE MÜZİK YAPIYORDUM"
Tek başına müzik yaparken bu işin albüm yapmaya kadar gideceğini düşünmüş müydün?
Kaan: Kendi halimdeydim ve sıfır beklentiyle müzik yapıyordum. Hala da öyle... Tek farkı arkadaşlarımla beraber olmam. Bu farklılık hoşum gidiyor.
KAAN: "İNSANLAR BANA UYUZ OLSUN İSTİYORUM"
Grubun adını nasıl buldunuz? Bence "Yüzyüzeyken Konuşuruz" bilindik grup isimlerinin dışında bir tercih.
Kaan: İlk kez grup kurup, müzik yapmaya karar verdiğimde Türkiye'de etkilendiğim, kendi kendine ortaya çıkmış bir hareket oluşmuştu. En büyük temsilcisi de Büyük Ev Ablukada'ydı. Onları dinledim, sevdim, etkilendim. Türkiye'de ilk defa müzik edebiyatla bu kadar içli dışlı oluyordu. Bu durum beni cezbetti ve daha önce duyulmamış, kulağa hoş gelen, ilk duyan insanı irite edecek bir isim koymak istedim. Çünkü ben birazcık uyuzum, insanlar bana uyuz olsun istiyorum. Bundan dolayı böyle bir isim koydum. Grubun ismini salatalık bile koyabilirsin, ben isim altında bir anlam aramıyorum.
KAAN: "TÜRKÇE MÜZİKTE HER ŞEY HER ZAMAN AYNIYDI"
Bu kadar basit; ama olağanüstü sözleri kim yazıyor ve nasıl bir kafada yazılıyor?
Kaan: Ben yazıyorum ve okuduğum, izlediğim, dinlediğim etkilendiğim şeylerden besleniyorum. Bir de Türkçe müzikte her şey her zaman aynıydı. Tam 17 yaşıma geldiğimde bütün biriktirdiklerim ve etkilendiğim akımlar ortaya çıktı ve yazdım. Garip ve İkinci Yeni'den çok etkilendim. Söz yazarlığı konusunda da Büyük Ev Ablukada grubu beni çok etkiledi. Türkçe müzikte ilk kez böyle gerçekçi bir şey yapılıyordu ve müzik için Garip akımı gibi bir şeydi. Sonra benim de içimde olan ve etkilendiğim şeyler bu biçimde ortaya çıktı. Belki de yeni jenerasyon olduğumuz için farklıyız.
Şarkı sözlerinin hepsi çok kişisel, hepimizin gün içinde yaşabileceğimiz şeyler. Yazarken nelerden besleniyorsun?
Kaan: Genelde evde gitarla takılırken ortaya doğaçlama bir şeyler çıkıyor, onun üzerine gidiyorum. Bir de muz yiyorum. Yolda arabanın kediyi ezdiğini görünce, etkilenip bir şeyler yazabiliyorum. Hiçbir zaman bir şey yaşayıp, "Bunun şarkısını yapayım" diyerek şarkı yapmadım. Hep bilinçaltıma gider ve sonra ortaya çıkar. Genelde kendimle alakalı yazıyorum.
Bu şarkıları yazan adamın çocukluğu nasıl geçti?
Kaan: Yalnız, sessiz ve sıkıntılı.
ŞEHİRLİ BİR OZAN...
Tarzınıza ne diyorsunuz?
Kaan: Genel olarak baktığımızda, anlaşılır olabilmesi için alternatif rock ya da indie denebilir. Alternatif rock kendi içinde çok fazla kategoriye ayrılıyor. Birçok etkilendiğimiz janra var aslında. 60'lar saykodelik müzikten çok hoşlanıyoruz. Yeni albümümüzde revival disco müzikten de etkilenerek şarkılar yaptık.
Burak: Biz büyük bir zenginliğin üzerinde oturuyoruz. Kaan İstanbul'da şehirli bir ozan bence. Orta Doğu'da metropol müziği yapıyoruz aslında.
En çok hangi şarkı beğenildi ve insanlar genel olarak nasıl tepkiler veriyorlar?
Kaan: "Ateş Edecek Misin?" en çok beğenilen şarkımız; ama şöyle bir güzellik var; konserimize gelen herkes bir şarkı için gelmiyor. Gelen herkes için her şarkı bir şey ifade ediyor ve ona çok fazla anlam yükleyip, sevebiliyor.
Yüzyüzeyken Konuşuruz için bir hayaliniz, ütopyanız var mı?
Burak: Jools Holland'ın programına konuk olmak bence şahane olurdu ve uluslararası festivallere katılmamız.
Uluslararası festival planı var mı yakında?
Kaan: Şu an yok; ama neden olmasın; çünkü ikinci albümde daha güncel bir janrada yer alacağız. Avrupa'daki yeni akımlara benzer eş zamanlı müzik yaptığımız için onlarla aynı elektriği yakalayabileceğimizi düşünüyorum.
Burak: İlk albümümüzü BBC'ye gönderdim henüz bir haber gelmedi. İkinciyi de, üçüncüyü de göndereceğim.
Kaan: Olmadı gider, kapılarını çalarız.
BURAK: "POPÜLER KÜLTÜRDEKİ KAPİTAL SAVAŞTA BİZ YOKUZ"
Türkiye size koşup, oynacağınız sonsuz bir bahçe sağlıyor mu? Müziğinizi özgürce yapabiliyor musunuz?
Burak: Parası olan basıyor ve sürekli o şarkılar dönüyor. İnsanlar da aynı şeyi dinledikçe sevmese bile alışmış oluyorlar ve iyi müziğe ulaşamıyorlar. Aynı müziği günde 150 kez yayınlayarak bizim gerizekalı olmamıza neden oluyorlar. Türkiye'nin yeni yüzüyüz ve insanlar bunu yavaş yavaş öğrenecekler. Popüler kültürdeki kapital savaşta biz yokuz. Kaan'a albüm yapmayı teklif ettiğimde sırf bu yüzden çok da sıcak yaklaşmadı. Bir de Türkiye'de doğru dürüst konser salonu yok, bu çok büyük bir eksiklik! Varolan yerler de burnu büyük, snoop yerler... Tarih alacaksın da, sahneye çıkacaksın da...
Kaan: Popüler müziği dinleyen insanlar eğer biz istemezsek bizden haberdar olamayacaklar. Bizi tanıyacakları bir platform yok. Buna izin verilmiyor. Durum böyle olunca müzisyen ve halk arasında bir kutuplaşma her zaman olacaktır. Ben 2013 yazından beri depresyondayım, öncesinde kendinden başka hiçbir şey düşünmeyen, kendi dünyasında biriydim. Gezi olaylarından sonra umutsuzluğa kapıldım ve bu şarkılarıma da yansıyor. Biz Orta Doğu'da düşünen insanlar olduğumuz için çok şanslıyız. Belki akşam ondan sonra bira alamıyoruz, ama özgürce müzik yapabiliyoruz.
Bence çok ilkelsiniz ve yaşadığımız çağda bu çok kutsal bir şey. Sizde göçebe tavrı seziyorum.
Kaan: Ben göçebe gibi yaşıyorum zaten. Kendimi göçebe hissediyorum. Ait olduğum bir yer yurt yok. Çadırda yaşıyorum, yörüğüm aslında. Mesela yarın meydan da kuracağım çadırı, sonraki gün Yoğurtçu Parkı'nda kuracağım.
Dinlediğiniz, sevdiğiniz Türk müzisyenler kimler?
Burak: Erkin Koray, Fikret Kızılok, Bülent Ortaçgil, Selda Bağcan, Barış Manço, Hakan Özer, Miles Davis... 65 ve 75'lerde çıkmış müziklere hayranım. O dönem insanlar ne yiyip içmişse şahane müzikler yapmışlar. Traffic, Pink Floyd, Led Zeppelin, Gilberto Gil de eklemeliyim.
Can: Birsen Tezer, Gevende
Engin: Pas.
Kaan: Şu ara en çok sevdiğim şey Türk DJ'leri dinlemek! 60'larda yapılmış Anadolu pop, Anadolu rock şarkılarını remix yapan bir furya var; Anandolu pop disco akımı. Mode XL diye Ankaralı bir rap grubu vardı şimdi dağıldı, Veyasin tek başına devam ediyor. Kozmonot diye bir DJ var onu da takip ediyorum. Yaptıkları işleri yaratıcı buluyorum. Kaliforniyalı saykodelik rock gruplarını çok seviyorum; Allah-Las, Mystic Braves, Quilt, Avustralya'dan Tame İmpala, Yeni Zelanda'dan Unknown Mortal Orchestra, Adamlar, Büyük Ev Ablukada, Curtis Mayfield, Killa Hakan'ı çok seviyorum Gansta Rap yapan Almancı bir Türk, Eko Fresh'i de beğeniyorum.
KAAN: "ÇAY SEVGİLİM GİBİYDİ"
Sizi "çay"la bütünleştirmişlerdi. Sonrasında çay muhabbeti neden baydı?
Kaan: İlk şarkılarımı yaparken kendimi çayla motive ediyordum. Sabahtan demliyordum akşama kadar bayatlasa da içiyordum. Çay sevgilim gibiydi. Aslında bu herkes için böyleymiş. Dizilerde, şarkılarda çay geyikleri dönüyormuş. Bütün bunlar aynı zamanda olduğu için hepimiz birbirimizden etkilendik. Çay abartılmaya başlanmıştı. Birkaç şarkıda geçiyor diye bize "çaycı" demeye başladılar ve baydı.
Hangi efsanevi müzisyenle karşılıklı oturup, üzüm yerken 21. yüzyılı çekiştirmek istediniz?
Burak: Syd Barrett
Engin: Ben seçemedim.
Kaan: Nick Cave
Can: 60'lara damgasını vuran çok sevdiğim davulcu Elvin Jones diyebilirim. Bu adamı hala anlamaya çalışıyorum.
İlk albüm çıktıktan sonra yaşamınızda değişen bir şeyler oldu mu?
Burak: Farklı şehirlerde konserler vermeye başladık.
Kaan: Daha çok konser vermeye başladık. Yeni insanlar tanıyoruz. Farklı şehirlerdeki insanların sevgisi görünce mutlu oluyoruz.
Engin: Bende pek bir şey değişmedi.
Müziğinizin kimlere hitap ettiğini düşünüyorsunuz? Mesela Bakkal Osman sizi dinler mi?
Kaan: Kendine dair bir şeyler bulan herkes dinleyebilir. Okuyan, estetik zevki olan herkes bizi dinlerken keyif alabilir.
Burak: Marmara Adası'ndan Bakkal Ayhan "Sizi çok dinliyorum, çok seviyorum" diye mesaj yazmıştı.
Sahnede doğaçlama yaptığınızı okudum bir yerde, birbirinizi nasıl yakalıyorsunuz?
Burak: Doğaçlama hayatımızda olan bir şey ve yapmamız da gereken bir şey. Şarkının içinde bir parantez açıp, uzun süre onun içinde kalabiliyoruz.
Kaan: Bu zamanla ve arkadaşlıkla da alakalı, enerji de denilebilir.
Bence müziğinizle, sözlerinizle ve duruşunuzla çoğunluktan ayrılıyorsunuz. Siz bunu neye bağlıyorsunuz?
Burak: Bİzim PR'ımızı yapan, halkla ilişkilerimizi yapan kimse yok. Her şeyi kendimiz yapıyoruz. Bir şeylere bağlı gibi gözükmekten uzak duran insanlarız.
Kaan: Dünyaki 7 milyar insanın parmak izleri birbirinden farklı. Belki de insan olmamızdir bunu cevabı. Eğer farklıysak tabii...
Evet farklısınız. Müzik dışında neler yaparsınız?
Can: Kitap okuyorum sık sık.
Burak: Bazen yardımcı yönetmenlik yapıyorum. Çok ciddi bir şekilde futbol takip ediyorum. Messi'yi, Ronaldinho'yu seyretmek bir sanatçıyı seyretmek gibi.
Kaan: Ben de futbolu çok severim. Bir de şiir yazıyorum, At Kafası dergisinde. Hayatımda bir kere Yusuf Atılgan'ın Aylak Adam kitabıyla alakalı bir inceleme yazısı yazdım. Hayatımda şiir dışında yazdığım tek şey o.
Konserler dışında birlikte vakit geçirir misiniz?
Burak: Kimin evi uygunsa onda vakit geçiriyoruz. Bir stüdyomuz olsun istiyoruz artık. Yeri geldiğinde uyuyabileceğimiz ve istemediğimiz kadar çalabileceğimiz...
Birlikte neler yapıyorsunuz?
Kaan: Bu ara yeni takıntımız; bolca bisiklete biniyoruz. Film izliyoruz.
Burak: Futbol oynarız, kedi severiz
Can: Bowling oynuyoruz.
Neler izliyorsunuz?
Burak: Onur ünlü'nün filmlerini takip ediyoruz. Peter Sellers da severim.
Kaan: Reha Erdem'i önemsiyoruz. Grubun sinemayla en alakasız kişisi ben olabilirim, Türk takıntılıyım biraz sanırım, yabancı sinemayla çok alakam yok. Ama en son Clint Eastwood'un Gran Torino isimli filmini izledim çok beğendim. Woddy Allen'ın mizahını da seviyorum. Stanley Kubrick de severim.
KAAN: "TÜRKÇE İNANILMAZ BİR DİL"
Hangi yazarlar sever ve okursunuz?
Can: En son Emrah Serbes'in, Deliduman ve Erken Kaybedenler isimli kitaplarını okudum. Şu an Jack Kerouac'un Yolda isimli romanını okuyorum.
Kaan: Şarkılarımı yazarken okuduğum kitaplardan da çok etkileniyorum. Murat Menteş'ten, Onur Ünlü'den, Emrah Serbes'ten söz yazarlığı anlamında çok etkilendim. "Giyemediğim Terlikler" şarkımda Onur Ünlü'nün bir şiirinden iznini alarak alıntı yaptım. Beat kuşağı yazarlarından çok etkilendim. "Cenaze Evi" şarkısında Ülkü Tamer'in "Konuşma" isimli şiirini ekledim, yine iznini alarak. Ben de en son Murat Uyurkulak'ın Tol isimli kitabını okudum. Barış Bıçakçı okuyorum. Türk Edebiyatını daha çok seviyorum. Türk dili inanılmaz bir dil.
Engin: Osamu Dazai
Burak: İbn Arabi
KAAN: "SAMİMİYET KELİMESİNE UYUZ OLUYORUM"
İnsanların birbirine yabancılaştığı bir zamanda siz her harfi, notası içten geldiği hissedilen bir müzik yapıyorsunuz. Kendinizi, grubu gelecekte koyduğunuz bir yer var mı?
Kaan: Hepimiz bir birey olarak zaten yabancıyız. Özellikle ben ve Engin. Varoluş sıkıntısı çeken, en çok kendine yabancılaşmış insanlar olduğumuz için, bir süre sonra yabancılık samimi bir şekilde orataya çıkıyor. Samimiyet kelimesine de uyuz oluyorum aslında. Benim şarkı yazma biçimim samimi olarak adlandırılıyor; bu demek değildir ki beni sokakta gördüklerinde canım ciğerim diye davranılsın! Ben yabancı ve soğuk bir insanım. En yakın arkadaşlarımla bile bazen üç gün konuşmam. Bana "Samimi müzik yapıyorsun; ama sen hiç öyle biri değilsin" dediklerinde ben sinir oluyorum. İnsanların samimi olan şeyin şarkılar olduğunu anlaması gerekli. Ben değilim! Tanımadığım insana sarılamam ben. Bunu kibir olarak algılıyorlar. Yolda fotoğraf çekilmek istediklerinde bundan hoşlanmıyorum; çünkü utanıyorum ve rahatsız oluyorum. Bu bir kibir değil, bu benim bir problemim.
Burak: İnsanların samimiyetten anladıkları şarkıların arkadaşına söyler gibi yazılması olabilir. Ben şarkı güzel mi, sözler zeka içeriyor mu, bana neler hissettiriyor, hangi duygu hallerine geçiyorum, bana çocukluk anımı hatırlatıyor mu gibi gibi bir sürü ruhsal şeye bakarım. Samimiyet aradığım en son şeydir.
BURAK: "BAĞIMSIZ BİR SANATÇI GRUBU OLARAK YOLUMUZA DEVAM EDİYORUZ"
Grubun sevenlerini Twitter üzerinden azarladığınıza dair söylemler var. Bunu neden yapıyorsunuz?
Kaan: Türkiye'deki müzik piyasası çok kötü olduğu için, sevdikleri grup popüler olursa bozulacağını ve iğrenç sermaye döngüsünün içinde kötü bir gruba dönüşeceğini düşündüler. Böyle bir şeyden korkmaya gerek yok; çünkü biz her şeyin farkındayız.
Burak: Ben küçükken bizim mahallede bir tek ben Metallica, Pink Floyd dinlerdim. Bunları başkaları da keşfettiğinde, sen anlamzsın onları dinleyemezsin mi demeliydim? Bazı insanlar Yüzyüzeyken Konuşuruz'un çok bilinmesini, dinlenmesini istemediler. Bu ne bencilliktir! Biz bağımsız bir sanatçı grubu olarak yolumuza devam ediyoruz. Plak şirketleriye zorlayıcı anlaşmalar asla yapmayız. Allah'tan başka kimseye eyvallahımız yok!
KAAN: "SİSTEME DAHİL OLMAMAK, SİSTEME EN İYİ DİRENİŞTİR"
Haklısınız da ne yazmıştınız ki bu kadar mesele oldu?
Kaan: "Albüm samimiyetsiz olmuş" diye bir eleştiri furyası yayılmıştı. Albümü dinlemeyen insan bile yorum yaptı. Onun sonrasında yazmıştım bir şeyler.
Aslında böyle bir şeye cevap vermeniz bile onları önemsediğinizi gösterir.
Burak: Biz karıncayı bile önemsiyoruz.
BURAK: "DİYALEKTİĞİN OLMADIĞI YERDE SANAT OLMASI İMKANSIZ"
Konuşulacak Şeyler isimli şarkınızda "Teknolojinin getirdikleri içinde iletişim en büyük yalandı" diye bir cümle geçiyor. Basit bir cümle gibi dursa da Bilim Çağı'na yöneltilen bir eleştiri ve başkaldırı gibi geldi bana.
Burak: Bütün hayatım başkaldırarak geçti benim. Babamla kavga ederek, mahalledeki arkadaşlarımla anlaşamayarak... Diyaletiğin olmadığı yerde sanat olması imkansız. Bir tane manyak olursa ortaya şahane işler çıkar, üç tane manyak olursa daha da şahane işler çıkar.
Engin: Benim biriyle konuşabilmem için en az iki gün geçirmem lazım. O yüzden şimdi pek konuşamıyorum. Allah'tan gitar çalıyorum. Şarkı söylemek, konuşmak zorunda kalmıyorum.
Kaan: Benim de hiçbir zaman sosyal bir çevrem olmadı. İlgimi çeken şey de bu değil. Topluma yabancılaşma dediğimiz şey tam da bu aslında. Aylak şeklinde dolaşmak, sisteme dahil olmamak anlamına geliyor. Sisteme dahil olmamak, sisteme en iyi direniştir. Kendi arkadaş çevresinde gülen eğlenen insanlarız aslında.
Ama herkesin için şarkı söylerken rahat görünüyorsunuz?
Kaan: Yavaş yavaş aşıyor insan.
Sahnede şarkı söylerken kendini nasıl hissediyorsun?
Kaan: Bazen çok eğleniyorum, bazen de seyirci faktörü yüzünde sıkılıp, hemen gitmek istiyorum.
SOSYOLOJİK BİR HASTALIK...
Sahnedeyken seyirciyle diyalog kuruyor musunuz?
Kaan: Çok sık değil. Genel tercihim seyirciyle konuşmamak. Seyircinin kendi arasında konuşması gibi de rahatsız edici bir durum var. Böyle durumlarda da tepkimi koyuyorum. Louie dizisinde şöyle bir diyalog vardı: Adam sahneye çıkıyor, stand up gösterisi yapıyor. Bu sırada izleyiciler arasında bir kadın yanındakiyle konuşuyor, gülüyor, adamı dinlemiyor. Adam sahnede kadınla dalga geçmeye başlıyor bu sefer ve kadını yerin dibine sokuyor, herkes de gülüyor filan. Gösteri sonunda Louie barın kapısında sigara içerken, kadın, "Niçin bunu bana yaptın?" diyor. Louie de kadına "sen mutlu bir insansın değil mi ve buraya da eğlenmek için geliyorsun. Bir de beni düşün. Hayatımda kendim olabildiğim sadece 15 dakikam var sahnede ve sen de gelip buraya onun içine tükürüyorsun" diyor. İnsanlar bunun farkına varabilse keşke... "Ben bunların parasını verdim istediğim tribe girerim" demek çok büyük saygısızlık! Bu sosyolojik bir hastalık!
BURAK: "BİZ GERÇEK İNSANLARIZ"
Sizi anlamaya başladıkça -ki bu kısa sürede olabildiği kadar- Dostoyevski'nin romanında fırlamış birer anti kahraman gibi gelmeye başladınız gözüme...
Burak: Biz gerçek insanlarız. Yüzyüzeyken konuşuruz Kaan'ın müziğini yapıyor, onu da söylemeliyim. Yapımcı olarak kafam, şarkı yazarının hayallerini gerçekleştirmek üzerine çalışıyor. Engin ve Kaan'ın çok güzel bir uyumu var. Biri melodileri çiğner gibi çalıyor, biri çiğner gibi söylüyor, ben de hazmediyorum.
Kaan: Can da tuvalete giriyor.
Size nihilist diyenler de olmuş. Nihilist bireyler misiniz?
Burak: Nihilist olmayan insan nasıl oluyor? Ölmeyen insan tanıyor musun? Ben tanımıyorum, nasıl nihilist olmayayım. İnançlı olmak başka bir şey. Hem inançlı hem de nihilist olunabilir. Ben inançlıyım ve Müslümanım.
Kaan: Ben Parfümün Dansı diye bir kitap okumuştum. Oradaki baş kahraman ölmüyordu. Benim inancım var; ama inancım zaman zaman farklı yerlere çevirilebiliyor. Bazen Şaman bazen Müslüman oluyorum.
Can: Ben emin değilim.
Engin: Ben doğaya ve dengeye inanıyorum.
Eklemek istediğiniz son bir şey var mı?
Burak: Lütfen herkes barış için ellerinden gelen herşeyi yapsın!
Kaan: Beşiktaş'a bir sağ back lazım.
Can: Prandelli'yle olur mu, bilmiyorum.
Bu seneki konser ve festival planlarınız belli mi?
24 Eylül Çarşamba - SPR Eskişehir
25 Eylül Perşembe - Nefes Ankara
Ege Turnesi:
27 Eylül Cumartesi : Bornova Açık Hava Tiyatrosu (İzmir)
28 Eylül Pazar : Le Gramophone (Aydın)
29 Eylül Pazartesi : G.M.K. Atatürk Kültür Merkezi (Muğla)
30 Eylül Salı : İmagine (Denizli)
26 Eylül Cuma - Boğaziçi Üniversitesi
1 Ekim Çarşamba - Jolly Joker İstanbul
12 Ekim Pazar - Simurg Antalya
13 Ekim Pazartesi - BKM Mutfak
15 Ekim Çarşamba - 18 Mart Üniversitesi Çanakkale