Hepimiz hastayız!
Ankara Devlet Opera ve Balesi'nde sergilenişinden 14 yıl sonra Afife, İstanbul Devlet Opera ve Balesi'nin sunumuyla Süreyya Operası'nda…
BETÜL MEMİŞ / memisbetul@gmail.com
“Normal bir gündü, tıpkı her gün gibi / erkenden döndüm, sürprizin dibi / içimde kor gibi bir sıkıntı var / hayır olsun derken kaldım kapı duvar / lan bu ne biçim gürültü, bu ne biçim görüntü / bir gün erken döndük iyi ki / boynuzum olmuş püsküllü / (sakin, derin nefes, elleri uzatıyoruz, bedeni büküyoruz, derinn nefes alıyoruz, nefes kontrol, çok iyi gidiyor, tebrik ediyorum) / portakalı soyup, bir de başucuma koydular / kara üzüm habbesi, bu laflar neyin nesi / kontrolü kaybettim sanki, aldım derin nefesi / bana bu yapılır mıydı lan!” diye şarkıyı bitirirken Hayko Cepkin, sonunda da şöyle nidalanıyor: “Önce sakinleyeceğiz, sonra yumuşak hareketlerle kendimizi tanıyacağız, çünkü kabul etmemiz gereken bir şey varsa; hepimiz hastayız!...” Son albümü “Aşkın Izdırabı”nda yer alan ‘Boynuz’ adlı şarkının sözlerinden alıntı…
Dinlerseniz, şarkının şukelalığını daha net frekanslayabilirsiniz. Bugüne kadar ‘Sakin Olmam Lazım’, ‘Tanışma Bitti’ ve ‘Sandık’ albümleriyle dinleyenlerini ihya eden Hayko Cepkin, bu son albümüyle de mest etmiştir; eyvallah! Cepkin’e her seferinde, neden şarkılarında aşk sözleri yok, diyorlarmış, işte H. C.’ce bir cevap: ‘Aşkın Izdırabını’. Güne koşulsuz iyi başlamak isteyenlere tavsiyemdir. O vakit, önce ne yapıyoruz: Sakin olup, derin derin nefes alıyoruz ve elleri uzatıyoruz. Ve evet ışığı görüyoruz, galiba... Tabii öncesinde kabul ediyoruz: hepimiz hastayız!
14 YIL ARADAN SONRA AFİFE
Geçtiğimiz akşam, Kadıköy’de konuşlanan Süreyya Operası’ndaydım. Tiyatro ve konserlerle mest ettiğimiz bünyeyi, biraz da sanatın ağır üstatlarıyla hemhal edelim niyetine; İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin sahnelediği, iki perdelik Afife balesi kadrajındaydım. Baştan kabul ediyorum; opera ve bale, algısal sınırlarımda gezinen iki sanat dalı değil! Lakin başka dünyaları, sadece müziğin bedene vurduğu figürlerle anlamdırmaya çalışmak, itiraf etmeliyim ki İstanbul karmaşasında, haybin kargaşa(!) diyen beynime iyi geldi.
Haldun Dormen'in önerisiyle gerçekleşen Afife’nin koreografi ve librettosu Beyhan Murphy’e, müzikleri Turgay Erdener’e, kostümleri Bahar Korçan’a, dekorları Adnan Öngün’e ait. Ankara Devlet Opera ve Balesi’nde sergilenişinden 14 yıl sonra yeniden izleyicisiyle buluşan yapıtın, orkestra şefi ve müzik danışmanıysa Prof. Rengim Gökmen ve Elşad Bagirov... 1998 yılında tümüyle Halk Sigorta tarafından desteklenmiş olan ve dans etmeye ara veren Türk balesinin primabalerinası Meriç Sümen’in yeniden sahneye dönüşünü kutlayan eserde, bu kez Afife rolünü Tülay Yalçınkaya canlandırıyor. Zuhal Balkan, Ebru Cansız, Deniz Zirek ve İlke Kodal ise, Afife Jale’nin dört dönemini canlandıran diğer dört Afife olarak bizlerin karşısına çıkıyor. Afife’nin hayatında önem teşkil eden dört erkek olan Ziya karakterini; Erhan Güzel, Mehmet Ali karakterini; Berk Sarıbay, Dr.Suat karakterini; Egemen Kement ve Selahattin Pınar karakterini ise Arkın Zirek hayata geçiriyor.
DÖRT AYRI DÖNEM, DÖRT AYRI RENK
Aynı zamanda bir ‘dans drama’ olan ve çağdaş Türk Bale repertuarında, özel bir yere sahip ‘Afife’; Afife Jale’nin hayatındaki altın, kırmızı, mor ve gümüş olarak tanımlanan dört ayrı dramatik dönemi, 25 kişilik bir ensemble, hareketli ve lirik danslar ile canlandırıyor. 1902-1941 yılları arasında yaşamış olan Afife Jale, hayatını yitirmeden önce Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde geçirdiği son dönemde, tüm yetilerini kaybetmiş bir durumda; ‘gölgeler’ olarak nitelendirilen hasta bakıcıları tarafından bakılıp, tedavi edilmekte ve hayatının dört dönemini hatırlamaktadır. Afife, bu dört döneminin 4 ayrı dansçı tarafından canlandırıldığı, heyecan, zorlu ve aşk dolu bir ‘geçmişe dönüş’ yolculuğuna çıkar. Her dönemin bir rüyası vardır. En son dönemde, bu rüya bir kabusa; hayatı artık bir trajediye dönüşmüştür. Afife’yi, sefalet ve yalnızlık içinde, ilk aşkı Ziya’nın kollarında hayata veda ederken görürüz.
HUYSUZ VE TATLI KADIN
Afife Jale; kısa ömrüne, başkaldırıyı, aşkı, başarıyı, kederi, mücadeleyi sığdırmış ve tarihe “ilk Müslüman Türk kadın tiyatro oyuncusu” olarak geçmiş bir kadın… O, 39 yıl gibi kimilerine göre uzun, kimilerine göre kısa bir hayat sürdü belki ama kadınların sahneye çıkmalarının yasak olduğu bir dönemde, daha 16 yaşındayken Dârülbedâyi’yi gürletendi. Şimdiye uzanan şarkıların ona yazılan sözleri gibiydi; Huysuz ve Tatlı Kadın…
Nezihe Araz'ın kaleminden Afife Jale şöyle diyordu: “Beni acıyarak değil, düşünerek severek, kucaklayarak hatırlayın. Tiyatro varsa, ben varım.” Nasıl bir tiyatro aşkıydı ki bu, onu sonrasında acıların orta yerinde yapayalnız bırakacaktı. O, ilk olmanın bedelini, en ağır ödeyenlerdendi. Bu nedenle yaşamının son yıllarını, Bakırköy Akıl ve Sinir Hastanesi'nde geçirdi ve burada yaşama veda etti. Belki bir kadın hareketinin başlangıç fitilini yaktığının farkında değildi ama, o hayallerinin peşinden giderek, bu riyakâr dünyaya boyun eğmeyendi. O yüzden de, gösteri boyunca Afife’yi izlerken sahnede, çok başka hissiyatların yamacında konakladım.
Bu kısa ömrüne, en koyusundan bir aşk sığdırdı Afife Jale, ki hâlâ dillere destan: Tiyatroyu bıraktıktan sonra mutsuzluğa kapılan Afife Jale, 1928’de bir arkadaşıyla Hafız Burhan'ı dinlemeye gider. Orada Burhan’a tamburuyla eşlik eden Selahattin Pınar'ı görür ve tanışırlar. Kısa sürede Pınar, Afife’ye deli gibi âşık olur ve 1929’da evlenirler. Selahattin Pınar, “Nereden Sevdim O Zalim Kadını” gibi birçok ölümsüz şarkıyı onun için besteler. Ancak Afife'nin morfin bağımlılığı kontrol edilemez hale geldiğinden, 1935’te Afife Jale’nin ısrarı üzerine ayrılırlar… Sonrası bildiğimiz ya da bildiğimizi sandığımız, okuduğumuz ama asla gerçekten anlayamayacağımız bir hayat. Acıyı yaşayan bilir dediklerinden. O yüzden, şimdi vicdanımızı rahatlatmak için anlıyormuş gibi yapmadan, önce ezdiğimiz-eziklediğimiz geçmişimize bir bakınalım. Biraz inceden düşününce, 2012’de kadın olmanın şartları bu kadar zorken, 1900’lülerin başında, hele ki hayallerinin peşinden gitmek isteyen bir kadının yaşadıkları, kim bilir nasıldı! Tahayyül etmek bile mümkün değil! Düşünün, bu topraklar ki; gururu, onurla karıştıranların nefeslendiği bir yayla ya da iyisi mi düşünmeyin de ajandanıza Süreyya Operası’nda sahnelenen Afife balesini ekleyin!
İçimden geldi notu: Afife Jale’nin yaşam öyküsü daha önce Nezihe Meriç’in tiyatro oyununda ve Şahin Kaygun’un filminde ele alınmış. Afife Jale'yi tiyatro sahnesinde Şahika Tekand, beyazperdede de Müjde Ar canlandırmış.