Nuri Bilge Ceylan 'Altın Palmiye'ye yakın
Kerem Akça, bu yılki Cannes Film Festivali'ni değerlendirdi
10 Mayıs 2011’de Woody Allen’ın “Midnight in Paris” filmiyle açılan 65. Cannes Film Festivali 22 Mayıs 2011’e kadar sürecek. Bizim için önemli olan ise Altın Palmiye yarışmasında “Bir Zamanlar Anadolu’da”nın iddiasından çıkacak sonuç ve elbette gelenekselleşen Türkiye çadırının faaliyetleri.
Hiç kuşkusuz Nuri Bilge Ceylan’ı her filmiyle dünyanın üç önemli film festivalinden birinin ana yarışmasında görmek gurur verici bir olay. Bu durumun Semih Kaplanoğlu için de Altın Ayı sonrası devam edeceğini düşünmek ise daha da sevindirici. Zira böylelikle Türk sinemasının tanıtım ağı genişlerken, evrensel başarı düzeyi ortaya çıkmış oluyor. Adeta sektörümüzün güçlenmesine önayaklık eden bir uluslararası reklam kampanyası adı altında anılabilir bu durum.
“Bir Zamanlar Anadolu’da” gözünü Altın Palmiye’ye dikmiş durumda
Ancak esasen bu seneki ödül yarışına bakmak lazım derim. Elbette basında günlerdir Ceylan’ın filminin son gün gösterilecek olması tartışılıyor. Ancak böylesi festivallerde genelde ikinci yarıda gösterilen filmler ödüle daha yakın olurlar. Bu noktada da aslında ortaya çıkan durumu umut verici bulduğumu belirteyim. Daha önce başta jüri büyük ödülü olmak üzere yönetmen ve FIPRESCI ödüllerini de kazanan Ceylan, bu sefer gözünü Altın Palmiye’ye dikmiş durumda. Bir hayli de şanslı gözüküyor. O olmazsa da eksiklerinden ‘jüri özel ödülü’nü kucaklayabilir.
Aslında bu yılki jüriye baktığımızda Robert De Niro’nun başkanlığının yanında Uma Thurman ve Jude Law’un da içinde bulunduğu bir toplam var. Bu bütünü oluşturan yönetmenleri ise Fransız Olivier Assayas, Hong Kong’lu Johnnie To ve Çadlı Mahamat-Saleh Haron gibi uluslararası alanda adını farklı şekillerde duyurmuş isimler temsil ediyor.
Son 10 yılın öne çıkan yönetmenleri arasında bir yarış olacaktır
Genelde böylesi jüriler, beklenmedik başarılar elde eden eserleri ödüllendirilir. Yani sinema piyasasının yıllardır yolunu gözlediği Terence Malick’in “The Tree of Life”ı, Lars Von Trier’nin “Melancholia”sı ve Pedro Almodovar’ın “The Skin that I Inhabit”inin (“La Piquel que habito”) çok fazla şansı yok gibi. Takashi Miike ödül yarışlarına aykırılığı, Nanni Moretti ve Alain Cavalier senelerdir önemsenmemeleri, Nicolas Winding Refn ise ABD’den bir bağımsız film çıkarması sebebiyle rekabetin dışında kalacaklardır.
Daha çok Nuri Bilge Ceylan, Naomi Kawase, Dardenne Kardeşler, Lynne Ramsay ve Radu Mihaileanu gibi Cannes’ın ya da dünya festivallerinin son 10 yılında sevdiği nispeten genç yönetmenlerin işleri öne çıkacak gibi. Bunların yanında Maiwenn Le Besco, farklı yaklaşımıyla; “Sleeping Beauty” yaratacağı cinsel dozaj tartışmalarıyla belli ödüllere talip. Bu süreç 22 Mayıs akşamı nihayetine erecek. Biz de sonuçları merakla bekliyoruz.
Türkiye çadırında üç film var
Tabii birkaç kelam da 11 Mayıs gecesi gerçekleşen ödül töreni için etmek şart. Zira Bertolucci’nin vücudunun bir kısmına felç indiği için tekerlekli sandalyede katılıp onur ödülü aldığı gece bu açıdan önemli. Cannes’a ilk kez 1964’te gelen usta yönetmenin Yeni Dalga etkisindeki eserlerindeki yarattığı biçimci ve sosyopolitik evrenleri halen akıllardan silinmiyor. Gecede de destansı şaheser “1900”ün (1976) görüntülerinin yeniden gösterilmesi duygusal anlara yol açtı biz sinemaseverler için.
“Bizim Büyük Çaresizliğimiz”, “Kurtlar Vadisi: Filistin” ve “Zefir”in görücüye çıkacağı, Ankara Sinema Derneği’nin kontrolündeki Türkiye çadırının bir kez daha önemli bir reklam malzemesine çevrileceğini de not düşelim. Zira Cannes’da her ülkeye açılan özel çadırlarda gerçekleştirilen organizasyon, bu konuda da devamını getiriyor. Böylelikle popüler filmlerimize ve sanat filmlerimize dağıtım, yapımcı ortaklığı ve tanınırlık olanağı sağlıyor.
keremakca@haberturk.com