'Boş başrol olacağıma küçük karakter oynarım'
'Karadağlar' dizisinde Nazlı karakterini canlandıran, Zeynep Özyağcılar'la çok özel bir röportaj...
HT MAGAZİN / OYA DOĞAN
On parmağında on marifet var Zeynep Özyağcılar’ın. Dans ediyor, bale yapıyor, şarkı söylüyor, şiir, senaryo yazıyor. Tüm bu yeteneklerinin yanı sıra bir de oyunculuk yapıyor. ‘Karadağlar’ dizisinde babası Erdal ve annesi Güzin Özyağcılar’la birlikte rol alan güzel oyuncu, Şehir Tiyatroları’nda iki oyunda da rol alıyor. “Babasının torpiliyle ‘Karadağlar’ dizisine girdi” eleştirisine de “Her şey zamanla anlaşılacak. Ama bir de beni tiyatroda izleyin. Kararınızı sonra verin” diyor.
• İki önemli oyuncunun kızısınız. O evde büyüyüp oyunculuğu seçmek kaçınılmaz sonunuz muydu?
Çocukken göz önünde olmayı severmişim. Televizyonu kapatıp herkesin karşısına geçip dikkatleri üzerime çekmeye çalışırmışım. O nedenle ailem “Senin sanatçı olacağın belliydi” der. Böyle bir ailede büyümenin avantajı ortak dertler edinmeniz mümkün oluyor. Biz bir oyun, sinema ya da dizi izlediğimizde farklı bir gözle eleştiriyoruz.
• Dansçılığın ardından oyunculuğa başladınız. Muhteşem bir eğitiminiz var. Üstelik Erdal Özyağcılar’ın kızısınız. Peki, bir dizide rol almak için neden bu kadar yıl beklediniz?
Konservatuvarda okuduğum dönemde sadece öğrenci kalmak istedim. Yurtdışında workshop’lara gittim. Dizide rol alıp, şöhret olmak gibi bir kaygım yoktu. Dövüş tekniklerinden doğaçlamaya çok detaylı bir çalışmadan geçtim. Konservatuvarın sonlarına doğru Şehir Tiyatroları’na güzel bir oyunla girdim. “Çok yüreğimi kıpırdatan bir iş olursa dizide oynarım” diyordum. Fakat sinema filmlerine açıktım. Ama sadece tiyatro yaptığınız zaman bir sinema filmi yönetmeninin size “Gel” demesi zor. ,
• Peki, ‘Karadağlar’ nasıl oldu?
‘Karadağlar’ sadece bir projeydi ve olup olmayacağı belli değildi ama beni çok heyecanlandırdı. O sırada başka bir diziden teklif aldım. Ona rağmen ben beklemeyi ve ‘Karadağlar’da olmayı istedim.
• Zaten babanız Erdal Özyağcılar ailece bir iş yapmayı istiyordu...
Dizi bir anda oldu. Amacımız tiyatro yapmaktı. Ama bunu mutlaka gerçekleştireceğiz.
• Soyadınız Özyağcılar olduğu için “Karadağlar’a babasının torpiliyle girdi” gibi eleştirilere maruz kaldınız. Kendinizi kanıtlamak için daha fazla mı çaba harcamanız gerekiyor?
Bu eleştirileri yapanlar gelip beni tiyatroda izlesinler. İnsanlar karşılarında dört dörtlük şeyler gördüklerinde hep negatif bir şey ararlar. Ben bunlara kafamı takmıyorum. Çünkü hazırlıklıydım, cesur ve kaliteli bir insanım. Her şeyin farkındayım. 26 yaşındayım, olayların zaman içinde lehime geliştiğini ve sonra insanların söylediklerinden ne kadar utandıklarını gördüm. Bu durumla ilgili çok büyük sıkıntı yaşamıyorum. Ama zamanla her şeyi görecekler.
• Hayranlarınız da “Yakın zamanda babasını geçecek kadar yetenekli” diyorlar size...
Böyle bir karşılaştırmaya girmek, Picasso’nun bir resmiyle okul öğrencisinin resmini kıyaslamaya benzer. Oyunculukta yetenek varsa vardır. Ama yaşanmışlıklarla ve yaşla o oyunculuk daha da oturuyor. Benim başarılı olmamı herkesten çok ailem ister. Birbirimize karşı çok dürüstüz. Ailem “Vasat olsan asla hadi kızım demezdik” diyor bana. Onlar benim ailem ama Türkiye’nin duayenleri. Onlardan aldığım destekle kendime güvenerek devam ediyorum.
• Son olarak, televizyonda başrol oynama hayaliniz var mı?
Boş başrol oynayacağıma küçük bir karakter oynamayı tercih ederim. Bir yerden bir yere gelmeyecekse, içinde değişimleri, geçmişi yoksa başrol oynamam.
'EKRAN İŞİNİ GÜZEL YAPANI SEVER'
Zeynep Özyağcılar “Ekran güzel sever” sözüne inanmadığını açıkladı. İşini iyi yapan insanların güzel olduğunu savunan Özyağcılar, “Güzellik güzel şeyler yapmaktır. İşini iyi yapan kişi her zaman güzel görünür. Rolü alıp öyle bir yüreğine koyarsın ki, ‘Bu kızın acayip büyük bir burnu var ama dünyanın en güzel kızı’ der insanlar. Çünkü onu gözleriniz güzel görür. Ekran o nedenle işini güzel yapanı sever” diyor.
'HAYATIM ÖZLEM DOLDU'
Özyağcılar, hayatının değiştiğini ve artık özlem halinde yaşadığını söylüyor:
“Şehir dışında olduğum için arkadaşlarımı ve yeğenlerimi çok özlüyorum. Hayatım özlem doldu. Kaz Dağları çok soğuk, tek eğlencemiz kaplıcaya gitmek oldu. Ben her hafta cuma İstanbul’a gelip, Şehir Tiyatroları’nda ‘Bekleme Salonu’ ve çocuk oyunu olan ‘Fareli Köyün Kavalcısı’nda oynuyorum. Pazar gecesi de sete dönüyorum.”