Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Gazete Habertürk Yazarı Murat Bardakçı'nın bügünkü köşe yazısında gündeme getirdiği, 12 Mart döneminde "Itrî krizi"ne yol açan olayın baş kahramanı eski Kültür Bakanı Talât Halman, Habertürk TV'de Gün Ortası programına konuk oldu ve Didem Yılmaz Arslan'ın sorularını yanıtladı.

        Bardakçı, yazısında 12 Mart döneminde Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası'nda Itrî Konseri düzenlemek isteyen, dönemin Kültür Bakanı Halman'ın büyük tepki gördüğünü, hatta Suna Kan'ın Başbakan'a "Böyle bir konser verilirse, devlet sanatçılığı unvânımı iade ederim" diye mektup yazdığını anlatmıştı.

        Eski Kültür Bakanı Talât Halman, o dönem sanat çevrelerinde başlayıp, Başbakan'a kadar uzanan "Itrî Krizi"ni Didem Yılmaz Arslan'a şöyle anlattı:

        "SEVDİĞİM, SAYDIĞIM SANATÇILAR TÜRK MUSİKİSİ'NE DİL UZATTI"

        "O olay elbette bir sorun yarattı ve ben çok üzüldüm. Çünkü ben klasik batı musikisine de kendi öz Türk sanat musikisine de aynı derecede çok meraklıyım. Hiçbir tercihim yok. Benim ayrılmama gelince, o zaman 12 Mart döneminde tutuklu bulunan birçok edebiyatçının, aydının serbest bırakılmasını sağlamak için yaptığım çalışmalar vardı. Buna o zamanın paşaları itiraz etmişti ve Başbakan Nihat Erim de onların etkisi altında kalmıştı. Nihat Erim benimle görüşmedi bile, çünkü o kadar önemsememişti. Fakat bu yüzden Türk Musikisine dil uzatılması, küçümsenmesi, çok önem verdiğim, saydığım, sevdiğim sanatçıların bazılarının bu işi parmaklarına dolamaları, Itrî'ye karşı gelmeleri, Türk Musikisi'ni aşağılamaları, kötülemeleri oldu. Ben bakanlıktan ayrıldım çünkü zamanın paşaları bazı sanatçılarımızın; Sabahhattin Eyüboğlu'nun, Azra Erat'ın, Vedat Günyol'un serbest bırakılması uğrunda yaptığım temaslardan hoşlanmamaları sebep oldu. Fakat bu akşam yine Itrî konserinin 40 küsur yıldan sonra, Cumhurbaşkanlığı salonunda yapılması çok büyük bir zevk veriyor bana. Çok memnunum ve bu kararı verenleri kutluyorum.

        "AMACIM YASAKLARI KALDIRMAKTI"

        Ben Kültür Bakanlığı'nda, o zor dönemde tamamen hür bir vicdanla, sanat ve kültür anlayışımı her şeyi kapsayacak şekilde düzenledim, o anlayışla çalıştım. O yüzden İsmail Baha'ya Itrî konserini Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası'nda yapılmasını ben önerdim. Onlar da sevindiler. Ben her türlü sanata çok büyük saygı ve sevgi duyan bir insanım. Özellike Türk musikisine çocukluktan beri aileden de kendi zevkimle de kendi kültür anlayışımla duyduğum saygı ve sevgi son derece kuvvetlidir. Ama aynı şey elbette batı klasik musikisi için de son derece kuvvetlidir. Ben caza da çok meraklıyım, tangoya da meraklıyım, popa da meraklıyım. Her güzel musiki benim kalbimde yer etmiştir. Dinlerim, izlerim ve hepsine eşit fırsatlar verilmesini isterim. O dönemde bazı kısıtlamalar vardı. Benim yaptığım şey; Cumhurbaşkanlığı'nda yapılacak Itrî konseriyle bütün bu yasakları kaldırmak, yavaş yavaş hepsine son vermek, Türk sanat musikisini yeniden konservatuarlara getirmek ve Atatürk'ün çok saydığı, sevdiği Türk musikisini bu aradan sonra ihya etmekti. Buna hizmet etmeye çalıştım ve çok memnumum bu gece böyle bir konserin yapılacak olmasına. Bu akşam gidip dinleyeceğim.

        "EŞİ FARUK GÜVENÇ SÜREKLİ SUNA KAN'I ÖNE SÜRÜYORDU. HEPSİ ONUN BAŞININ ALTINDAN ÇIKTI"

        Ben o zaman Suna Hanım'ı davet ettim ve dedim ki; 'Kendi musikimizi inkar etmeyin, yadsımayın, benim davetlim olarak konsere gelin. Birlikte izleyelim, belki hoşunuza gider ve musikiye olan saygınızdan dolayı Itrî'ye de sevgi ve saygı duyarsınız' dedim. Ama kendisi kabul etmedi ve üzüldüm doğrusu. Ve butün bu işler aslında rahmetli Faruk Güvenç'in başının altından çıktı biliyorsunuz. Ölünceye kadar Suna Kan'ın eşiydi kendisi ve fazla prestij sahibi olmadığından hep Suna Kan'ı öne sürdü."

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ