Erkekler bu kadınlardan kaçar!
Ünlü isimlerin sağlık koçu Aytek Şermet, işi gücü bırakıp nasıl caz müzisyeni olduğunu sağlıklı ve uzun ömürlü olmak için neler yapmak gerektiğini anlattı
O sıra dışı bir adam. Hep ilklere imza atmış. Çok ünlü, tıp alanında önemli bir laboratuvarın başındayken, her şeyi arkasında bırakıp caz müzisyeni olmuş. 7 yıl önce de İstanbul Jazz Center’ı açmış. Sizi bu hafta ünlülerin sağlık koçu Aytek Şermet’le tanıştırmak istiyorum...
* Sağlık konusunda ilklere imza atmışsınız.
Evet. Belim ağrıyordu, bir gün MR’a girdim. Fakat makinenin içinde korktum. “Dayanamayacağım bunun açığı yok mu” diye sordum. “Türkiye’de yok” dediler. Bir ay sonra Almanya’dan açık MR aldım. Ama MR işinden de laboratuvardan da kaçtım.
* Anladığım kadarıyla siz fikri buluyorsunuz, uyguluyorsunuz. Arayış içinde olduğunuz için yeni denizlere yelken açıyorsunuz.
Doğru. Biraz hiperaktifim. Toplantı yapacağım zaman kafamı toplayayım diye ilaç alırım. Yoksa yerimde duramam. Uzun zaman oturamam mesela. Bir restoranda bir saatten fazla kalamam. İlle kalmam gerekiyorsa gider başka masaya otururum. Mesela buraya gelirken de bir ilaç aldım.
* Burcunuz ne?
Başak.
* İnsan sağlık gibi ciddi bir işle ilgilenince bazen “Yeter, kendime başka bir alan yaratayım” diyor değil mi?
Sonradan öğrendim ki, bütün doktorlar bir enstrüman çalıyorlar. Ben de saksafon çalmaya başladım. Deşarj olmak için.
‘ANTİ-AGING’E TAKINTILI OLANDAN KAÇARDIM’
*Laboratuvarınıza check-up yaptırmak için gelen hastalara neler öneriyordunuz?
Kan kontrolleri, radyolojik tetkikler, gerekiyorsa mamografi... Bunlardan sonra da hastaya bir program sunuyordum. Bu durum beni anti-aging işine itti. Amerika’daki anti-aging derneği kurucusunu buldum. Adam Harvard ihtisaslı bir doktor. New York‘taki muayenehanesine gittim. Orada önce bana bir sürü kitap verdi, okuduktan sonra bir sınava tabi tuttu. Kaç aldım bilmiyorum ama sınavdan geçtim.
*O zaman mı başladı ünlüler size gelmeye?
Bütün İstanbul bize gelmeye başladı.
*İnanıyorsunuz değil mi anti-aging’e?
İnanıyorum.
*Bu anti-aging konusunda takıntılı olanlar da var değil mi?
Çok var. Ama ben onlardan kaçıyordum. Mesela sigara içen hastayı anti-anging’e almazdık. Çünkü en hızlı yaşlanma aracına binmiş gidiyor.
*Bay-pas ameliyatı olup votka içenler var.
Kolesterol düşürücü ilaç alıyorlar sonra yağlı yiyorlar. “Niye yağlı yiyorsun” deyince “İlacımı alıyorum ya” diyorlar. Nefret ediyorum kolesterol düşürücü ilaçlardan. Kolesterol ilacı alanların kalp krizi geçirme riski sıfır. Ama arkasındaki ortakların hepsi kardiyolog.
* Tıbbı bıraktınız. Bir şeyler görmüş olmanız lazım bu mesleği bırakmanız için...
Çok kirli bir sistem var.
*Bütün bunlardan çok sıkıldınız ve caz müzisyeni oldunuz.
İlkokulda klasik mandolin çaldım. İçimde hep müzikle ilgili bir şey vardı. Caz dinlemeye 1972’de başladım. Bir gün öğle tatilinde kalktım tünele gittim. En büyük müzik dükkânına girdim “Senelerce kaval çaldım annemin başını şişirdim, saksafon almak istiyorum” dedim. Adam baktı, “Ne renk istersin evladım” dedi. “Yeni bir şey olsun, ama en pahalısını da vermeyin” dedim. Beyaz Kelebekler’in saksafoncusu Yalçın Ateş’ten ders almaya başladım. Benim muayenehanede Reşit Soley, Suat Tansan hep beraber ders alıyoruz. Saksafonlar benim ofiste duruyor, bunlar hiç gelmiyorlar ama karıları bunları saksafon dersinde biliyor. Çünkü bar saati ile saksafon dersi aynı zaman dilimine denk geliyor.
* İyiymiş...
Tek başına ders almaya başladım sonunda. Ardından da para kaybetme devrim başladı. 7 sene önce Avrupa’nın en iyi 3 caz kulübünden birini açtık. Her sene 30 yabancı sanatçı ve grup geliyor...
* Size danışan ünlü isimlerden bahsedelim.
Mesela Kerem Görsev acayip bakar kendine. Jeffi Medina, Serdar Erener çok dikkat eder. Sertab’la çok konuşuruz bazı şeyleri. Sertab benden bile iyi bilir.
* Mustafa Koç da var sanırım bu isimler arasında.
Arkadaşlığımız var. Onunla golf falan oynadık çok ama bana gelemedi. Tekinalp Tekin, Selin Kibar, Uğur Bayar, Ünal-Ahu Aysal, Boyner’ler...
‘BOŞ VAKİT İNSANI YAŞLANDIRIR’
*Peki sağlıklı bir insan nasıl yaşamalı?
Benim yaptığım gibi en az 2 hobisi olmalı. Boş vakitleri sevmem. Boş vakit beni yaşlandıran bir şey. 1 lira da kazansan profesyonel bir hobi olması çok faydalı. Mesela resim sergisi açıp resimlerini 5 liraya satarsın. Bence anti-aging 100 yaşına kadar yaşamanın birinci sırrı. Günde 6 kere yemek yememiz lazım.
*Ben yiyemiyorum günde 6 defa.
6 kere bir tabak yemek değil kast ettiğim. Yarım elma, bir Grisini, iki fındık, bir badem. Şekeri yüksek gıdalar yemememiz lazım.
*Ne zaman uyumalıyız?
Hava karardığı zaman vücudumuz hormon salgılamaya başlıyor. Bizi genç tutan büyüme hormonları, testosteronlar, östrojen. 23.20 uykuya gitmek için ideal saat.
*Sigara kesinlikle yok değil mi?
Bence sigaranın satılması da suç.
*Peki içki?
Ne kadar içtiğimize bağlı zararı.
*Diyelim ki sosyal içici, haftanın iki günü iki kadeh şarap...
Hiçbir zararı yok yararı var.
*Sporun fazlası da zararlı değil mi?
Evet, vücudumuzu yaşlandıran 2 hormon var. Biri ensülin biri de kortizon. Bu ikisinin vücudumuzda salgılanma seviyesini artırdığımız zaman yaşlanıyoruz. Şeker kanser demek. Şekeri meyveden almak lazım.
*Tatlandırıcılar?
Hiç gerek yok. “Hamileler diyet kola içmesin” diyoruz. “Aman efendim bir TIR içersen olur” diyorlar ama biraz diyet koladan, biraz tatlandırıcıdan derken DNA yapımızı kırmaya başlıyoruz.
* Light yazan her şey zararlı mı?
Bunlara hiç gerek yok. Kırmızı etten uzak durun. Somon, sardalya gibi omega-3 açısından yüksek balıkları yemek lazım. Bu gıdaların cildi güzelleştirici özelliği var. Bir kadın 10 gün somon kürü yapsa, cildi inanılmaz güzelleşir. Sigara ve güneş kadını yaşlandıran şeyler.
*Kadınlar, botoks yaptırırım kırışıklıklar geçer diye düşünüyor.
Erkeklerin en çok kaçtığı kadınlar botokslu olanlar. İstediğimiz 85 yaşındaki adamı tenis oynatmak, yürüyüş yaptırmak, tek başına seyahat ettirebilmek ve cinsel ihtiyaçlarını hormon seviyeleriyle giderebilmesini sağlamak.
* Cinsellik anti-aging’le kaç yaşına kadar uzatılabiliyor?
Prostatla ilgili herhangi bir şey gelişmiyorsa, testosteron hormon takviyesiyle 95 yaşına kadar problemsiz gider.
BEN KİMİM?
“1959 doğumluyum. ODTÜ Biyoloji mezunuyum. ODTÜ’den sonra Eskişehir Anadolu Üniversitesi’ne başladım sonra Amerika’ya gittim. Türkiye’ye döndükten sonra bir klinik kurdum. Buradaki ilk tüp bebek ekibiyle çalıştım. Sonra sperm dondurma sistemleri filan derken osteoporoza merak saldım, kemik yoğunluğunu ölçecek cihazları getirdim. Ona bulaşınca mamografiler, biyopsiler geldi peşinden. Üstüne bir de Marmara Üniversitesi’nde doktora yaptım.”