Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Spor Basketbol Dünya Basketbol Şampiyonası Yetenek genetik! - Basketbol Haberleri

        1989’da “Potaları topa tutacağız” dediklerinde efsane oyun kurucu babalarının dizinde oturuyorlardı. Sinan Güler babasına dünya ikinciliği hediye etti. Ağabeyi Muratcan Güler de -belki de geleceğin şutörü- oğlu Selim’in doğum müjdesini..

        Dünya Şampiyonası henüz başlamıştı. Efes’te sık sık sahada göremediğimiz Sinan Güler’i daha ilk maçta yeniden keşfettim. Yani Tanjeviç keşfetti de ben de sıkı bir basketbol seyircisi olarak oyuna gireceği anları bekler oldum. Hırslı, enerjik, fırlama oyuncuyu. Ve iki maç sonrası... Bir arkadaşım karaborsacı

        kurbanı oldu. Şöyle; karaborsacı son anda tarihi geçmiş bir bilet sattı ve tüydü. Biletin üzerinde Necati Güler yazıyordu. Necati Abi’yi (herkes öyle diyor) tanıyordum. Hediye olarak verdiği biletlerin kötü adamların eline düştüğünü söylemek istedim ona. Ve öğrendim ki Sinan onun oğluymuş. Necati Abi’ye “Bir araya gelir misiniz” demem Fransa maçı öncesine rastlar. Yani daha ortada fol yok, derece yok. Sonrasında hiçbir dev adam röportaj vermedi ama Güler ailesi sorularımı yanıtladı.

        Sinan Güler 8 Kasım 1983’te alan savunmasına tepki olarak doğdu diyorlar. Acaba doğum sırasında annenizi doğurmaya pişman edecek şeyler yaptınız mı?

        Yok, doğarken sorun çıkarmamışım da çocukluğum herkese zorluk çıkararak geçmiş.

        Anneniz de basketbol oynamış...

        Boyu uzun olduğu için bir ara oynatmışlar ama pek alakası yok, iyi izleyicidir o ayrı...

        Kafanıza koyduğunuzu yapar mısınız? “Çok iyi top çalacağım” demiştiniz yıllar önce bir röportajda; Çin maçında gördük. Nasıl top çalınır?

        Zamanlama his karışımı bir durum bu. Topun nereden geleceğini hissedip doğru anda atlarsın. Bir de benim kollarım boyuma göre çok uzun, rakip ne olduğunu anlayana kadar turnikeye girmiş oluyorum.

        Ani penetreler (potaya doğru seri ve kuvvetli bir biçimde dripling yaparak savunmayı yarmak) doğaçlama mıydı, kurgu mu?

        Orhun Ene ilk günden itibaren “Penetre et, içeri dal. O zaman dış şutlarda da güven gelir” diye diye aklıma soktu. Aynen öyle oldu. Slovenya maçında atış yüzdem iyiydi.

        Sinan Bey beni o maçın sonunda çok güldürdünüz. NTV muhabiri “Takımın şutörlerinden” diye sizi çağırıyor. Cevap “Estağfurullah”...

        Güldürmek için söylemedim aslında ama komik olmuş. Hiçbir zaman İbrahim Kutluay gibi bir şutör olmayacağım. İstikrarlı olmak öncelikli hedefim. Benim başka özelliklerim var, onları öne çıkarmam lazım.

        Harun Erdenay’a benzetiyorlar sizi...

        Abim “ Fransa maçında Harun Erdenay gibiydin ama Slovenya maçından sonra kime benzeteceğimi bilemedim” dedi. Ona benzetilmek çok gurur verici. Basketbol tarihinin en iyi oyuncularından biri.

        Takımın en gençlerindensiniz, alışık olmadığınız tezahürat heyecanlandırdı mı?

        Fildişi maçıydı, daha oyundan çıkarken 12 bin kişi aynı anda “Sinan Sinan” diye bağırdı. Fransa maçında da oldu. İlk kez yaşadım bunu, inanılmaz bir duyguydu. Gençlik Marşı her söylendiğinde de tüylerim diken diken oluyordu.

        Türk taraftarı özel mi?

        Çok özel, çok ateşleyici. Amerika’nın böyle bir taraftarı yok mesela. Dünyada Türk taraftarıyla yarışacak taraftar azdır. Yunanlar bize benzer bu bakımdan.

        Yunanistan evinde yapılan şampiyonada altın aldı. Bizim gümüş madalyada da seyircinin payı var o zaman...

        Geçen sene Polonya’da aynı tarz oyunla başladık ve uzatmalarda Yunanistan’a kaybettik. Aynı kadro Ankara’da farklı yendik. Özellikle savunmadaki enerjinin nedeni taraftardır.

        YETENEK GENETİK Mİ?

        Sizin için son 25 yılın en iyi guardı diyorlar. Zıplama da genetik sanırım.

        N.G: Herhalde sahada topu en iyi şekilde paylaştırdığım için. Şimdikilerle karşılaştırma yapamam tabii, ne onlar kadar seriydik, ne de şıçrayabilirdik;

        ama felsefe olarak daha hızlı basketbol oynuyorduk; bunu da en iyi organize edenlerden biriydim.

        M.G: Atletik özelliklerimiz genetik bence. Savunmayı babamızdan öğrendik.

        S.G: Kesinlikle genetik. Evde bir pota vardı kaç kere kırıldı saymadım. Babam hiç kızmazdı. Zaten ikimizin de antrenörü oldu bir dönem.

        TANJEVİÇ'E HEP İNANDIK

        Maçlardan ve antrenmanlardan önce Cem Yılmaz seyrettiğiniz doğru mu?

        Evet, bir daha izlemek istemeyecek kadar çok izledik. Hem de aynı bölümleri... Tanjeviç’in yardımcısı Rolando Blackman çok garipsiyordu “Bunlar sürekli aynı

        şeye gülüyorlar” demiş. Anlatamazsın tabii...

        Kim komikti?

        Tabii ki Ender.... Bir de Ömer Aşık Ankara’dayken sürekli iPhone’da kelime oyunu oynadı ama bütün soruların cevaplarını bizden öğrendi. Ömer Aşık oyunda rekor kırsın diye 10 kişi telefon başında cevap arardık. Buna çok güldük.

        Tanjeviç’in rahatsızlığı sizi nasıl etkiledi?

        İlk öğrendiğimizde çok üzüldük. İnsan olarak da çok saygı duyuyoruz ona sadece koç olarak değil. Medya da çok haksızlık etti, hemen “Yerine kim gelir” haberleri çıkmaya başladı. Ama biz ona hep inandık. O bu şekilde sahaya çıkabiliyorsa biz de daha iyisini yapabiliriz dedik. Sayesinde hepimiz kariyerimizin en yüksek seviyesine geldik. İnşallah kısa zamanda iyileşir.

        Peki ABD’nin karşısına ikinciliği kabullenerek mi çıktınız? Durant’e biri yapışamaz mıydı?

        Yarı final iki gün önce olsaydı o maç bambaşka olurdu. Kazanırdık kaybederdik onu bilemem. Ama en “Yenilebilir” Amerika buydu. Her şey leyhimizeydi. Durant kısa pozisyonda oynayan bir uzun. Ben ya da Ender tutsak, tepemizden atar ki attı. Hidayet sakatlandı. Kerem Gönlüm elinden geleni yaptı ama

        adam her maçta en az 25 sayı atan sıra dışı bir şutör.

        Şampiyon olmak için çıktınız yani...

        Kesinlikle...

        BANKACILAR DAHA BİR SEVECEN

        Ödül meselesine gelelim. Bankalar arıyor mu “Gelin paranızı şöyle değerlendirin” diye?

        Bankacılar biraz daha sevecen yaklaşıyor şu aralar... Değerlendirme tavsiyelerinde bulunuyorlar. Ben ve arkadaşlarım o madalyayı kazanmak için oynadık. Tabii inşallah güzel bir şekilde değerlendiririm. Cümlenin devamını getiremedim. Bence biz ülkemizi en iyi şekilde temsil ederek Türkiye’nin tanıtımına ciddi katkıda bulunduk. Parasal değeri yok bunun. Olayın madalyadan ödüle dönmesi beni çok üzüyor. Hâlâ aldığımız parayla halterde dünya şampiyonu olan Nurcan Taylan’ın kazandığı ödül karşılaştırılıyor, çok tebrik ederim onu ama bu doğru değil.

        Herkes nasıl değerlendiriyor?

        Ben abimle bile para konuşamayan biriyim, hiç bilmiyorum. Zaten daha yatmadı.

        Yuhalamalara ne diyorsunuz?

        Herkesin farklı fikri var bu ülkede, ona bir şey demiyorum ama olmasaydı daha iyi olurdu. Çünkü uluslararası bir ortamdı.

        Basketbolcular evetçi mi hayırcı mı?

        Sadece dört kişi oy kullanabildi, söylemesem daha iyi...

        Hidayet “Keşke maddi manevi destek” demeseydi diyor musunuz?

        Başbakanın bize gösterdiği samimiyetin bir karşılığıydı o. Keşke yapmasaydı denecek bir şey değil. Bu konuda yapılan her haber gümüş madalyaya gölge düşürüyor. Çok üzülüyorum.

        Oyuncular şampiyonadan sonra özel röportaj vermediler, hatta kırmamak için İstanbul’da olduğu halde “Şehir dışındayım” diyenler oldu. Bu olaylar yüzünden mi?

        Genelde evet, ortak alınmış bir karar bu. Bir de basın çok ilgi gösterdi. Uzaklaşmak istedik. Zaten herkesin antrenmanı başlayacaktı. Birkaç gün sakinlik istemememiz normal.

        21 YIL ÖNCE

        N.G: O zamanlar faal oyuncuydum. İkisi de bu ortamda büyüyorlardı. Maçlara gelip en ince detayına kadar izlemenin yanı sıra, evde de mini potalarında karşılıklı oynarlardı. Basketbolu çok seviyorlardı. Sporcu yaşantısı ve disiplininin ne demek olduğunun farkındaydılar.

        M.G: Basketbolu hiçbir zaman meslek olarak görmedik. Çocukluğumuzdan beri hayalini kurduğumuz şeyleri gerçekleştirdik

        S.G: Hatırladığım en eski kare Spor Sergi Sarayı’nda abimle çıktığım maç. Sonrasını unuttum ama o kaldı. Beş yaşındaydım. Onları öyle dikkatli izledim ki şunu 10 yaşında biliyordum ben: “Çok çalışacaksın”...

        ÇOCUKKEN BENİ HIRPALARDI

        Nasıl bir ilişkiniz vardı küçükken, didişir miydiniz?

        S.G: Ben çabuk sinirlenen bir çocuktum ve aşırı tepki gösterirdim. Evde sürekli birbirimize girerdik. Ben küçük olduğum için çok dayak yerdim. Sonra sopa, perde demiri gibi silahlar keşfettim. Bir keresinde kilitlediği kapıyı demirle açmaya çalışırken deldim. Ama maç ortamında hep arka çıktık birbirimize.

        M.G: Çocukken büyük olmama rağmen beni çok zorlar ve hırpalardı. Birbirimizi çok sevmenin yanında iki erkek kardeşin yaptığı gibi tatlı rekabetlerden ötürü kavga ettiğimiz zamanlar oldu. Kavgaların yerini dayanışma aldı.

        Abi olduğunuz için basketboldaki olumlu ve olumsuzlukları hep bir adım önde yaşadınız. Sinan’a verdiğiniz en önemli öğüt neydi?

        En çok faydalandığı tavsiyem Daçka’dan transfer olacağı zaman ona “Beşiktaş” demem olmuştur, nitekim büyük bir çıkış yakaladı o sezon.

        Çok yakın bir zamanda baba oldunuz. Sakatlanmamak için ekstra çaba mı sarf edeceksiniz?

        Oğlumla birlikte her şey daha farklı olacak. Ama sakatlık sporun içinde var. Ekstra çaba sarf edip elimden geleni yapıyorum.

        S.G: Şampiyonanın tam ortasında bekliyorduk Selim Bey’i ama “Maçlar bitsin, amcam da gelsin” dedi. Doğduğunda birbirimize dakikalarca baktık öylece.

        Basketbol biraz da şans işi midir? Tanjeviç’le problem yaşadığınız söylendi, yoksa sizi milli takımda abi kardeş izleyebilir miydik?

        Sadece basketbol değil hayat şansa bağlı. Tanjeviç ile aramda bir problem olmadı, çünkü beraber çalışma fırsatı bulamadım. Ama kardeşimle Milli Takım formasını aynı anda giyebilmek ikimizin rüyasıydı. Belki ileride gerçekleşir.

        BACAKLARIM TİTREDİ

        Sizden mutlusu yoktur herhalde. Bir oğlunuz size dünya ikinciliği yaşattı, diğeri torun mutluluğu... Duygu yüklü iki ay geçiriyorum. Ankara ve İstanbul’daki tüm maçları izledim. Final görmek, arkasından da torunum Selim’in doğumu olağanüstü oldu.

        Maçları seyrederken heyecandan ölüp ölüp dirildiniz mi?

        Çok uzun zamandır olmayan bir şeyi, Sırbistan maçının bitmesine bir dakika kala hissettim: bacaklarım zangır, zangır titriyordu.

        S.G: Ankara’daki maçlarda bir iki kere göz göze geldik ama İstanbul’da o kalabalığın içinde bulamadım babamı.

        Dünya Şampiyonası maçları öncesi Sinan’a öğüt verdiniz mi?

        Hayır ama Almanya’daki turnuvadan sonra, Tanjeviç oyun kurucu oynattığı zaman, kendisinden nasıl bir beklentisi olabileceği konusunda görüşlerimi belirttim.

        Fildişi Sahili ve Fransa maçlarında en iyisini ortaya koydu.

        S.G: Konuşmaları hep maç sonrası yapar, öncesinde öğüt vermez. Sırbistan maçında faullerimin çok aptalca olduğunu söyledi mesela. 15 saniyede üç faul aldım.

        Sinan neye kızar, ne onu mutlu eder, saha dışında da hırslı mıdır?

        Bir sürü vardır ama aklınıza gelen eğlenceli bir anı var mı? İTÜ – TOFAŞ play-off’a hazırlık maçı oynayacağız. Bir baktım Tolga Öngören katıla katıla gülüyor. “Ne oldu” dedim. “Abi Sinan’a gülüyorum. Üç İTÜ Yıldız Takım oyuncusu potaya top atıyordu. Sinan “Haydi, maç yapalım,” dedi. Çocuklar kabul edince

        de, “Ben tek, siz üçünüz” demez mi! O sırada henüz sekiz yaşındaydı.

        Babanız futbolu daha çok severmiş, yani siz Sinan ve Muratcan gibi babadan gelen basketbol aşkıyla büyümediniz.

        Rahmetli Babam İstanbul Erkek Lisesi ve İstanbulspor’un kaptanlığını yapmış. İstanbul Hukuk’tan mezun olunca iş hayatına atılmış. O zamanlar profesyonellik yok. İlkokul beşinci sınıfta “Ettar” marka bir basket topu almıştı, mahallede oynamaya çalışırdık. Seyrettiğim ilk maç Ankara Atatürk Sarayı’nın açılışında; Muhafız- Karagücü karması Altınordu maçıydı. Böyle tanıştım bu sporla.

        1981’de Türkiye Milli Basketbol Takımı ilk kez Balkan Şampiyonu olduğunda kadrodaydınız. Hatırlıyor musunuz final maçını?

        Unutmam mümkün mü? Bugünkü başarıyla karşılaştırıldığında, hiçbir şey değil ama bizler için ne kadar da önemliydi. Sırasıyla Bulgaristan, Romanya, Yugoslavya ve Yunanistan’ı yenmiştik. En zoru Romanya maçıydı.

        HTPAZAR / Nazenin TOKUŞOĞLU

        ÖNERİLEN VİDEO

        TUSAŞ'a Terör Saldırısı Soruşturmasında Son Durum Ne?

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ