Önce İzmir depremi ardından Denizli'deki 6.0 şiddetindeki depremi yaşayan Türkiye'nin Ege ve Akdeniz bölgesinde büyük panik yaşandı. Bereket versin ki hasara rağmen can kaybı olmadı. Hastanelere başvuran 81 vatandaşımız önemli ölçülerde taburcu edildi. Tatil sezonunun başladığı Türkiye'de birçok vatandaş sahil bölgelerine akın etti. İki gün sonra Kurban Bayramı? Panik olacak bir durum sözkonusu mu? Ege depremleri yeni depremleri tetikleyebilir mi? Deprem uzmanlarının sık sık altını çizdiği muhtemel Marmara depreminin tahmini tarihi belli mi? İstanbul'u kaç büyüklüğünde bir deprem bekliyor. Bu ve benzer soruları Kandilli Rasathanesi Bölgesel Deprem Araştrıma Merkezi Müdürü Doğan Kalafat, Habertürk'ten Kübra Par'a yanıtladı.

İLK KEZ HABERTÜRK'E AÇIKLADI

"İlk kez Habertürk'e açıklıyorum" diye konuşan Prof. Kalafat, Boğaziçi Üniversitesi olarak yaptıkları deprem araştırmalarıyla ilgili şu bilgileri verdi: 

2013-2018 yıllarında Marmara'da önemli deprem araştırmaları yaptık Boğaziçi Üniversitesi olarak. Japon hükümeti ve Türk hükümeti ortaklaşa. Kalkınma Bankası'nın desteğiyle. O projeyi hala devam ettiriyoruz. Ağırlıklı olarak Türk mühendisleri ve bilim adamlarıyla. Uğraştığımız olaylar 4-5 milyon yaşındaki olaylar ve topladığımız veriler birkaç yıllık. Ciddi uluslararası makaleler de yayınlandı. Sonuçlar şöyle; Marmara'dan boydan boya İzmit Körfezi'nden başlayıp Saros'a kadar bağlanan yekpare bir fay yok. Parçalı bir zom var. Kuzey'den bahsediyoruz. Kuzey kolu üzerinde Batı çukurundan başlayarak Çınarcık'a doğru geliyoruz. Her yıl kampanyalar halinde. Yaklaşık 12 deprem algılayıcı. Denizin dibinde deniz tabanının deformasyonunu ölçmek için sizin kullandığınız GBS 5 tane istasyonla her gün günde iki kez konuşan, yıllık ne kadar kabukta değişiklik var onu ölçmeye başladık. Bu Batı'da yaklaşık 1 cm.lik akma dediğimiz enerjinin boşaldığını gösterdi bize. Son 5 yılda oldu bu. 1,5 santim de Kuzey Anadolu Fayı'nın hareketini gördük. Bu şu anlama geliyor, evet bu bölgede depremin fotoğrafı çekilmiş. Bu deprem olacak. Zamanıyla ilişkili birtakım açıklamalar var. Bunu şöyle izah etmem lazım. Bir depremin önceden belirlenmesi için ne zaman, nerede ve ne büyüklükte sorularının belli hatalar payıyla söylenmesi lazım. Biz nerede, ne büyüklükte olacağını belli hata paylarıyla biliyoruz fakat ne zaman olacağını bilmiyoruz.

İşte Prof. Dr. Doğan Kalafat'ın bilimsel açıklamalarından öne çıkan ana başlıklar: 

"DEPREMİN RİSKLERİNİ AZALTACAĞIMIZ ÖNLEMLER OLMALI"

Bizim en büyük problemimiz binalarımıza güvenmememiz. Eğer binalarımız sağlam olsa, bilinçli toplum olsak bu depremi hiç panik yapmadan gayet soğukkanlı şekilde atlatabiliriz. Bizim bina stoklarımız iyi değil. Şu anda depremin kaynağına yakın kırsal alana yakın yerlerde geleneksel, yığma kerpiç yapılar var. Hasar görenlerin geneli yığma taş, kerpiç ve tuğla yapılardır. En son yaşadığımız hadise bizim depreme hazır olmadığımızı gösteriyor. Denizli'nin ilçelerinde bu büyüklüğe yakın depremler olmuş. Buldan'da, Sarayköy, Çal, Honaz'da var. Denizli ilinde yaşayan vatandaşlarımız şu bilinçle olmalı, burası deprem riski açısından son derece önemli bölge. Riskleri azaltmak için deprem öncesi alacağımız önlemler olmalı. Tehlikeyi bertaraf etmek ancak riski azaltmakla olur. Her iki yılda bir bu tür depremler var. O yörede yaşıyorsak muhakkak ve muhakkak depreme dayanıklı binalarda oturmamız ve depreme karşı, afet bilinci yüksek bir toplum haline gelebilmemiz gerekir. Her depremde yaşanan balkondan, camdan atlama olayları var. Halbuki vatandaşlar camdan atlamazsa problem yok.

"BEYAZ EŞYANIN YANINDA DEPREMİN BİTMESİNİ BEKLEYEBİLİRİZ"

Deprem anında neler yapılmalı, bunu standart şekilde söylemek mümkün değil. Depreme nerede yakalanacaksınız, binanızın zeminini bilmiyoruz. Önerimiz aile bireylerinin bu bilinçte olması, deprem öncesinde yapacağı hazırlıkları var. Buna biz aile afet planları diyoruz. Orta büyüklükte depremde elektrikler kesilecektir. O an gece olduğunu düşünün, binanızı nasıl tahliye edeceksiniz, aile bireyleriyle nerede buluşacaksınız, bütün bunların kesinlikle planlanması lazım. Deprem anında bina içerisinde yakalandığınızda çok katlı binada yaşıyorsanız dışarıya kaçma şansınız yok. Depremin bitmesini oldukça sakin bir şekilde tahliye etmeniz gerekir. Japonya'daki tedbirleri burada anlatılmaya başlandı. Mesela başınıza yastık koyun gibi. Eğer biz yapımıza güvenmiyorsak, başımıza yastık koyarak kendimizi korumamız mümkün değil. Depreme dayanıklı bir bina tasarımı varsa, mesela kolon kiriş bağlantıları, tünel temel, beton kalitesi iyiyse bir perde duvarın arkasında sabitlenmiş bir buzdolabı veya çamaşır makinesinin yanında depremin bitmesini bekleyebiliriz.

"DEPREMİN ALETSEL BÜYÜKLÜĞÜ FARKLI ŞİDDETİ FARKLIDIR"

Her depremde hasar olabilir. Yüzde yüz güvenli bina yoktur. Kısmen çatlaklar olabilir. Depremin bitmesini bekleyebilirsiniz. Hacimsel olarak kendinizi küçültürsünüz. Perde duvarla sabitlediğiniz beyaz eşya, yıkılsa bile hiçbir zaman hacimsel olarak sıfırlanmayacaktır. Her aile, mahalle, konutun kendilerinin içinde yaşadığı, bulunduğu semtte binayla ilgili değişken parametreler var. Her depremin büyüklüğü farklı, şiddeti farklıdır. Bu çok karıştırılır. Depremin iki kimliği var, biri aletsel büyüklüktür, ondalıklı olarak ifade ediliyor, tamamen aletlere dayalı olarak veriliyor. Örneğin biz bu depremin büyüklüğünü 6,5 verdik sonra uzman değerlendirmesinden sonra 5,7 verildi. Depremin şiddeti ise doğa, canlılar ve bina üzerinden veriliyor. O da 12 rakamlı bir eşel. Genelde ülkemizdeki 5,5-5,7 arasındaki depremlerin şiddetleri üzülerek ifade ediyorum ki 7'dir. Bu ne demek? Can kaybı, hasar ve yıkım olabiliyor. Japonya'da 7 büyüklüğünde depremin şiddeti 4'tür. Ülkemizde son örnekte Denizli'de olduğu gibi şiddet derecesi malesef 6, 7. Şiddet değerini bizler, toplumlar deprem öncesi alacağımız tedbirlere göre düşünmek zorundayız. Enkaz altında kendiniz birey olarak o ortamda yapmanız gereken en uygun şeyi siz belirleyeceksiniz. Hazırlıklı değilseniz, onu ancak o ortamda değerlendirmek lazım. Söyleyeceğim her şey afaki olabilir.

"İSTANBUL DEPREMİ DİYE BİR ŞEY YOK! MARMARA DEPREMİ VAR"

Beklediğimiz İstanbul değil aslında Marmara depremi. Bunu tarihte İstanbul depremi olarak nitelendirilse bile atıf olarak İstanbul'a verilmiş, en yoğun nüfustan gereği. 1509, 1766, 1894, 1912 depremleri gibi. Bütün bu depremler Marmara depremi. En fazla etkilenen il İstanbul olduğu için bütün bunlar İstanbul depremi olarak nitelendiriliyor. Kuzey Anadolu Fay'ı özellikleri çok iyi bilinen bir fay. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük depreminde 30 bin insanımızı kaybettik. Büyük depremler enerji boşalımı ile meydana geliyor. Fay kırıldıktan sonra yandaki kırık parçalara enerjinin bir kısmını transfer ediyor. Komşu fay normalde 150 yılda biriktireceği enerjiyi 80-90 yılda biriktiriyor. Ardarda Batı'ya doğru büyük depremleri görüyoruz. Aynı sistem içinde olan olaylar için bunu kullanabiliyoruz. Ama genel anlamda bölgenin tamamı etkileniyor. 1967 Adapazarı-Mudurnu Suyu vadisi depreminden sonra biz biliyoruz ki, Adapazarı'nın batısına göre yani Marmara Denizi'nin doğusu dahil olmak üzere büyük depremler göç etti ve kapımıza kadar geldi. Ve sonuçta 1999 depremleri oldu. İzmit Körfezi'nden geçti, Adalar'ın önünde kırıldı. Marmara Denizi'nin içerisinden geçerek Saros'a, Ege Denizi'ne bağlanıyor. Enerji hala duruyor ve kırılmamış alanlar var.

"17 AĞUSTOS'A GÖRE DAHA KISA AMA DAHA KUVVETLİ OLACAK"

Bu kırılmayan alanların muhakkak bir gün kırılması kaçınılmaz bir süreç. Bu tehlikenin boyutunu gösteriyor. Bu tehlikeyi transfer edebilmemiz için ancak riski azaltmakla olabilir. Bu tehlikeyi kaldırıp bir yere atma şansımız yok. Bir tanesi kuzeyden geçiyor, İstanbul açıkları Tekirdağ-Mürefte bir de güneyden Armutlu yarımadasının güneyinden geçiyor. İkisi de büyük deprem üretebilir. Ama kuzeydeki ana kol 7'nin üzerinde 7.1 gibi deprem bekleniyor. Bize en yakın deprem 1912 Mürefte Şarköy depremi. Bu deprem hem Kuzey Anadolu fayından etkileniyor, aynı zamanda Batı Anadolu'da. Kuzey Anadolu fayının etkisi daha fazla. Marmara bölgesinde bekleyeceğimiz deprem benzer özellikler taşıyacak. Daha kısa ve daha ivmesi güçlü bir deprem. Süresi 17 Ağustos'a göre daha kısa ama kuvvetli hissedebileceğimiz deprem.

"CAM GİYDİRME DIŞ YAPILAR OLASI DEPREMLE TEST EDİLECEK"

İstanbul'da zemin açısından Boğazın iki yakası ağırlıklı olarak daha yaşlı ve sağlam birimlerden oluşuyor. Adalar da buna dahil. Binalar uygun zeminlerde depreme dayanıklı inşa edilmişler ise hiçbir sıkıntı yok. Depreme dayanıklı yapılmışsa problem yok. Son yıllarda yapılan yapılarda beton kalitesi iyi, kirişler iyi. Yüksekliğin şu özelliği var. Uzak depremler dediğimiz 200 km. 300 km. uzakta olan Kuzey Ege depreminin yüzey dalgaları yüksek binaları etkiler, en üst katlar biraz fazla sallanır. Birkaç dakika sallanır, bayağı bir esner. O katta yaşayan vatandaşlar panik olabilirler. Onun dışında hasar görmez. Genelde cephe giydirmeleri cam. Bina yönetmelikleri biraz geç yayınlandı. Bu depremde o cam giydirmelerin davranışı da sınanacak. Yönetmeliklere uygun yapılmamışsa muhakkak riski var.

"KENTSEL DÖNÜŞÜMDE YAPILAN BİNALARDA KALİTEYİ TUTTURDUK"

Şu anda yeni yapılanlar iyi. Çok gezen bir insanım. Son yıllarda bir bilinç oluştu. İnşaat yapı ve malzemelerinde iyi bir kaliteyi tutturduk. Beton kalitesi, demir kalitesi yüksek. Burada en büyük problemlerden bir tanesi ustalıktı. Binada sonuçta bütün bunları yapan ustalar var. Denetleyenler var ama işçilikte sıkıntılar oluyordu. Son yıllarda yapılan binaların büyük çoğunluğu risk açısından güvenli. Vatandaşlarımız ev alırken muhakkak ve muhakkak, küçük olsun, balkonu çok büyük olmasın, yerler kalebodur olmasın ama donatıları, binanın temeli, yapı tarzı, zemininin incelenmesine özen göstermelerini tavsiye ediyoruz. Bu bir doğa olayı en fazla 1 dakika sürüyor.

"İKİ DEPREMDEN BAŞARIYLA ÇIKTIYSA ÜÇÜNCÜSÜNDE DE ÇIKAR"

Aslında biz bir yerde şanslıyız. Nasıl şanslıyız İstanbul'a yaşayanlar olarak. Bu kadar büyük şehrin bütün binaların test edilmesi fiziken çok zordu. İki büyük depremde test edildi. Bu iki depremde testten başarıyla çıkmışsa bina bundan sonra da başarıyla çıkar. Yapısal bir hasar yoksa, sonuçta gözlemler sonucunda ortaya konabilir. Fakat şu var. Binaların da insanlar gibi ömrü var. Siz Kumbağ'da denizin içerisinde konut veya site yapmışsanız, bu site normalde karada rutubetsiz ortamda nispeten daha kaliteli yapılmış bir binada ömrü 40 yılsa denizde 20 yıla düşüyor. Demir donatılar zamanla çürüyor.
İstanbul'un öngörünümünde sahildeki binaların olması doğru değil. Son yıllarda İstanbul'un mevsimi, hava sıcaklıkları değişti. Şehrin nefes alması için yüksek katlı binaların daha geri planlarda olması lazım. Tarihi bir şehrin dokusu da bozuluyor. Dünyanın hiçbir yerinde buna izin vermezler.

 "NEREDE NE BÜYÜKLÜKTE OLACAĞINI BİLİYORUZ AMA ZAMANINI BİLMİYORUZ"

2013-2018 yıllarında Marmara'da önemli deprem araştırmaları yaptık Boğaziçi Üniversitesi olarak. Japon hükümeti ve Türk hükümeti ortaklaşa. Kalkınma Bankası'nın desteğiyle. O projeyi hala devam ettiriyoruz. Ağırlıklı olarak Türk mühendisleri ve bilim adamlarıyla. Uğraştığımız olaylar 4-5 milyon yaşındaki olaylar ve topladığımız veriler birkaç yıllık. Ciddi uluslararası makaleler de yayınlandı. Sonuçlar şöyle; Marmara'dan boydan boya İzmit Körfezi'nden başlayıp Saros'a kadar bağlanan yekpare bir fay yok. Parçalı bir zom var. Kuzey'den bahsediyoruz. Kuzey kolu üzerinde Batı çukurundan başlayarak Çınarcık'a doğru geliyoruz. Her yıl kampanyalar halinde. Yaklaşık 12 deprem algılayıcı. Denizin dibinde deniz tabanının deformasyonunu ölçmek için sizin kullandığınız GBS 5 tane istasyonla her gün günde iki kez konuşan, yıllık ne kadar kabukta değişiklik var onu ölçmeye başladık. Bu Batı'da yaklaşık 1 cm.lik akma dediğimiz enerjinin boşaldığını gösterdi bize. Son 5 yılda oldu bu. 1,5 santim de Kuzey Anadolu Fayı'nın hareketini gördük. Bu şu anlama geliyor, evet bu bölgede depremin fotoğrafı çekilmiş. Bu deprem olacak. Zamanıyla ilişkili birtakım açıklamalar var. Bunu şöyle izah etmem lazım. Bir depremin önceden belirlenmesi için ne zaman, nerede ve ne büyüklükte sorularının belli hatalar payıyla söylenmesi lazım. Biz nerede, ne büyüklükte olacağını belli hata paylarıyla biliyoruz fakat ne zaman olacağını bilmiyoruz.

"7 BÜYÜKLÜĞÜNDE OLACAKTIR AMA 7.8, 8, 9'LARI GÖRMEYİZ"

Özellikle bölgedeki önemli depremlerin kataloglarını alıyoruz, istatiksel metodlarla, aslında büyük hata payları içeriyor. Büyük depremlerin tekrarlanma periyodlarına bakıyoruz. Böyle baktığımızda farklı segmentler gördük. İki üç tane segmentin ardarda kırılması aynı deprem içinde kırılması düşük bir ihtimal. Yine 7 büyüklüğünde bir deprem olacaktır ama abartıldığı gibi 7.8'ler, 8'ler, 8'lar olmayacaktır. Kabuğun daha sıcak kısımlarının hangi bölgelerde olduğu araştırması yapıldı. Bunlar bilimsel çalışmalar. 7.1'ler civarında olacak, 7.9'lar gibi depremler görme ihtimaliz düşük.

"İSTATİSTİKİ OLARAK 2090'DA YÜZDE 95 GİBİ"

İstatistik olarak baktığımızda 2050'ye kadar olma olası yüzde 75. 2090'a kadar yüzde 95 gibi. Ama yanlış anlaşılmasın bunlar istatistiklerdir, yüksek risktir. 2030'lu yıllar yüzde 64'dür. Bu riskin yüksek olduğunu gösteriyor, yalnızca onu çıkartabiliriz. Riski bir şekilde transfer edeceğiz, yapılarımızı sigorta ettireceğiz. Sağlam değilse restore edeceğiz. O kadar çok eski ve depreme dayanıksız yapı stoğu var, bunların restore edilmesi gerekiyor.

"GÜNEŞ TUTULMASI, AŞIRI KURAKLIĞIN DEPREMLE İLGİSİNİ SÖYLEYEMEYİZ"

Depremlerin önceden belirlenmesine yönelik çalışmalar bütün dünyada da olduğu gibi Türkiye'de de araştırma safhasında çalışmalar. Deprem kaotik bir olay. Gazlar çıkıyor, birtakım farklılıklar oluyor dedik ya. Biz bunları her depremde görmüyoruz. 1999 sonrasında bu o kadar çok soruldu ki, vatandaşlarımız diyor ki, 'hava bir anda ısındı' veyahut aşırı yağmurlar, aşırı kuraklıklar. Vatandaş diyor ki, 'ay tutulması, güneşin tutulması'. Bütün bunlara baktık, inanın hiç birisinde bir korelasyon yok. Bilimde ancak ele aldığınız fiziksel parametrelerde belli bir yüzdenin üzerinde korelasyon bulursanız ancak o zaman söyleyebilirsiniz. Japonya dünyanın deprem bilimi konusunda en yetkin ülkesi. 2011 depremi olmadan benim de konuştuğum arkadaşlar depremin büyüklüğünü maksimum 7 büyüklüğünde veriyorlardı. Hiç 32 metrelere varacak tsunamiler beklemiyorlardı. Ama 7,5 depremin yüzlerce katı 9'un üzerinde deprem oldu ve çok büyük bir tsunami oldu. Tsunamide eski Japonlar, balıkçılar baktılar. Hayatlarında, ömürlerinde, atalarından kendilerine kalmış böyle bir şey söylenmemişti. Sonradan bu depremlerin tekrarma periyodlarının bin yıllık olduğunu söylediler. Bir depremde gördüğünüzü diğerinde görmüyorsunuz. Yerin 15-20 kilometre altında gözle görmediğiniz, dokunmadığınız bir olay.