Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Gündem Medya Başbakan her koşulda açıklamalı!

        Ve Tayyip Erdoğan’ın, doğrudan Aydın Doğan’ı hedef alarak başlattığı ifşaat dizisinin “Bizi izlemeye devam edin” sloganlı dünkü ikinci bölümünden sonra, artık şunu da söyleyebiliriz : Kökü derinlere giden, yıllara yayılmış bir husumeti içinde barındıran bu kavganın sonu kolay gelmeyecek.

        Siyasi iktidar ile medya patronları arasındaki marazi ilişkiyi bitirme potansiyeli taşıması açısından, bu kavga “hayırlara vesile” sayılabilir.

        Bununla birlikte, Erdoğan-Doğan kapışmasının içerdiği karşılıklı tehditleri, yol açması muhtemel yeni pazarlıkları ve bir şeyleri açığa çıkarırken başka şeylerin üzerini örtme riskini de göz ardı etmemeliyiz.

        Bu sert kavgada açılmaya başlanan gizli defterler, bu ülkede medya – siyaset ilişkisinin temizlenmesini isteyenlerin sesini güçlendiriyor ve bu çok önemli.

        Aynı şekilde, Başbakan’ın Doğan Grubuna açtığı savaşın siyasi arka planı ile potansiyel etki alanını göz önünde tutmak da önemli.

        Zira Türkiye’nin demokratikleşme macerasının seyri biraz da bu kavganın sonuçlarına bağlı.

        Erdoğan’ın son iki günkü açıklamalarını, üslubunu, yöntemi, Saikleri ve etkileri açısından incelediğimizde, bu sonuçları da öngörmemize yardımcı bazı özellikler öne çıkıyor.

        ÜLTİMATOM: Başbakan Erdoğan, önceki gün Aydın Doğan’ı Hilton Oteli arazisine rezidans yapma talebinin reddedilmesi sürecine ilişkin ayrıntıları açıklamakla tehdit etmişti. Dün bu tehdidini kısmen yerine getirdi ve eğer doğruysa Doğan açısından utanç verici olması gereken bir imtiyaz arayışını ifşa etti. Başbakan bununla da kalmadı; Doğan Grubu’nun CNN Türk’e karsal yayın hakkı almak için RTÜK nezdinde yaptığı girişimin yüz kızartıcı ayrıntıları olduğunu ima ederek, “Ya sen bir hafta içinde açıkla ya ben hafta sonu açıklayacağım” diyerek Doğan’a resmen ültimatom verdi.

        Bir kere, tehdit ve ültimatom ya da Doğan’ın ifadesiyle “şantaj” Başbakan’a yakışmıyor.

        Yakışıksızlığının ötesinde, Başbakan, Doğan Grubu hakkında imalarda bulunup süreler tanımakla, bir pazarlık yaptığı, bir tür kirli uzlaşma arayışında olduğu kuşkusunu doğuruyor.

        Başbakan böyle yapmamalı; Doğan Grubu hakkında, Hilton, CNN Türk ve olası başka imtiyaz arayışı vakalarını biliyorsa, hiç beklemeden ve Doğan Grubu medyasının bundan böyle kendisi hakkında ne yazıp yazmadığına bakmaksızın ayrıntılarıyla açıklanmalı.

        Kendi deyişiyle, Doğan Grubu’nun “kara kaplı defterlerinden” haberdarsa, bunları bir bir ve hemen açmayı, hiçbirini kapalı bırakmamayı siyasi sorumluluğu saymalı.

        DENİZ FENERİ: Hilton pazarlığı ve siyasi iktidar nezdindeki benzeri imtiyaz arayışları, ilgili medya grubunun alnını lekelemeye, iktidar konusundaki yayınlarını gölgelemeye adaydır; buna şüphe yok.

        Ama bu vahim durum, halen devam eden, iddianamesi ciddi suçlamalar içeren ve bir ucu hükümete dokunan Deniz Feneri davasına ilişkin haberciliğin karalanmasını haklı çıkartmaz.

        Başbakan’ın uzunca süredir gayet iyi bildiğini varsaymamız gereken bir takım “kara defterleri” açmak için bu an’ı seçmiş olması, ister istemez Deniz Feneri konusunda bir ihmalin, bir ayıbın ve belki de bir suçun üstünü örtmeye çalıştığı izlenimini yaratıyor.

        Eğer bu doğru değilse, Başbakan, Deniz Feneri konusunda kendisine ve RTÜK Başkanı’na yönelik iddialar hakkında, kamuoyuna sarih ve tatmin edici bir açıklama yapmalıdır.

        İNTİKAM: Erdoğan-Doğan kavgasının, Deniz Feneri Davası’yla başlamadığını, uzun bir geçmişi olduğunu biliyoruz.

        Erdoğan’ın Doğan’la ilgili biriktirdiklerini ortaya dökme noktasına gelmesinde bardağı taşıran, bu grubun son haftalardaki haberciliği olabilir.

        Ancak Doğan Medyası deyince Başbakan’ın aklına Ergenekon, kapatma davası türban davası, yeni anayasa tartışmaları ve tabii, geçen seneki 27 Nisan muhtırası, 367 kararı, Cumhuriyet mitingleri, 22 Temmuz genel seçimleri ve Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde bu grubun yaptığı yayınlar da geliyor kuşkusuz.

        Erdoğan’ın gözünde Doğan Grubu, kendisini ve partisini hükümette görmek istemeyen, bunun için de habercilik sınırlarından propaganda sınırlarına kolayca kayabilen bir yayın politikası izliyor.

        Erdoğan’ın Doğan’a açtığı savaşta, birçok somut örnekle desteklenmesi gerçekten de mümkün olan bu algılamanın ve yaratmış olması muhtemel intikam duygusunun izleri apaçık görülüyor.

        DEFANS: Bununla birlikte, Erdoğan’ın Doğan’la kavgası bir “defans hamlesi” de olabilir.

        Siyasette “kefeni göze aldığını” söyleme gereği duymuş bir başbakan, Erdoğan.

        Ve şundan emin olabilirsiniz ki, kendisine ve partisine karşı kapatma davası açan, darbe planları yapan, iktidardan düşmesi için iktisadi kriz çıkmasını bile isteyen zihniyetin tehdidini üzerinde sürekli hissediyor.

        Erdoğan’ın bu tehdidin hayata geçmesini kolaylaştıran en önemli araçlardan biri olarak medyayı, özel olarak da Doğan Grubu medyasını gördüğü; Türk Silahlı Kuvvetleri’nden CHP’ye, sivil bürokrasi ve sivil toplum içindeki AKP karşıtı unsurlara kadar, kendisine cephe almış ya da alması olası bütün güçlerin Doğan Medyası’nda taraftar bulduğu izlenimini taşıdığını sanıyorum.

        Bu tahmin doğruysa, Başbakan’ın Doğan Grubu’na yüklenmesinde, kendisine ve partisine karşı hazırlanan ya da hazırlanabilecek yeni kampanyaların sezgisi, bunların önünü kesme çabası da pekala etken olabilir.

        İKTİDAR: Peki Başbakan’ın bu kavgayı vermesi siyasetten ne sonuç verir?

        Bir kere şunu görmeliyiz; Doğan Medyası çok satan gazetelerine ve popüler televizyonlarına, başarılı gazetecilerine ve programcılarına rağmen, bir “marka” olarak geniş kitleler nezdindeki itibarından seneler içinde çok şey yitirmiş bir grup.

        Bağımsız habercilik değil, “bir çıkarın hizmetinde habercilik” yaptığı damgası üzerine yapıştırılmış bir grup.

        Sadece AKP yandaşları değil, karşıtlarının gözünde de bu imajı taşıyan bir gruba saldırmak, Başbakan’ı zaten kendisinin de itiraf ettiği gibi “güçlendiriyor” popülaritesini artırıyor.

        Dahası ve belki çok daha önemlisi, Başbakan “hükümet olabilirsin ama iktidar olamazsın” kuralının işlemesine; sandığın değil askeri ve bürokratik vesayetin rejime hakim olmasına dayalı bir düzenin taşıyıcısı saydığı Doğan Grubu’na, bu grup üzerinden de vesayet sahiplerine savaş açmakla, iktidar arıyor; iktidar olmaya yöneliyor.

        DEĞİŞİM: Başa dönersem, Erdoğan-Doğan kavgası siyasetle medya arasındaki kirli pazarlıkları, aldım- verdimleri, imtiyaz ortaklıklarını deşifre edip Türkiye’de yıllardır süren ve demokrasi önündeki büyük engellerden biri olan karanlığı yırtma vaadi taşıyor.

        Ama bu değişim vaadinin hayata geçmesi için, Başbakan hem şantajı ve pazarlığı bir kenara bırakıp, Doğan Grubu kendisine ya da ekibine ne tür taleplerle, ricalara, baskılara hangi medya grubundan gelirse gelsin kapalı olduğunu, olacağını ilan etmeli.

        Başbakan, Doğan Grubu’na saldırırken, bir yandan da , şu ya da bu gazeteye, şu ya da bu televizyona arkadaşlık, akrabalık, siyasi ve dini yakınlık, ticari ortaklık vesaire gerekçesiyle kol kanat germeye kalkarsa inandırıcılığı kalmaz.

        Erdoğan- Doğan kavgasını “hayırlara vesile” olması, medya-siyaset ilişkisinde gerçek bir değişimi başlatmasıyla mümkün. Bunun içinse, bizzat Erdoğan’ın, medyayla ilişkiler konusunda kendisi ve yakın çevresi üzerindeki kuşkuları gidermeye yönelik bir şeffaflaşma sağlaması şart.

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ