Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
  • Habertürk Huawei Uygulaması
Bülent Aydemir

ABD Senatosu'nda 2021 Yılı Savunma Bütçesi için hazırlanan yasa tasarısına ek bir madde konulması teklif edildi. Senatör John Thune'nin teklif ettiği madde, ABD Ordusu’na, Türk Silahlı Kuvvetleri envanterinde bulunan ve Rusya’dan tedarik edilen S-400 Triumf Hava Savunma Füze Sistemi (HSFS) satın alma yetkisi verilmesini öngörüyordu. Ayrıca, S-400 alma yetkisinin alınması şarta bağlanarak, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ABD Savunma Bakanlığı’na ve Dışişleri Bakanlığı’na, ABD sistemlerine uyumsuz olan bu savunma sistemlerini, aktive etmeyeceği veya başka şekilde kullanılmayacağına dair güvence vermesi isteniyordu. Ayrıca Türkiye'ye karşı daha sert tutum takınılması gerektiğini savunan senatörlerden Jim Risch ise başka bir teklifte, 2021 Ulusal Savunma Yetki Yasası'nın kabulünden itibaren 30 gün içerisinde Türkiye'ye CAATSA yaptırımları uygulanmasını önerdi.

Senato'da gündeme gelmeden reddedildiği öne sürülen S-400'lerle ilgili teklif, ABD'deki bakış açısını ve yürüyen tartışmaları görmemiz açısından bize ipuçları veriyor. Teklif özetle şu: "Bu sistemlerin parasını ABD Türkiye'ye verip satın alacak; Türkiye'den de bunu çöpe atmasını isteyecek."

Türkiye'nin pozisyonuna ve meseleye bakış açısına odaklanırsak; herhalde bu sistemlerin uçağa konulup ABD'ye götürülmesini ya da ABD tarafından başka bir yere konuşlandırılmasını kimse beklemiyor. Ayrıca istemin ABD tarafından incelenmesi ve çalışma sistemine ilişkin bazı sırlarını ele geçirmesine Rusya şiddetle tepki gösterecektir; büyük ihtimalle satış sözleşmesinde bununla ilgili hükümler vardır. Rusya'nın ikinci sistemi Türkiye'ye vermekte nazlı davrandığı ve bunda bazı sırlarının kopyalanması endişesinin etkili olduğu da söyleniyor. Sonuçta bunların hepsi spekülasyon ama bildiğimiz bir şey var ki Türkiye, ABD ile ilişkileri onarmak, rafta bekleyen ekonomik, askeri, siyasi yaptırımları tümüyle ortadan kaldırmak istiyor ve eski stratejik ortağıyla eski günlerine dönme gibi beklentileri var. Bunda hiçbir beis yok. ABD gibi bir dünya deviyle ilişkilerimizin gerginlikten uzak olması herkesin yararına. Sonuçta Trump'ın ekonomik tehdit lafıyla bile neler yaşadığımızı unutmadık. Ama PKK'yı Suriye'de besleyip büyüten, hiçbir desteğini esirgemeyen, petrol kuyularının nöbetini tutturan ve devletleştirme hevesi geçmeyen ABD yaklaşımını da unutmadık. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yetişmiş generallerine; Deniz Casusluk, Balyoz, Ergenekon kumpasları kurulup bu isimlerin tasfiye edilmesini, 15 Temmuz'da verilen 250 sivil şehidi, Rahip Brunson ve Rusya yakınlaşması nedeniyle savrulan tehditleri ve kongreye kadar getirilen yaptırım tasarılarını da Türk halkı unutmadı.

RUSYA-ABD ARASINDA KRİTİK DENGE

Bütün bunları söylerken, Rusya'nın Suriye'de Türkiye'ye karşı Esad'ı öne sürerek yaptıklarını, PKK'yı bir araç olarak kullanma çabalarını, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a Moskova ateşkes mutabakatı çerçevesinde kurulan çirkin bekletme tuzağını da unutmadı bu halk. İdlib'de Rus bombası ile şehit düşen ve "Orada askeriniz olduğunu bilmiyorduk, bize doğru koordinat ve bilgi verilmedi" açıklamasının ne kadar çirkin ve aziz şehitlerimizin hatırasına saygısızlık olduğunu da biliyoruz. 38 vatan evladı şehit düşmüşken en azından bir üzüntü açıklaması beklenirdi Rusya'dan. Rus uçağı F-16'mız tarafından düşürüldükten sonra biz pilot için üzüntülerimizi dile getirmiştik. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ve Türk yetkililerin de Türkiye'ye İdlib'de ve Rusya'nın diğer bölgelerinde Esad dayatmasında bulunan ve 38 İdlib kahramanının şehadetinin sorumlusu olan Rusya'nın bu yaptıklarına, "artık yeter" dediklerini de biliyorum. Türkiye ile ilişkileri onarmak istiyorlarsa Ruslar'ın da güven artırıcı tavır içinde olmaları gerekir. Her şeyin farkındayız; iki küresel güçle oyun kurma mücadelesi içindeyseniz elinizdeki bütün stratejik kozları ve araçları kullanırsınız ancak S-400'ler için Türkiye, millet olarak çok bedel ödemişken, bunu basit bir pazarlık aracı olarak görmeniz mümkün değildir. Bunu kim söylüyor ve savunuyorsa çok yanılır...

STRATEJİK BİR MESELE

S-400 konusunun Türkiye açısından pazarlığa açık bir mesele olmadığını ben söylemiyorum. Bunu hem Cumhurbaşkanı, hem Milli Savunma Bakanı, hem Dışişleri Bakanı hem de diğer yetkili ve ilgililer defaatle açıkladı. S-400'ler ayrı bir mecrada yürüyor denildi. Nedeni çok basit. Türkiye'nin hava savunma sistemine ihtiyacı var ve müttefik olan ülkeler bu sistemi vermiyor ya da satmıyor. NATO da bugüne kadar Türkiye'nin terör tehdidini ya da Suriye'den kaynaklı tehditlerini önlemede hiç iştahlı olmadı. Hatta koruma sistemlerini söküp götürdüler. S-400'lerin parasını da bu millet, kendi lokmasından ödediği gibi ABD tehditlerine de boyun eğmedi. Tehdit bitmiş değil ama S-400'ler alınmasaydı Suriye'nin kuzeyinde bir terörist PKK garnizon devletçiği kurulmuş olacaktı. (Bu tehdit biraz güneyde henüz bitmiş de değil) Türkiye'nin sınır ötesi operasyonlarına bile mızıldanan hatta önlemeye çalışanlara bir mesaj verilmesi gerekiyordu. Türkiye, boşuna mı kendi GPS sistemini kurma yönünde çalışma yürütüyor; boşuna mı kendi İHA'sını, SİHA'sını üretip geliştiriyor. Boşuna mı kendi tankını, füzesini, uçağını yapmak istiyor. Bunların hepsi dayatmalara ve oldu bittilere karşı koymaya yönelik...

MİLLİ DEVLET LAFLA OLMAZ

S-400'ler, aslında hükümetin konjonktürel bir kararı gibi görünse de aslında öyle değildir. Türk halkının da sahiplendiği, dayatmalara ve oldu bittilere bir karşı çıkıştır. Sınırımızın dibinde PKK devleti kurulması, Doğu Akdeniz'deki çıkarlarımız, Kıbrıs ve daha birçok meseleyle doğrudan ilişkilidir. Bir başka ülkenin güdümünde ve onun uydusu gibi olacaksan bir sorun yok ama milli çıkarlarımız ve bağımsız karar mekanizmalarından söz ediyorsanız parasını milletin kör kuruşundan ödediği bu savunma sistemini, sığ pazarlıkların konusuna döndürmemek gerekir. Türkiye ister bunu kullanır, ister çöpe atar, isterse bu sistemleri baz alıp kendi savunma sistemlerini geliştirir. Ama ambargo/yaptırım tehdidiyle diz çöktürmek isteniyorsa buna Türk ulusu izin vermez.

Libya'daki durum da aynen Suriye'ye dönmek üzere, inşallah böyle olmaz. ABD'nin müdahilliği ile Rusya, Hafter'in arkasındaki safları sıkılaştırmaya doğru hamleler yapıyor. Bölgede Mısır, Yunanistan, Suriye'nin koruma sistemleri, füzeleri var. Türkiye'nin de gemiden kıyılara koruma sağlaması gerekiyor. ABD bu koruma sistemlerini Türkiye'ye verecek mi? Bilemiyorum ama endişe şu ki Suriye'de terör örgütü PKK ile petrol kaynakları etrafında eşleşmiş bir ABD var. Şimdi de terörist Hafter ile yine petrolün yüzde 90'ının bulunduğu bölgede eşleşmiş bir Rusya olacak mı? Suriye'de bakıma muhtaç nüfus şu anda Türkiye'nin üzerinde kalmış gibi duruyor aynı durum Libya'da olmasın!..