Bazı şeyler normalleşiyor gibiydi. Hükümet karşıtlarının hoşnutsuzluklarını başörtülü kadınlar üzerinden sergilemedikleri bir-iki yıl yaşamayı başarmıştık. Kılık kıyafet meselelerinden rejim krizi yaratılan günlerin geride kaldığını, “normalleştiğimizi” düşünmüştük.
Derken Gezi olayları patlak verdi. Parka AVM itirazı, çoğumuzun desteklediği bir itirazdı. Yüzü başka gerisi başka bir eylem olduğunu anlamamız uzun sürmedi. Anti İslam bir hareket olarak başlamadıysa da, “çağırdığı” kitle anti İslamist’ti. Kaçımız sokak aralarında ya da caddelerde bayrak sopalarıyla dürtüldü, kaçımız sözlü fiziksel tacize uğradı, sayamadım. Sadece benim duyduğum vaka sayısı 45’in üzerindeydi. Gezi’ye destek sloganlarıyla yürüyen adamlar/kadınlar, annelerimizin ve çocuklarımızın da bulunduğu arabalarımızı yumruklarken, bir tanıdığımız Kabataş’ta dövülüp üzerine işenirken, bir başka başörtülü kadın kafasına tava yerken, bir hamile kadın sırf başörtülü olduğu için itilip düşürülürken, karşı apartmanımızdaki sakinler bizlerin 28 Şubat’taki “mürteci(!)” avının start düdüğü olarak algıladığı tencere tavalarını çalarken, arkadaşlarımız “Niye Gezi’yi desteklemediniz ki, valla çok kırıldık” yaptılar. Bu kişilere “Şiddet eylemleri başladı, lütfen itidal!” dediğim için “devrim” ile tehdit edildiğimi, profilini ışık hızıyla TC Ayyaş Çapulcu bilmem kim olarak değiştirmiş kimselerin attığı yüz bin kadar küfür ve hakarete maruz kaldığımı, “devrim sonrasında ilk gidecek kellelerden biri” olmakla tehdit edildiğimi, “tenhada yakalarlarsa” yapacaklarını anlatanların birbirinden iğrenç cinayet fantezilerini işitmek durumunda kaldığımı bir türlü anlatamadım... Sürekli olarak “Gezi ruhu bu değil” dediler. Gezi ruhu denilen şeyin tekinsiz, faşizan, İslamofobik ve aşırılık yanlısı laikçiliğin ruhunu çağırdığını, onlara anlatamadım. Nitekim Gezici kamuoyu, Kabataş’ta dayak yiyen kadın için iki üç kez ahlanıp vahlandıktan sonra büyük bir kalpsizlikle “Nerede görüntü?” diye sormaya başladı. Hem konuyu dile getirenlere “kışkırtma” suçlaması yaptılar hem de asıl kışkırtmanın o görüntüleri yayınlamak olduğunu bile bile “Nerede kanıt? Neden kamuoyuyla paylaşılmıyor?” diye bastırdılar.