Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
  • Habertürk Huawei Uygulaması

Ceyda ERENOĞLU / GAZETE HABERTÜRK

“Kanser konusunda bilinmesi gereken en önemli şey erken teşhisin hayat kurtardığı gerçeğidir.” Bu sözler Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Kliniği Eğitim ve İdari Sorumlusu Doç. Dr. Volkan Tuğcu’ya ait. “Özellikle meme kanseri, jinekolojik kanserler, prostat kanseri, kolon kanseri çok sık görülen ve çok basit taramalarla erken tanı imkânı olan kanser türleridir” diyen Tuğcu; ailesinde prostat kanseri bulunan bireylerin 40, bulunmayanların 50 yaşından sonra senelik PSA ve rektal muayene ile sağlık taraması yaptırmaları gerektiğini dile getiriyor. Kontrollerine düzenli olarak gelen hastalarda PSA seviyesinde yükselme tespit edildiğinde yapılan biyopsi hastalığın erken teşhis edilmesini sağlıyor. Erken evrede prostat dokusu ve eklerinin cerrahi olarak tamamen çıkarılmasıyla hastalar kanserden tamamen kurtulabiliyor.



BİYOPSİ DAHA ETKİLİ

Kan tahlilinde PSA yüksekliği saptanan hastalarda parmakla rektal muayene yapılıyor ve rektal yolla uygulanan ultrason eşliğinde prostattan parça alınıyor. Özellikle rektal muayenede saptanan şüpheli bölgelerden alınan biyopsiler tanı koymada daha etkili oluyor. Bazı hastalarda rektal muayenede PSA yüksekliği olmasa da kanserden şüphelenilebiliyor. Bu gibi durumlarda hasta yine biyopsiye yönlendiriliyor. Tedavi yöntemleri biyopsi materyallerinin incelenmesi sonucunda hastalığın evresine göre belirleniyor. Son dönemde prostat kanseri teşhisine yönelik yapılan manyetik rezonans görüntüleme (MR) model ve teknikleri üzerinde de çarpıcı gelişmeler var. Prostata yönelik çekilen MR sonucu hastalığın prostat dışına taşıp taşmadığı, kemik sintigrafileriyle vücudun başka bölgelerine yayılıp yayılmadığı tespit edilebiliyor. PSA seviyesi düşük olan kanser hastalarında bu görüntüleme yöntemlerine ihtiyaç duyulmamakla birlikte metastatik hastalığı göstermeleri sebebiyle PSA yüksekliği bulunan ve patolojik inceleme sonrasında yüksek evre saptanan yüksek riskli hastalarda bu görüntüleme yöntemleri tedavi şeklini değiştirebiliyor. Rektal yolla yapılacak biyopsileri tolere edemeyen; özellikle anal çatlak, hemoroit gibi hastalıkları bulunan hastalarda karın bölgesinden de biyopsi yapılıyor. Ya da sedasyon altında parça alınabiliyor.



GEÇ KALINMAMALI

Bazı hastaların özellikle rektal işlem sırasında oluşabilecek ağrılardan çekinerek biyopsiden kaçındıkları belirtiliyor. Prostat kanserinin erken dönemlerde sessiz seyretmesi nedeniyle hastalar iyi olduklarını düşünüyor ve şikâyetleri oluştuğunda bazen geç evrelerde tanı alıyor. Bazı hasta gruplarındaysa yüksek PSA değerlerine rağmen biyopsi sonucu kanser teşhis edilemiyor. PSA değeri prostata özgü olmakla birlikte kansere özgü görülmüyor. Bu nedenle prostatın diğer hastalıkları da PSA artışına sebep olabiliyor. Bu tarz hastalarda birden fazla biyopsi yapma ihtiyacı hastaların konforunda bozulmaya neden oluyor ve hastalıkla ilgili endişeleri artırıyor. Bu hasta grubunda son yıllarda MR eşliğinde biyopsiler gerçekleştiriliyor.

PSA TARAMASI İHMAL EDİLMEMELİ

En iyi tedavinin erken teşhisle mümkün olabileceği gerçeğinden yola çıkıldığında prostat kanseri tedavisi PSA taramasıyla başlıyor. Hastalığın tedavisinde üroloji, radyasyon onkolojisi, tıbbi onkoloji işbirliği bulunuyor. Son dönem prostat kanseri olan hastalarda devreye ağrı kontrolünü sağlayan algoloji birimleri giriyor. Hastalığın tedavisinde; cerrahi, radyoterapi, brakiterapi, hormonoterapi ve kemoterapi seçenekleri bulunuyor. Özellikle erken evrelerde uygulanan cerrahilerle hastalık tamamen tedavi edilebiliyor. Operasyon için yüksek risk saptanan ve anestezi alamayan hastalar, cerrahi sonrası geride tümör dokusu kalan hastalar ve operasyon sonrası takiplerinde PSA artışı saptananlarda radyoterapi seçeneği bulunuyor. Metastatik hastalık durumundaysa hormonoterapiye başlanıyor. Hastalık hormonlara duyarsız hale geldiğinde tedaviye kemoterapi seçenekleri de dahil oluyor.

KULLANILAN İLAÇLARIN SAYISI HER GEÇEN GÜN ARTIYOR

Prostat kanserinin bazı türler dışında yavaş ilerleyen bir kanser türü olduğu belirtiliyor. Ameliyat sonrasında oluşabilecek komplikasyonlar göz önüne alındığında son yıllarda ‘aktif izlem’ adı verilen takip protokolleri tanımlanıyor. Bu protokolde prostat kanseri yüzdesi düşük olan genç hastalar müdahalesiz fakat aktif olarak takip ediliyor. Hastalık kritik düzeye geldiğindeyse müdahale planlanıyor. Bu sayede ameliyat sonrası oluşabilecek cinsel fonksiyon kaybı, idrar kaçırma gibi hayat standartlarını düşüren komplikasyonlar ertelenebiliyor. Prostat kanseri çok sık görülen kanserlerden biri olması nedeniyle hastalıkta sürekli yeni ajanlar deneniyor. Bu nedenle kansere karşı kullanılan silahların sayısı her geçen gün artıyor.

KİME HANGİ TEDAVİ UYGULANMALI?

Düşük riskli prostat kanseri tanısı almış hastalarda başarısı en yüksek tedavi yöntemi cerrahi olarak prostatın tamamen çıkarılması. Cerrahi tedavi alamayacak hastalara radyoterapi öneriliyor. Cerrahi sonrasında tümör dokusu kalan veya takiplerinde PSA artışı saptananlara radyoterapi uygulanıyor. Yüksek riskli hastalarda hormonoterapiye başvuruluyor. Bazı hastaların takiplerinde bu tedaviye direnç gelişiyor ve devreye kemoterapi giriyor.

PSA TARAMASI İHMAL EDİLMEMELİ

En iyi tedavinin erken teşhisle mümkün olabileceği gerçeğinden yola çıkıldığında prostat kanseri tedavisi PSA taramasıyla başlıyor. Hastalığın tedavisinde üroloji, radyasyon onkolojisi, tıbbi onkoloji işbirliği bulunuyor. Son dönem prostat kanseri olan hastalarda devreye ağrı kontrolünü sağlayan algoloji birimleri giriyor. Hastalığın tedavisinde; cerrahi, radyoterapi, brakiterapi, hormonoterapi ve kemoterapi seçenekleri bulunuyor. Özellikle erken evrelerde uygulanan cerrahilerle hastalık tamamen tedavi edilebiliyor. Operasyon için yüksek risk saptanan ve anestezi alamayan hastalar, cerrahi sonrası geride tümör dokusu kalan hastalar ve operasyon sonrası takiplerinde PSA artışı saptananlarda radyoterapi seçeneği bulunuyor. Metastatik hastalık durumundaysa hormonoterapiye başlanıyor. Hastalık hormonlara duyarsız hale geldiğinde tedaviye kemoterapi seçenekleri de dahil oluyor.