Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
  • Habertürk Huawei Uygulaması
HABERTURK.COM

ABD'nin New York kentinde düzenlenen 74. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bir konuşma yapıyor.

Erdoğan'ın açıklamalarından satır başları:

Genel kurul  toplantısının dünya ve insanlık için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Bugün dünyamız küresel düzeyde adaletsizliğin yol açtığı pek çok sorun ve sancıyla yüzyüze. Medeniyetimizin büyük alimi Hz. Mevlana adaleti, hakları ve ödevleri gerektiği gibi paylaştırarak, herkese hakkını vermek olarak ifade ediyor. Bugün dünyamızda ne hakların ne de sorumlulukların gerektiği gibi paylaşılmadığı ortadadır.

"SİZİN HUZURUNUZDA TEKRAR EDİYORUM: DÜNYA BEŞTEN BÜYÜKTÜR"

Oysa bugün uluslararası camia geleceği tehdit eden terör, açlık, sefalet gibi sorunlara kalıcı sorunlara çözüm üretme kabiliyetini giderek yitiriyor. Yoksulluğun ortadan kaldırılması, kaliteli eğitim gibi çok taraflı çabaların belirlenmesi elbette isabetlidir. Asıl önemli olan hep birlikte neler yapabileceğimizdir. Dünyanın şanslı bir azınlığı dijital teknolojiyi, obeziteyi tartışırken 1 milyara yakın insanın açlık sınırında yaşıyor olması çok acıdır. Bu kürsüden yıllardır insanlığın kaderinin, sınırlı sayıda ülkeye bırakılamayacağını söylüyoruz. Sizlerin huzurunda tekrar ediyorum, dünya beşten büyüktür.

"NÜKLEER SİLAH YA HERKES İÇİN YASAK YA DA HERKES İÇİN SERBEST OLMALIDIR"

Dünya genel düzeyde adaletsizliğin yol açtığı sancıyla yüz yüzedir. Nükleer silahların, kitle imha silahların her krizde ortaya konması herkes gibi bizi de rahatsız ediyor. Ya herkes için yasak ya da herkes için serbest olmalıdır. Gelin bu sorunu adalet temelinde bir çözüme kavuşturalım. Dakikada 13 kişinin hava kirliliğinden öldüğü, küresel ısınmanın dünyanın geleceğini tehdit ettiği günümüzde bu soruna sessiz kalamayız. Güvenlik Konseyi'nde adalete ilişkin köklü reformları derhal gerçekleştirmeliyiz. Türkiye dünyayı kucaklayan sorunlara acil sorunlar bulmak için çabalayan bir ülkedir.

"DEAŞ'A KARŞI İLK CİDDİ DARBEYİ VURAN ÜLKE TÜRKİYE'DİR"

Suriye bugün insanlığın vicdanını yaralayan, küresel adaletsizliğin adeta sembolü haline gelen bir coğrafya durumudur. 2011'den beri yaşanan kriz, rejim ve terör örgütleriyle onları cesaretlendirilen güçler tarafından ısrarla sürdürülmeye çalışılıyor. 1 milyon insanın öldürülmesine yol açan Suriye krizini artık sona erdirmenin zamanı gelmiştir. Türkiye DEAŞ tehdidinden en çok zarar gören ülkedir. Bu örgüt çeşitli şehirlerimizde gerçekleştirdiği, yüzlerce vatandaşımızın hayatını kaybettiği doğrudan kalbimize saldırmıştır. Suriye'de DEAŞ'a karşı ilk ciddi darbeyi vuran ülke Türkiye'dir.

"ÜLKEMİZDE DOĞAN SURİYELİ ÇOCUKLAR 500 BİNE YAKLAŞMIŞTIR"

Bugün Türkiye milli gelire oranla dünyanın en fazla insani yardımda bulunan ülkesidir. Çatışma, açlık ve zulümden kaçan 5 milyon sığınmacıya biz ev sahipliği yapıyoruz. Türkiye'de Amerika'da 29 eyaletin tek tek nüfusundan daha fazla sığınmacı bulunuyor. Şu an New York'un nüfusunun yarısı kadar Suriyeli kardeşimizi topraklarımızda misafir ediyoruz. 40 milyar dolar harcama yaptık. AB'den şu ana kadar bize gelen destek 3 milyar Avro'dur. Suriyeli sığınmacıların yarıya yakını 18 yaşın altındadır. Ülkemiz topraklarında Suriyeli çocuk sayısı 500 bine yaklaşmıştır. Biz bunlara eğitim, sağlık başta olmak üzere her türlü imkanı sağlıyoruz.

"SURİYE'DE KALICI SİYASİ ÇÖZÜM TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜNÜ TESİS EDECEK"

Özellikle Aylan bebeği dünya çok çabuk unuttu. Unutmayın ki bir gün aynısı sizin başınıza da gelebilir. Bu yılın ilk 8 ayında 32 bin düzensiz göçmeni denizde boğulmaktan kurtardık. Buna rağmen diğer bölgelerden gelenlerle birlikte bugün Türkiye'de 5 milyon mazlumu topraklarında barındıran bir ülke durumundadır. Bu çalışmalarımızda malesef tek başımıza bırakıldık. Bu ülkeden kaçanların geri döndüğü tek yer Türkiye'nin güvenli hale getirdiği bölgelerdir. Önümüzde üç önemli husus vardır. Suriye'nin toprak bütünlüğü, Anayasa Komitesi'nin etkin ve verimli şekilde çalıştırılmalıdır. Geçtiğimiz hafta başında Rusya ve İran'la birlikte aldığımız kararla çok önemli bir başarıya imza attık. Suriye'de kalıcı siyasi çözüme ulaşıldığında bu ülkenin toprak bütünlüğü kendiliğinden tesis edilecektir. Sözde SDG adıyla meşrulaştırmaya çalışılan terör yapılanması ortadan kaldırılmalıdır.

"TÜRKİYE'NİN YENİ BİR GÖÇ DALGASINA TAHAMMÜLÜ YOK"

Türkiye'nin yeni bir göç dalgasını karşılamaya tahammülü yoktur. Tüm ülkelerin Türkiye'nin çabalarına destek vermesini bekliyoruz. Sığınmacılar için yürüttüğümüz çalışmalarda tek başımıza bırakıldık. Fırat'ın doğusundaki PKK-PYD yapılanması ortadan kaldırılmalıdır. ABD ile burada bir güvenli bölge oluşturulması konusundaki görüşmelerimiz sürüyor. İlk etapta 30 km. derinliğinde 480 km. uzunluğunda bir barış koridoru tesis etmek. Burada 2 milyon Suriyelinin istihdamını sağlamak hedefimizdir. Güvenli bölgeye rahatlıkla 1-2 milyon arasında mülteciyi yerleştirme şansına sahiptir. Burada hep birlikte elele vermek suretiyle güvenli bölgede mültecileri çadır kentlerden, konteyner kentlerden çıkartıp buraya yerleştirmeliyiz. Bunu tek başına Türkiye kaldıramaz.

"RUM TARAFININ UZLAŞMAZ TAVRI KIBRIS'TA ÇÖZÜMÜ ENGELLEMİŞTİR"

Bu konuda Türkiye'de gerekli hazırlıkları yapmaya başladık. Lübnan, Irak ve Ürdün'ün katılımıyla bir uluslararası konferans planlıyorzu. Aralık'ta Cenevre'de gerçekleştirilecek olan Küresel Mülteci Forumu'nun başarısına önem veriyoruz. BM Genel Kurul salonundan tüm dünyaya inisiyatif almaya, çabalarımızı desteklemeye davet ediyorum. Akdeniz havzası, Suriye krizinin tetiklediği göçmenlerin yanında da daha başka sorunlarla da karşı karşıyayız. Kıbrıs meselesi 50 yıldan uzun süren müzakerelere rağmen Rum tarafının uzlaşmaz tavırlarıyla çözüme kavuşamamıştır.

"CEMAL KAŞIKÇI CİNAYETİNİN TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ"

Doğu Akdeniz'deki enerji kaynaklarını 'kazan kazan' anlayışıyla önemli bir işbirliği olarak görüyoruz. Enerji kaynaklarını birer sorun ve çatışma haline getirmeye çalışılıyor. Türk halkının ve Kıbrıs Türk halkının meşru haklarını korumaya devam edeceğiz. Akdeniz kritik bölgesi olan Libya'da da halkın özgür iradesine dayalı demokratik bir düzenin tesisi için gayret gösteriyoruz. Bu ülkedeki çözümün Libya halkının tercihlerine saygı gösterilmesinden geçtiğine inanıyoruz. Petrol üretim tesislerine salırılar nedeniyle yeniden alevlenen bölgedeki krizin bir an önce çözülmesi gerekir. Hunharca katledilen gazeteci Cemal Kaşıkçı hala mahkeme, yargı bu süreci neticelendirmemesi sebebiyle ülkemizin de içinde cereyan eden bu olayın takipçisi olacağını özellikle ifade etmek isterim.

Mısır'ın seçilmiş Cumhurbaşkanının özellikle mahkeme salonunda çırpınarak ölmesi neticesinde ailesinin bile defnine müsaade edilmemesi içimizde kanayan yaradır. Bölgenin adalete ve hakkaniyete duyulan derin ihtiyacının adeta sembolü olmuştur.

"İSRAİL DEVLETİNİN SINIRLARI NERESİDİR? BUNLAR DÜNYAYI KANA MI BULAMAK İSTİYOR?"

Sokaktaki masum Filistinli kadının İsrail güvenlik güçleri tarafından alçakça öldürülmesi görüntüleri vicdanları harekete geçiremiyorsa artık sözün bittiği yerdir. Merak ediyorum, bu İsrail neresidir? Bu İsrail'in toprakları nereleri kapsıyor? 1947'de İsrail neresiydi, bunun ardından 1949-1967'de İsrail neresiydi ve şu anda İsrail neresi? Sene 1947 neredeyse burada İsrail yoktu. Sene 1947 paylaşım planı vardı. İsrail büyüyor. Geliyorum 1967'de, 1949'la birlikte. İsrail büyüyor, Filistin küçülüyor. Ve geliyorum bugüne artık adeta Filistin yok. İsrail doyuyor mu? Hayır. BM Güvenlik Konseyi'nin, BM'nin İsrail'le almış olduğu kararlar uygulamaya geçiyor mu? Hayır geçmiyor. Peki o zaman BM ne işe yarıyor? Adalet nerede temerküz edecek. Mevcut İsrail yönetim bu cinayetlerin yanında Gazze'deki abluka gibi eylemleriyle insanlığın tüm değerlerini ayaklar altına alıyor.

BM kürsüsünden soruyorum. İsrail devletinin sınırları neresidir? 1948 mi, 1968 mi? Yoksa daha başka sınırı mı vardır. Golan tepeleri bu devletin sınırları değilse nasıl oluyorda gasp ediliyor. Bunlar dünyayı kana mı bulamak istiyorlar? Uluslararası camianın aktörleri vaatlerin aksine somut destek vermelidir.

"KÜRESEL BARIŞA EN BÜYÜK TEHDİTLERDEN BİRİ İSLAM KARŞITI EĞİLİMLERDEKİ YÜKSELİŞTİR"

Dünyamızın adil ve huzurlu geleceği için güney Kafkasya'nın dünyanın sorunlu bölgelerinden biri olmaktan çıkarılmasıdır. Karabağ'ın hala işgal altında tutulması kabul edilemezdir. Bir türlü çözülemeyen Keşmir ihtilafıdır. BM Güvenlik Konseyi'nin almış olduğu karara rağmen Keşmir adeta abluka altında ve 8 milyon insan Keşmir'den ne yazık ki dışarı çıkamıyor. Keşmirlilerin, Pakistanlı ve komşuları ile birlikte güvenli geleceğe bakabilmek için adalet, hakkaniyet ve diyalogla çözümü şarttır.

Arakan'da yaşananlar soykırım olduğu kayıt altına alınmıştır. Türkiye'nin girişimleri ilk günden beri sürdürdü ve insani yardım faaliyetlerine devam edecektir. Afganistan'da işgaller ve terör faaliyetleri küresel düzeyde sorunlara yol açmıştır. Artık bu kadim coğrafyanın huzura kavuşmasının vakti gelmiştir. Küresel barış ve huzura en büyük tehditlerden beri ırkçı, yabancı düşmanı, ayrımcı ve  İslam karşıtı eğilimlerdeki yükseliştir. Müslümanlar nefret söylemine, kutsal değerlere hakarette, ayrımcılığa maruz kalanlar arasında ilk sırada yer alıyor. Yeni Zelanda'da vuku bulan terör saldırısı bunun en çarpık örneğidir. Aynı şekilde Sri Lanka'da hristiyanları terör eylemleri o derece yanlıştır. Bunun sorumluların en başında bu eğilimleri tahrik ederek oy kazanmaya çalışan popülist siyasetçiler ve ifade özgürlüğü çevresinde nefret söylemini kazandıran siyasetçilerdir. Bu bela ortak irade ve çabalarımızla def edilebilir.

İslam dünyasını da Sünni, Şii ayrımı başta olmak üzere siyasi çıkar çatışmalarının aracı olarak kullanılmasını derin bir muhasebeye davet ediyorum. Bugün burada sadece bir kısmını ifade edebildiğim kriz başlıkların tamamından, doğrudan veya dolaylı olarak etkilenen bir ülke olarak insanlığa karşı sorumluluklarımızı yerine getirmeye devam edeceğiz. Türkiye olarak bu anlamda her türlü adımı atmaya, desteklemeye hazırız.