Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
  • Habertürk Huawei Uygulaması
Dayak yiye yiye iki çocuk okuttu
0:00 / 0:00

Süheyl Eğriboz...
Vefatının 8'inci yılı vesilesiyle 'Haftanın Portresi' yapmaya karar verdiğimde hakkında en çok merak ettiğim konuların başında bu kadar çok filmde rol alan birinin kaç farklı yönetmen ve oyuncuyla çalıştığıydı. 

Film sayısının çokluğu nedeniyle çıkarmam bir hayli zamanımı alsa da istatistik verileri, Süheyl Eğriboz'un Türk sinemasındaki konumunun daha da belirgin hale gelmesi adına tatminkâr bir sonuç oldu.
İstatistiksel verilerden görünen şu; Süheyl Eğriboz, aktif oyunculuk yaptığı dönemin hemen hemen tüm yönetmenleri ve başrol oyuncularıyla çalışmış.
Gerçekten muazzam bir istatistik. 

25 Haziran 1927'de doğan Süheyl Eğriboz, 1951'de "İstanbul'un Fethi"nde 'Ulubatlı Hasan'ı oklayan asker rolüyle oyunculuğa başladı. Bir süre Muammer Karaca Tiyatrosu ile Ses Tiyatrosu'nda sahneye çıkıp filmlerde de figüranlık yapan Eğriboz, günlerden bir gün sadece sinemayla ilgilenme ve mesleğinde ilerleme kararı alarak kendine yatırım yapmaya başladı.

Dövüş sporlarıyla ilgilenen, at binmeyi öğrenen Süheyl Eğriboz, kısa bir süre sonra figüranlıktan diyaloglu rollere terfi etti. Dövüş sahnelerindeki becerisiyle yönetmenlerin dikkatini çekerek birbiri ardına filmlerde rol almaya başlayan Eğriboz, Yeşilçam'ın unutulmaz 'Kavgacı'larından biri olarak adını Türk sinemasına yazdırdı.

Öğrenciyken Topaz adlı dergisinde çalıştığım Edibe Dolu, bir gün onları nerede bulabileceğimi söyleyerek "Figüranlarla ilgili izlenim tarzında bir haber hazırla" dedi.
Taksim'deki AKM'nin yanındaki otoparkın içinde bir kafe vardı.
Figüranlar, sabahın ilk ışığında orada toplaşır, çay - tost eşliğinde sohbet ederken otoparka külüstür kıvamında bir minibüs yanaşırdı. Çekilen film veya Tv dizisi farklı olsa da set görevlisinin cümlesi hep aynıydı. "Arkadaşlar acele edin biraz. Gün bitmeden çekimi bitirmemiz lazım."
Sonra 15 - 20 figüran minibüse biner, sete doğru yola çıkarlardı.

Birkaç gün boyunca o kafeye giderek figüranlarla konuştum, fotoğraflarını çektim.
Ne var ki tatmin olmamıştım.
Haberin içinde hep nasıl geçindiklerini, nasıl bir yaşam sürdüklerini merak ettiğim Yeşilçam'ın 'Kavgacılar'ının da olmasını istedim.
'Kavgacılar'ı, Beyoğlu'ndaki Gazeteci Erol Dernek Sokak'taki 'Artistler Kahvesi'nde buldum.
Bir masa etrafında toplanmış sohbet ediyorlardı.
İçeri girdiğimde Western filmlerinde ahalinin kasabaya gelen yabancıya yönelttikleri bakışlar misali bakışlarından dolayı ziyadesiyle ürperince kendimi bir anda dışarı attım.
Masadakilerden biri Yeşilçam filmlerinin "Bekir'in Adamı", "Ali'nin Adamı", "Demir Bileğin Adamı", "Tayyar'ın Adamı", "Kara Haydar'ın Adamı", "George'un Adamı", "Ağanın Adamı" gibi sayısız kötü karakteri canlandıran Süheyl Eğriboz'du.

Artistler Kahvesi'nde 2000'lerde çekilen bir fotoğraf.

Ertesi günü yeniden gittiğimde Süheyl Eğriboz, sandalyesini kahvenin dış duvarına dayamış güneşleniyordu.
Adım adım yaklaşıp birkaç metre öteden gazetecilik öğrencisi olduğumu, bir dergide çalıştığımı söyleyip 'Kavgacılar' ile ilgili bir haber yapmak istediğimi söyledim.
"Delikanlıya bir sandalye ve çay getirin" demesiyle de yanına iliştim.
Bir gün önce de geldiğimi ama kendisinin ve arkadaşlarının bakışlarından ürperdiğim için kapıdan geri çıktığımı anlatınca "Sen en azından çıkıp gitmişsin. İnanmazsın ama millet bizi yıllarca 'Kötü adam' belledi" diyerek uğradığı bir saldırıyı anlattı.  
Filmlerde jönlerden ikide bir yediği dayaklardan zaman zaman sakatlansa da gerçek hayattaki bir başkaymış. Ölümden dönmüş.

Yıl 1971...
"Hz. Ömer'in Adaleti'nin gösterimde olduğu günlerin birinde Düzce'de olan Süheyl Eğriboz'un yolunu kesen 4 kişi "Sen Hz. Ömer'i nasıl öldürürsün?" diyerek odunlarla saldırmış.
Gözünü hastanede açan Süheyl Eğriboz'un başına 18 dikiş atılmış.

Yeşilçam'ın 'Kavgacılar'ının Beyoğlu'nda bir araya gelmelerinin nedeni figüranların Taksim'de buluşması gibi değildi. "Filmciler bizi burada bulur" diyerek iş beklemiyorlardı. 
Belli bir yaşa geldikleri için filmlerde 'Kavgacı' olarak rol alamazlardı.
Başka rollerde kamera karşısına geçebilirler miydi bilinmez ama öyle olsa bile o rolleri onlara verebilecek yapımcılar ve yönetmenlerin çoğu ya sinemadan uzaklaşmıştı ya da vefat etmişti.
Onların bildiği, tanıdığı, hayatlarını geçirdiği bir yer olan Yeşilçam, başka bir sinema anlayışına evrilmişti.  
Onlar, yeni nesil sinemacılardan, yeni nesil sinemacılar da onlardan uzaktı.
Hal böyle olunca da isteseler de istemeseler de kendilerini emekliye ayırmışlardı.
Yıllarca icra ettikleri meslekten, her biri kadim dosta dönüşmüş, kader birliği ettikleri meslektaşlarından kopmak kolay değildi.
"Bizim zamanımızda" şeklinde başlayan sohbetleriyle yâd ettikleri eski günlerdeki gibi bir arada bulunmanın verdiği güvenle hayata tutunmaya çalışıyorlardı.

Süheyl Eğriboz, o günkü sohbetimiz sırasında kariyerini mühendis çıkan iki oğlunu okutmanın gururu ve huzuru içinde anlattı. Anlattıkları arasında en çarpıcı olanlarından biri 'Kavgacılar'ın bilinenin aksine hiç de fena para kazanmadıklarıydı.
Filmlerden yüksek ücretler aldıkları için değil ama...
O kadar çok filmde rol almışlar ki...
Sürümden kazanmak gibi...

Dönemin parasıyla rolün azlığına çokluğuna göre yevmiyeleri 5 - 10 liraymış.
Günde birkaç filmde birden rol aldıkları için de aylık kazançları 300 lirayı buluyormuş.
Bu para dönemin cumhurbaşkanının maaşına denkmiş.
Kazancıyla evin geçimini sağlarken iki oğlunu okutmayı da başarmış.
Yeşilçam'ın sona ermesi ve sonraki dönemde ise filmlerde 'Kavgacı' olarak rol alamayacağı yaşa gelmesiyle emekli maaşına kalmış.
Sohbetimiz sırasında zaman zaman evin geçimini sağlayabildiği, oğullarını okutabildiği için şükrederken zaman zaman "Bak delikanlı! İyi kazanıyorduk ama hak ettiğimiz çok daha fazlaydı. O kadar çok filmde rol almasaydım durumlar kötü olurdu. Parayı tutabilen geçimini sağladı, tutmasını bilmeyen, geleceği hesaplayamayanlar zor günler geçirdi. Şimdi daha da zor durumdalar" dedi.

Süheyl Eğriboz ile sohbetimizin çerçevesi 'Kavgacılar'ın nasıl geçindiğiyle çizili kalmıştı.
Sonraki yıllarda yaptığı röportajlarda dile getirdiği çarpıcı ifadeler, 'Kavgacılar'ın Yeşilçam'da nasıl bir çalışma içinde olduklarını gözler önüne seriyor;
* Davulu biz çaldık, parsayı başkaları topladı. Dayağı biz yedik, parayı başkaları kazandı.
* Kadir İnanır'ı ata ilk kez ben bindirdim.
* Hiç sütçülük yapmadım. Komedi avantürü 'Sütçü' serisinde başrol oynadım diye bu isim takıldı bana. Sonra sinemada seks furyası başladı. Çocuklarım üniversitede okuyordu. Kabul etmedim. Seks furyasına girmedim. O sektöre girseydim köşe olmuştum ama iyi ki girmemişim. Çoluk çocuk ne derdi?

* Kendi kendimi yetiştirdim. Karate ve tekvando eğitimi almıştım. Trambolin Türkiye'de yoktu, kendime bir tane yaptım. Havada yumruk, tekme atma gibi türlü atraksiyonlar çalışırdım. Cüneyt Arkın'ı ben yetiştirdim ama beni fersah fersah geçti.

Süheyl Eğriboz ile Sırrı Elitaş'a 2008'de İpek Yolu Film Festivali'nde 'Emek Ödülü' verilmişti.

* Red Kit mecmuaları vardı, onları takip ederdik. O resimdeki hareketleri yapardık. Doğru dürüst ata binmeyi de Charles Bronson, Tony Curtis, Fikret Hakan ve Salih Güney'in başrol oynadığı 'Paralı Askerler' filminde öğrendim. Atlar İngiltere'den gelmişti. Hocamız John Wayne'nin hocası. Biz usta olarak gittik ama adam bize "Siz ata binmesini değil, atın üstünde durmasını bile bilmiyorsunuz" dedi. Bizi ata binme konusunda eğitti.

* Bir açık oturumda söylemiştim. Cüneyt de vardı. Dedim ki; "Cüneyt Bey yumruğu uzatır, camdan dışarı ben çıkarım. Ondan sonra "Helal olsun herife. Bir yumruk attı, adamı camdan dışarıya fırlattı" derler. Gel bir de camdan çıkana sor. Böyle söyleyince Cüneyt ile aramız bozuldu. Birkaç sene konuşmadık.

* Charles Bronson ile' Üç Yeşil Köpek' filminde oynuyorum. Tarabya Oteli'ndeki çekimler bitti, iş paydos oldu. Charles Bronson "Süheyl, arabayı getir de bir dolaşalım" dedi. "Arabam yok" demeye utandığım için "Arabayı tamire çektim" dedim. Dönüp bana "Senin bir tane mi araban var?" demesin mi?

* Bugün para, teknik var. Kameralar otomatik. Ama hiçbirini beğenmiyorum. Ara ara 'Kurtlar Vadisi'ne bakmışlığım vardır. 'Kurtlar Vadisi'nden teklif almıştım. İyi de para veriyorlardı ama kendime yediremedim. Çalışmadım. Adamlar kameranın karşısında durmasını bilmiyorlar. Bodyguard rolü teklif edilmişti, Polat ile kavgamız vardı. "Ben bu adamla kavga etmem. Benimle kavga edecek duruma gelmedi. İlerlesin ondan sonra" dedim.

* 9 - 10 kez kırık vakası yaşadım. Çıkıkların haddi hesabı yok. 'Aslan Bey' Yılmaz Güney, tahta kılıcı boynuma vurdu. Boynumdaki iz oradan kaldı. Burnumdaki kırık da Yılmaz Köksal'dan hatıra. Kafa atarken oldu.
* İlk zamanlar hanımla sokağa çıkamazdım. Sokakta insanlar, "Bak! Gene düşürmüş bir kadını götürüyor" derlerdi.

Bu haberin seslendirmesi Voiser tarafından yapılmıştır.