Şiirlerle İstanbul'un eski deniz panoraması
İstanbul denince akla öncelikle Ayasofya Camii, Sultanahmet Camii, Yeni Camii, Süleymaniye Camii, Fatih Camii, Galata Kulesi, surları, Topkapı Sarayı, Kız Kulesi, Galata Köprüsü, Yerebatan Sarnıcı, Prens Adaları, kıyılarında boylu boyunca uzanan Dolmabahçe Sarayı, Çırağan Sarayı, Beylerbeyi Sarayı gelir. Bir de şairlere ilham olan panoramasında vapur sirenlerinin martı çığlıklarına karıştığı İstanbul'a özgü o armoni gelir
Kalafat yerinde iskeleye demirli gemiler. 1800'ler...
SEVGİSİ İÇİMDE
Sevgisi içimde yaşayıp duran
Nazlı güzellerin şirin İstanbul
Hayali kafamda hükümler süren
Görmez gözlerime görün İstanbul
Ortasında deniz kenarlar kara
Bu dünyada cennet olmuş kullara
Mehtapta sandallar ne hoş manzara
Sahildir yayladır yerin İstanbul
Âşık Veysel Şatıroğlu
Hamallar, Eminönü'nde vapurların iskeleye yanaşmasını bekliyor.
BİR GÜN İCADİYE'DE
Bir gün İcadiye'de veya Sultantepe`de,
Bir beste kanatlanır, birden olduğun yerde
Bir kâinat açılır, geniş, sonsuz, büyülü,
Bugünün rüzgârında yıkanan mazi gülü
Dağılır yaprak yaprak hayâlindeki suya
Bir başka gözle bakarsın ömür denen uykuya...
Belki en hülyalısı duyduğun masalların
O şafak saltanatı korularda dalların,
Her ufku tek başına bekleyen eski çamlar
Bir sır gibi ömründen sızdırılmış akşamlar,
Ardıçla kestanenin her yıllık macerası
Harap mezarlıklarda ölülerin rüyâsı
Gelir ve tekrar doğar ölmüş sandığın aşka
Anlarsın ölüm yoktur geçen zamandan başka!
Ahmet Hamdi Tanpınar
ABD'ye giden ilk Türk bayraklı gemi Gülcemal, Karaköy Rıhtımı'nda denize açılmadan hemen önce. 1920... Gemi, adını V. Mehmed Reşad'ın annesi Gülcemal Hatun'dan aldı.
CEVİZ AĞACI
Başım köpük köpük bulut, içim dışım deniz,
ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
budak budak, şerham şerham ihtiyar bir ceviz...
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda.
Yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl.
Yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril,
koparıver, gözlerinin, gülüm, yaşını sil.
Yapraklarım ellerimdir, tam yüz bin elim var.
Yüzbin elle dokunurum sana, İstanbul'a.
Yapraklarım gözlerimdir, şaşarak bakarım.
Yüzbin gözle seyrederim seni, İstanbul'u.
Yüzbin yürek gibi çarpar, çarpar yapraklarım.
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda.
Ne sen bunun farkındasın, ne de polis farkında
Nazım Hikmet
Karaköy Rıhtımı. 1800'ler...
ALIN YAZISI SAATİ
Yeryüzüne ayı indir o bir şehir olsun
Yaklaştıkça büyüyen
Ayrıntıları setleri bahçeleri
Yumuşak çizgileriyle ortaya çıkan
İşte ben o şehri yaşadım yıllarca
İstanbul'da parça parça
Çeşmelerinde ayı yaşadım
Servilerinde ayla birlik bölündüm
Ayla birlik yaralandım
İstanbul mezarlıklarını aydınlatan ayla
Soludum bölük bölük ahiretin
Keskin çizgili özgürlüğünü
Kanlı canlı özgürlüğünü ay kesmesi
İçtim sıcak bir yaz günü içilen buz gibi bir vişne şurubu benzeri
Sezai Karakoç
Eski Galata Köprüsü. 1900'lerin başı...
İSTANBUL
Bir tohumdan daha az değil
Fatihin büyük güvercin kanatları
Meleklerin sık aralıklarla
Dokunduğu toprak.
Güzel buyruklar
Gürbüz havalar
Boğaziçi bir akımdır
Bir akan sudur
Nice dergâhlar
Dinler gibi nabzını
Yeni doğan çocukların
Cahit Zarifoğlu
Ahırkapı'da bir yelkenli. 1800'ler... Sahil, henüz doldurulmadığı için surlar, kıyının hemen başındaydı.
İSTANBUL
Göğsüme bir İstanbul çiziyorum
Başparmağımla, kelebek biçiminde
Çocukmuşum gibi aynanın önünde
Yüzümü saçlarımı okşuyorum
Kadıköy'den herhangi bir deniz
Tenha bir tramvay şişliden
Samatya'dan belki Sultanahmet'ten
İncir ağaçları anmsıyorum
Göğsüme bir İstanbul çiziyorum
Başparmağımla, kelebek biçiminde
Biraz umutsuzum, biraz yorgun işte
En çok gözlerimi seviyorum
Ataol Behramoğlu