Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Gündem Medya Fashion TV'nin patroniçesinden itiraf

        Demet Sabancı Çetindoğan Bloomberg HT’de Gülin Yıldırımkaya’nın sorularını yanıtladı.

        Sabancı soyadını daha halka yakın, yerli markalar ve ara mamüllerle

        tanırdık. Sizinle beraber Sabancı soyadının farklı bir çizgiye taşındığını

        düşünüyorum, katılıyor musunuz?

        Evet bir yandan doğru söylüyorsunuz çünkü biz özellikle giyim perakendecilik konusunda portföyümüzü oluştururken daha elit gruba hitap edecek markaların da olmasını arzu ettik. Her kesime hitap edecek markalarımız var ama ağırlıklı olarak baktığımız zaman giyim perakendede a plus, b plus grubuna hitap eden markalarımız mevcut.

        Şu anda hangi markalar var sizde?

        Tabii Harvey Nichols’ın içinde bir çok marka var yaklaşık 200-250 markadan

        oluşuyor Harvey Nichols. Türkiye genelinde toplam 80 tane mağazamız var.

        Tabii çok marka var ama şu anda hemen aklıma gelecek Just Cavalli, Ferre

        gibi, onun alt line’ları gibi birçok markamız var. Yine çocuklara yönelik

        olan bir İngiliz markası Mothercare, çok sevilen bir marka. Çok memnunuz o

        markamızdan. Çünkü gerçekten alternatifi olmayan sektöründe, çocuk

        bölümünde bir marka oluşmuş. Onu da bünyemizde bulundurmaktan son derece memnunuz. Bunun dışında ayakkabı line’ı var. Dolayısıyla bunu daha da büyütmeye farklı bölgelerde, farklı şehirlerde bu konuda büyümeyi arzu

        ediyoruz.

        80 mağaza dediğinize göre lüks giyime ve tüketime ilgi artıyor diye

        düşünüyorum. Sadece İstanbul, Ankara, İzmir mi yoksa artık diğer

        şehirlerde de var mı?

        Evet, diğer şehirlerde de var. Tabii Adana var Adanalı olduğumuz için

        önceliklerimizden biri Adana. Saydığınız gibi İzmir, Ankara, Antalya gibi farklı şehirlerde de mağazalarımız var.

        Çok şanslısınız. Bir kadın gözüyle düşününce bu kadar marka elinizin

        altında, herhalde size özel danışmanlık yapıp her gün kıyafetlerinizi de

        seçiyorlardır.

        Çalışan biri olarak hakikaten yoğun da geçiyor günlerim. Tabii her bayan

        kadar ilgim var, alakam var. Bir de uzun yıllardır ben tekstil işinde çalıştığım için oradan gelende bir ilgi, alaka var. Ama yoğun geçen çalışma hayatının verdiği doğrultuda giyimimi de ona paralel doğrultuda seçmeye çalışıyorum. Haftasonları daha çok spor giyinmeyi tercih ediyorum. Ama hafta içi biraz daha klasik oluyor.

        SAKIP AMCAM HAYATTA OLSA BÜNYEMİZDEKİ MARKALARDAN GİYİNİRDİ

        Demin bahsettim ya Sabancı soyadını farklı bir çizgiye taşıdığınızı

        düşünüyorum diye mesela rahmetli Sakıp Sabancı hiç yabancı marka giymezmiş hep yerli markaları tercih edermiş. Bugün hayatta olsaydı acaba sizden gelip giyinir miydi?

        Evet hepimizin bildiği gibi tüm Türkiye’nin bildiği gibi rahmetli amcam çok renkli bir kişilikti. Bunu giyiminde de görüyorduk. Fakat ortamına göre giyinmesini çok güzel ayarlıyordu. Hafta sonu ona göre spor kıyafetler ve renkli oluyordu. Evet genellikle tabii iş ortamında bulunduğu pozisyon itibariyle hafta içi iş ortamlarında gayet klasik oluyordu. Doğru seçimler yaptığını düşünüyorum model olarak, renkler olarak kendine yakıştırdığını düşünüyorum. Hayatta olsaydı mutlaka bizim bünyemizde bulunan markalardan da kendisine beğeneceği ve almak isteyeceği ürünler olacaktı.

        Demet hanım siz uzun yıllar Sabancı Grubu bünyesinde çalıştınız. 20 yıl

        kadar sürdü sanıyorum. En son ayrıldınız, Ali Sabancı da sizin gibi

        ayrılıp kendi yolunu çizmeyi tercih edenlerden. Neden böyle bir tercih?

        20 yıl Sabancı Grubu’nun tekstil bölümünde çalıştım. Ve keyifle çalıştım.

        Çünkü modaya yönelik bir alan olduğu için çok dinamik bir iş hayatı vardı.

        Keyifli gidiyordu fakat 20 yıl insan hayatında hakikaten çok uzun bir

        dönem. Bir an farklı bir şeyler yapma arayışında oldum. Ve o dönemlerde

        Fashion TV’nin Türkiye haklarının devredileceğini duyduğumda ilgimi çekti

        çünkü hem sektör olarak tamamen farklı bir alan bizim için hem de yine

        modanın içinde olacaktım tekstilin içinde olacaktım ve bir anlamda da

        tekstil dünyasında tekstil sektöründe yapmak istediğim bir iki misyon

        vardı onları Fashion TV’yle yapabileceğimi düşündüm. Doğru bir araç

        olduğunu düşündüm.

        SABANCI HİSSELERİMİ SATMAYI DÜŞÜNMÜYORUM

        Peki şu an elinizde hala Sabancı Holding ve Akbank hisseleri var öyle

        zannediyorum, aile fertlerinden bazılarının çıkışı olduğunu duyuyorum siz

        de hisselerinizi satmayı düşünüyor musunuz?

        Hayır, öyle bir şeyi düşünmüyorum. Ama tabii şartlar ileride ne olur

        şimdiden kestirmek çok zor. Ama aynı şekilde devam ediyor. Hem Sabancı

        Holding’te hem de Akbank’ta hisselerim şu anda farklı bir düşüncem yok.

        Fashion Tv hem size bir medya patronu titrini de kazandırıyor hem de

        tekstildeki işlerinizle de alakalı. Bu daha fazla güçlendirmek için mi

        tekstildeki işlerinizi Fashion Tv yoksa öylesine mi gelişti?

        Tamamen spontane gelişti. Bir kere öncelikle bunun altını çizmek istiyorum

        ben kendimi böyle medya patronu gibi göremiyorum çünkü şu anda iki tane

        tematik kanalımız var. İnşallah bu tematik kanal işinde büyümeyi arzu

        ediyorum.

        EYLÜL’DE YENİ BİR TEMATİK KANA DAHA AÇACAĞIZ

        Tematik kanallara zaten ilgi gittikçe artıyor. Ciddi bir alternatif

        izleyicinin o anlamda ciddi bir arayışı olduğunu düşünüyorum.

        Evet dünyada da hakikaten o yünde bir eğilim var ve ben de bu sektöre yeni

        girdiğimiz için ulusal kanallar benim boyutumun çok üstünde olabileceğini

        düşünüyorum. Dolayısıyla tematik kanalla Fashion Tv’yle başladık, bir

        eğitim kanalı kurduk. Belki önümüzdeki Eylül, Ekim aylarında farklı bir

        tematik kanalı bünyemizde bulunduracağız.

        Yeni kanalın teması ne olacak?

        Birkaç konu üzerinde düşünüyoruz. Aslında eğitim olmayacak, moda da

        olmayacak. Tamamen farklı bir sektörde olacak. Şu anda telaffuz edemiyorum

        biraz erken hala çalışma aşamasındayız.

        Sevdiniz mi medyayı, zevkli bir iş değil mi?

        Çok zevkli bir iş hakikatten çok dinamik bir iş. İyi ki bu işe girdiğimi

        düşünüyorum. Gerçekten keyif veriyor. Dediğim gibi her şeyden önce farklı

        bir arayış düşüncem vardı. Onun için sanki doğru bir adım attığımı

        düşünüyorum. Biraz önce bahsettiğiniz gibi perakende işinin içinde olmamız

        ve Fashion TV’nin bünyemizde olması da ayrı bir ayrı bir değer kattı.

        Dolayısıyla bir sinerji olduğunu düşünüyorum.

        Fashion TV’nin patroniçesinden itiraf: “Sürekli hoş mankenleri gördükçe moralim bozulmuyor değil”

        Fashion Tv özellikle erkeklerin hiç zaplamadan izledikleri bir kanal,

        şahsen ben sürekli izlesem biraz moralim bozulabilir birbirinden güzel

        kadınlar, nasıl etkiliyor psikolojinizi sürekli Fashion TV’yi yapıyor

        olmak?

        Evet, hakikaten izleyici sayımız erkekler çoğunlukta. Ben bu işe ilk

        başlarken bayan ağırlıklı olacağını düşünürken erkeklerin daha çok

        ilgisini çektiğini gördük. Her şeyden önce pozitif enerji veriyor size.

        Çünkü güzel görüntüler, güzel müzikler özellikle çalışan bir kesimseniz

        arada bir FashionTv izlemek hakikatten motivasyon verdiğine şahsen benim

        için öyle oluyor. Zaman zaman o hoş mankenleri görünce moralim bozulmuyor değil bayan olarak ama hakikatten insanın hayatına bir güzellik kattığını düşünüyorum.

        Gece hayatında da nereye gitsek hep ekranlarda Fashion TV oluyor merak

        ettim bu anlaşmalı bir şey mi, sizden izinli olarak mı yayınlanıyor

        bunlar?

        Tabii anlaşmalı özellikle böyle bir şeye sosyal ortamlardan talep geliyor.

        Çünkü her şeyden önce görüntü keyif verici. Müzikli bir yayın oluyor

        genellikle. Sosyal mekanlarda bir haber kanalı gibi, bir dizi kanalı gibi

        sesini duymasanızda ordaki görsel görüntüyle keyif alabiliyorsunuz. İşte

        onun için genellikle moda kanalının Fashion Tv’nin döndüğünü görüyoruz.

        Bir şey daha ilave etmek istiyorum. Tekstil sektörü gerçekten Türkiye’nin

        önde gelen sektörlerinden birisi Fashion TV izlemek sadece keyif almak

        için değil ben onu birazda tekstil sektöründe olan, bu sektörde emeği olan

        kişilerin iş bölümünde olan kişilerin birazda bir okul gibi izlediklerini

        biliyorum. Özellikle makyözlerin, kuaförlerin, tasarımcıların bu

        tasarımcılar giyim olabilir, ayakkabı sektöründe olabilir bir okul görevi

        yaptığını düşünüyorum. Çünkü dünyadaki modayı anında Türkiye’de

        veriyoruz.Bu çok önemli diye düşünüyorum. Şahsen ben yıllar önce tekstil

        fabrikasında çalışırken Fashion Tv’yi o gözle seyrediyordum. Çünkü

        biliyorsunuz modayı bir yıl öncesinden Fashion TV’de izlemiş oluyorsunuz.

        Peki siz Türk toplumunun giyim zevkini nasıl buluyorsunuz? Türk kadınları

        giyinirken nerelerde hata yapıyorlar? Sizin iş dünyasından, cemiyetten

        beğendiğiniz, “Çok şık giyiniyor” diyebileceğiniz kim var?

        Biz Türkler modayı çok yakından takip ediyoruz ve bir şekilde uygulamak

        istiyoruz. Belki zaman zaman yanıldığımız, evet moda olan kıyafetler,

        modeller, renkler olabiliyor ama bire bir kendi fiziksel yapımıza veya

        anatomik yapımıza uymayan giysileri de moda olarak kullanıyoruz.

        Bir dönem herkesin tayt giymesi gibi…

        Evet… Burada biraz daha bilinçli olmak gerekiyor. İnsan biraz sosyal

        hayatına uygun, fiziksel yapısına uygun, ten rengine uygun gibi kriterlere

        bakarak.. Tabii ki modadan esintiler olmalı ama bire bir kendi tarzınıza

        uymuyorsa, kişiliğinize uymuyorsa uygulamamak gerek diye düşünüyorum. Ama bu konuda bilinçlendiğimizi görüyorum toplum olarak. Ama bire bir modayı takip etmek, yakından izlemek sanıyorum Türk toplumunda doğru olarak gidiyor.

        Örnek olarak sunabileceğiniz, beğendiğiniz isimler kimler?

        Birçok arkadaşım, tanıdığım insanlar var.

        FERYAL GÜLMAN’IN GİYİM ZEVKİNİ BEĞENİYORUM

        Tek tek sayamazsınız muhtemelen, aklınıza gelen iki üç isim olarak

        gidebiliriz…

        Mesela Feryal Gülman, sosyeteden tanıdığımız arkadaşımız. Hakikaten hem

        kendine yakışanı hem de ortamına uygun, bulunduğu organizasyona uygun

        giyimi tercih ediyor. Onu takdirle karşılıyorum.

        Çok da güzel bir kadın gerçekten. Bir de ‘ikoncan’larımız var bizim. Eda

        Taşpınar gibi. Çok farklı şeyler giyiyorlar. Her gün de gazetelerde boy

        boy resimleri var. Kendimize bakınca çok değişik geliyor. Takip ediyor

        musunuz onların da kıyafetlerini?

        Açıkçası benim giyim tarzıma uymadıkları için takip edemiyorum. Ama

        dediğiniz gibi sık sık basında yer alıyorlar. Mutlaka onu takip eden bir

        grup vardır, beğeniyle takip edip de uygulamaya çalışan. Benim tarzımla,

        benim yaşantımla pek uyuşmuyor o kıyafetler. Ama hakikaten de ayrı bir

        zevki var onların.

        SABANCI SOYADINA HERKES GÜVENİYOR

        Demet Sabancı Çetindoğan. Daha çok herkes Demet Sabancı diyor. Tabii ki

        ilk soyadınızı daha uzun yıllar kullandığınızdan olabilir. Sabancı

        soyadının insana ne gibi avantajları ve dezavantajları oluyor? Pek çok

        kapıyı daha rahat açıyor olabilir. Fakat dezavantajını da yaşadınız mı?

        Eşiniz yaşıyor olabilir mi bu anlamda? “Demet Sabancı” deyince “Benim

        soyadım ne oluyor?” diyor mu?

        Şimdi tabii hakikaten gerek rahmetli dedelerimiz, gerekse, benim iki dedem

        hem erkek kardeşleri, hem onlar hem daha sonra rahmetli babam ve erkek

        kardeşlerinin verdiği izlenim son derece Türk toplumunda güven duygusu

        oluşturmuş. Bu çok önemli. Bunun çok güzel yansımalarını her gün görüyorum diyebilirim. Evlendiğim ilk senelerde bu daha yoğundu, benim ilk soyadım, kızlık soyadım daha çok gündemde oluyordu. Ama zaman içinde iki soyadımı da kullanaraktan Demet Sabancı Çeitndoğan diye herkes biliyor. Onun için de memnunum. Dezavantaj olarak da inanın pek dezavantajını yaşamadım. Güzel bir güven duygusu oluşmuş Türk halkında. Hiç tanımasalar bile soyadımdan dolayı bir sempatiyle yaklaşım olduğunu görüyorum. Hakikaten insan gurur duyuyor.

        Fashion TV’den uzun uzun bahsettik. Yeni bir kanalınız daha var şimdi, Z

        TV. Bu da bir eğitim kanalı. Burada “Eğitimdeki eşitsizliği gidermeyi

        hedefledim” diye özetlemişsiniz. Ne yapıyorsunuz Z TV’de?

        Türkiye’deki eğitim sistemine baktığımızda özellikle sınavlara hazırlanan

        gençlerimizin okul dışında ek bir takviyeye ihtiyacı oluyor. O yaşlarda

        benim de çocuklarım olduğu için fiilen evde de yaşıyorum.

        Üç çocuğunuz var değil mi sizin?

        Üç çocuğum var evet… Fashion TV ile tematik kanal işine girdiğimde eğitim

        adına da nasıl bir yol çizebiliriz diye düşündüğümüzde birkaç görüş

        aldıktan sonra televizyonun çok kolay bir ulaşım aracı olduğunu, herkesin

        elinde olan bir mecra ve evinin ortamında evinin rahatlığında, gençlerimiz

        işte bu kış günlerinde farklı bir kuruma gitmeden ev ortamında ev

        sıcaklığında bu eksiklerini giderebileceklerini düşündük. Uzun bir çalışma

        yaptık.

        Burada 24 saat ders programı var değil mi? Her sınıfa hitap eden mi?

        Biz aslında Z TV eğitim ve gençlik kanalı diyoruz. Tabii ki eğitim

        ağırlıklı ama arada gençlere hitap edecek programlarla bunu süslüyoruz.

        Teneffüsler var…

        Evet, ama keyifli teneffüsler var bizde. Lise ve üniversite sınavlarına

        hazırlanan gençlere ders programı hazırladık. Tamamen Milli Eğitim

        Bakanlığı’na paralel gitmeye çalıştık. Buradaki amacımız da hem sınavlara

        hazırlanırken gençlerimizi hem de okuldaki derslerindeki performanslarını

        artırmak için bu yolu özellikle uygulamaya başladık. Çünkü çocuklar bir

        hafta öncesinde bir konuyu işleyip de ertesi hafta okulda aynı konu

        olduğunda çok daha kendilerine güvenli, konularına biraz daha haberdar

        oldukları için özgüvenli yaklaşıyorlar. Hakikaten de okuldaki başarılarını

        yüzde yüz etkiliyor. Biz bununla yola çıktık ama zaman içinde gördük ki

        farklı kesimler de bizi izliyor. Örneğin KPSS’ye hazırlanan memurlar.

        Çünkü üniversite sınavına hazırlanan gençlerimize yaptığımız programlar

        KPSS’de de geçerli oluyormuş.

        Aslında bizim eğitim sistemimizin çarpıklığının bir göstergesi. Liseyi

        bitirip üniversiteye geçebilmek için üniversiteyi bitirdikten sonra

        bilmeniz gereken şeyleri öğrenmiş oluyorsunuz.

        Evet, tabii ki yapılması gereken, Milli Eğitim Bakanlığı’nın da hakikaten

        uğraşıları var ama değişiklik isteyen birçok konumuz var eğitim adına.

        Onların da bu kanaldan faydalandığını gördük. Daha sonra özellikle lisan

        için ev hanımlarının ilgisini çektiğini, İngilizce, Fransızca, Almanca

        gibi dilleri veriyoruz ve bunları theatrecal ortamda sunuyoruz. Bir

        öğretmen tahtaya geçip, “Adım soyadım İngilizce budur” demiyor. Sanki bir

        kafede üç arkadaş oturmuş, nasıl tanışılır, isim nasıl söylenir, kahve

        ikram edilirken nelere dikkat edilir gibi daha çok güncel hayattan

        kesitler verilip çok daha akılcı ve hızlı öğrenmenin olduğunu gördük.

        Bundan da çok fazla ev hanımının faydalandığını izlenimini alıyoruz. Biz

        televizyon olarak ölçülemiyoruz ama televizyon kurulurken paralel olarak

        internet sitesi oluşturduk. Buradan aldığımız mailler ve üye sayısına

        bakınca ciddi anlamda bir izleyicimiz var.

        Kaç üyeye ulaştınız şu anda?

        İnternet sitesindeki izleyicimiz yılda bir milyon kişi izlemiş. Aslında

        baktığımızda çok da büyük bir rakam değil.

        Başlangıç için yine de ciddi bir rakam ama…

        Bu interneti olup da izleyenler. Ama biz biliyoruz ki çok daha fazlası

        televizyondan izliyorlar.

        Televizyondan nasıl izleyebiliyoruz Z TV’yi?

        Hem uydudan hem de D Smart’tan çıkıyoruz. Tabii eğitim kanalı olduğumuz

        için derslerin ikinci bir tekrarını vermek durumunda kalıyoruz. Fakat yine

        bir şekilde kaçırmış olan gençler için internet sitesini bu amaçla kurduk

        ki, istedikleri dersi istedikleri saatte izleyebilsinler, kendilerine

        sınav yapabilsinler. Geniş bir portföye ulaştık. Bu yıl geliştirdiğimiz

        yeni bir alan var. Bu Milli Eğitim Bakanlığı’yla yaptığımız ortak

        projedir. Açık öğretimde olan, öğrenci demiyorum, yetişkinler sağlık

        sebebi veya maddi yetersizlikten veya kırsal kesimde kız çocuklarının

        okula gönderilmemesinden gibi birçok sebepten dolayı gerek ilköğretim

        okulu gerekse liseyi bitirememiş şu andaki yetişkin 690 bin kişi var.

        Kanalımızda bu kişilere de hitap eden açık öğretim dersleri veriyoruz. Bu

        yıl başladı. Ciddi anlamda mailler alıyoruz. Eğitimde çok şey var

        ülkemizde. İnşallah hem özel sektör hem STK’lar bu konuda biraz daha

        duyarlı olursa bir yerlere daha kolay geleceğimize inanıyorum.

        Demet Hanım, çok yoğunsunuz, iş hayatınız, hobileriniz, dernekler,

        çocuklar; üç de çocuk var az değil, eşinizle ilgilenmeniz gerekiyor… Bu

        kadar yoğunluğu nasıl organize ediyorsunuz? Çok yoğun bir hayatınız var.

        Sistemli olmaya çalışıyorum. Bir program çiziyorum ve o programa sadık

        kalmaya çalışıyorum. Haftasonu çocuklarıma yoğunluk vermeyi tercih

        ediyorum. Derneklere hafta içinde öğle aralarını değerlendirerek o

        çalışmayı yapmaya çalışıyorum. Mümkün olduğunca hafta içi akşamları evde

        olmaya çalışıyorum. Çok özel bir davet, özel bir organizasyonu yoksa

        çocuklarla birlikte geçirmeye çalışıyorum. Yoğun geçtiği hakikaten doğru.

        Ama sistemli ve programlı olunca sanıyorum minimum aksatmayla idare

        edebiliyorum.

        Şu anda da Türkiye’nin en güçlü kadınlarından biri olarak sayılıyorsunuz.

        İş hayatında bu kadar erkeğin içinde tutunmuş olmak ayrı bit başarı. Bir

        erkekler kulübü var değil mi iş hayatında? Kendi aralarında daha farklı

        bir dayanışma sezdiniz mi?

        Açıkçası ben çok sezmedim. Ben çok kadın erkek ayrımını düşünmüyorum.

        Önemli olan bir insanın bir işte başarılı olması. Bu bayan için de

        geçerli, erkek için de geçerli. Belki ailemden gördüğüm bir görüş de

        olabilir. Bizler üniversite hayatını kuzenler, kardeşlerimle

        bitirdiğimizde iş hayatına atılmak istedik. Grubumuz için de iş hayatına

        atıldık. Ve hiçbir zaman kız çocuk, erkek çocuk ayrımı olmadı.

        Kadınlar duygusal zekadan dolayı daha avantajlı diyorlar..

        O konuya katılıyorum. Hakikaten, sanki duygusal zeka bakımından kadınlar

        bir adım öndeler diye düşünüyorum. Pratiklik daha önde erkeklerden. Belki

        bizlerin çok daha gün içinde erkeklerden bölünüyor olmamızdan da

        kaynaklanıyor olabilir. Erkekler biraz daha eviyle ve işiyle odaklanırken

        özellikle bayanlar evde birçok şeyle daha fazla ilgilenmek zorunda. İş

        hayatında da öyle. Duygusallık, pratiklik bayanları bir adım önde tutuyor.

        Peki bundan 20 sonrası için hayaliniz ne? Gelecekte ne yapmak

        istiyorsunuz? “Ben sonuna kadar çalışmaya varım” diyenlerden misiniz yoksa “Ben bir takvim belirledim, şu yaştan sonra gideceğim Bodrum’a veya dünya seyahatine çıkacağım” gibi bir hayaliniz var mı?

        Evet, aslında şu an öyle bir hayalim yok. İş hayatını çok seviyorum.

        Kendimi çok daha verimli ve dinamik buluyorum. Onun için sağlığım el

        verdiği sürece bu çalışma azmim olduğu sürece iş hayatına devam etmek

        istiyorum. Kendime bu anlamda bir sınırlama yapmak istemiyorum. Şu yaşıma kadar veya şu döneme kadar diye ama tabii her şeyden önce sağlık geliyor.

        Bence de öyle ama daha gençsiniz böyle şeyleri düşünmek için onun için de böyle olabilir. Çocuklarınızın geleceğiyle ilgili bir planlamanız var mı?

        Sizin işlerinizi devam ettirsinler mi istiyorsunuz yoksa içlerinden birisi

        çıkıp “Doktor olacağım” derse müdahale eder misiniz?

        İş hayatı çok uzun bir zaman insan hayatında. Onları öncelikle keyifle

        yapabilecekleri, mutlu olabilecekleri bir iş kolunda çalışmalarını arzu

        ederim. Bu anlamda bir eğitim almalarını arzu ederim. Şimdi benim en büyük

        kızım Eylül ayında üniversiteye başlayacak. Bu yaşta biraz kararsız oluyor

        gençler. Ne okumak istediklerini ileride ne yapmak istediklerine karar

        veremiyorlar. Hak da veriyorum kendilerine. Birkaç değişik alanda görüşü

        varken son kararı medya üzerine oldu.

        İletişim mi okuyacak?

        İletişim okuyacak. Açıkçası mutlu oldum. Kendi kararıydı, yorum yapmadım.

        Aldığı karardan da son derece memnun olduğumu söyleyebilirim. Diğer iki

        çocuğumu bilemiyorum şu anda pek bir fikirleri yok bu anlamda. Tamamen

        dediğim gibi kendilerini başarılı hissedebilecekleri, hem kendilerine hem

        ailelerine hem ülkelerine faydalı olabilecek şekilde, keyifli bir şekilde

        bir çalışma hayatları olsun istiyorum. İyi bir eğitim almaları tabii ki

        şart. Artık herkesin, her gencin bir dünya vatandaşı olarak kendilerini

        geliştirmeleri gerekiyor. Zaten bilgi çağındayız Her türlü bilgiye

        istedikleri anda ulaşılabiliyor. Sanıyorum doğru kararları verecekler diye

        düşünüyorum.

        Sizden ne ister çocuklarınız? “Anne hadi şunu pişirsene?” derler mi? Girer

        misiniz mutfağa?

        Eskiden keyifle giriyordum. Son senelerde yapamıyorum, vakit ayıramıyorum.

        Ama her zaman mutfakla ilgim olmuştu. Çocuklarımla bazen Pazar günleri

        mutfak keyfi yapıyoruz. Brunch’a yönelik ufak tefek şeyler yapıyoruz. O

        ayrı bir keyif oluyor. Özellikle kızla bu konuda maharetli, çok lezzetli

        şeyler yapıyorlar. Oğlum da onlara yardımcı olmaya çalışıyor. Güzel bir

        omlet yapıyor oğlum da. Bizim için keyifli bir an oluyor. Yapıyoruz zaman

        zaman.

        Politik düşüncelerinizde en büyük etkisi olan kişi kimdir?

        Turgut Özal

        BAŞARILARIMI TEK BAŞIMA KALARAK KUTLARIM

        Peki kendinizi ödüllendirmek istiyorsunuz.. Çok mutlusunuz çok güzel bir

        şey oldu. Ne yaparsınız?

        Aslında ben hakikaten zamandan yana sıkıntı yaşıyorum. Böyle çok mutlu

        olduğum, keyifli anlarda sevdiklerimle paylaşmak istediğim de oluyor,

        yalnız başıma içime sindirmek de bana ayrı bir keyif veriyor. Özellikle

        sakin olabileceğim, tek başıma kalabileceğim bir ortamda kendi kendime

        sindirmek bana mutluluk veriyor.

        Çok enteresan. Yani öyle anlar aslında pek çok kişiye gelir. Genelde

        depresyondayken oluyor da siz bunu başarılıyken de yaşıyorsunuz…

        Yani, yaşantım da çok yoğun geçtiği için..

        Kendinize vakit açmış oluyorsunuz…

        Evet onu yapmış oluyorum kendim için. Sürekli birileriyle iletişim

        halindeyim, sürekli bir şeye yetişmek durumundayım, bir koşuşturma var,

        her ne kadar sakin bir yapım olmasına rağmen içimden bunları yapmak arzusu var. Çok şey yapmak istiyorum o 24 saat, uyku dönemini çıkarırsak bana yetmiyor gibi geliyor. Onun için kendimi ödüllendirmek istediğim zaman

        kendime sakin bir ortam yaratmaya çalışıyorum.

        O sakin ortam neresi? Mesela kaçıp gittiğiniz bir yer var mıdır? “Giderim

        şuraya, işte manzara, dinlenirim” dediğiniz yer…

        Açıkçası öyle olamıyor ama kendi evimizin içinde bir yer, bir bahçede,

        özellikle erken saatlerde, ev halkı uyurken kendi kendime olmak beni son

        derece rahatlatıyor. Ve o günkü yapılması gerekenleri ya da bir gün önce

        yapamadıklarımı düşünerekten böyle bir kendi kendime bir tahlil yapma

        zamanım oluyor. Bundan çok büyük bir keyif alıyorum hakikaten.

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ