50 parlak mimarlık fikri
Mimarlık tarihinden 2016 edebiyat ajandasına ve melankolik bir müzikli şiir kitabına...
ABONE OLHayattaki en büyük tutkusu mimarlık olan İngiliz yönetmen Peter Greenaway’le 1990’ların sonunda bir röportaj yapmıştım. Sanırım “The Belly of an Architect” filmini gecikmeli bir şekilde seyrettiğim zamanlardı. Mimarinin niçin en üstün sanat dalı olduğunu şöyle anlatmıştı: “Sizi rahatsız eden bir müziğe katlanmak zorunda değilsiniz. Ya o müziğin işitildiği mekândan çıkıp gidersiniz ya da sesini kısarsınız. Bu söylediğim resim, tiyatro ya da sinema için de geçerli. Ama ya mimari! İçinde bulunmayı seçtiğiniz ya da seçmediğiniz her binada onun inşa ediliş biçiminin izlerini görür; etkilerini sadece ruhunuzda ve zihninizde değil, tüm vücudunuzda yaşarsınız. Sokaktayken de öyle. Bir binanın güzel, dengeli, dayanıklı, işlevsel ve uyumlu olduğunu düşünmeyebilirsiniz, yine de her şehrin, sokağın ve binanın sizde uyandırdığı his başkadır. Mutlu da eder, ıstırap da verebilir... Mimari, evinizdeyken bile yakanızı bırakmaz; kaçamazsınız!” Klasik mimarinin başkenti addedilen ve sanat tarihçilerinin “Tüm parçalarının ahengi öylesine kusursuz ki, bozmadan bir şey eklenemez, çıkarılamaz veya değiştirilemez” dediği Roma’dan henüz gelmişken, üstelik elimde “Gerçekten Bilmeniz Gereken 50 Mimarlık Fikri” adlı bir kitap varken, Greenaway’le röportajımızı hatırlamam normal. Mimarinin izlerini eski Yunan ve Roma uygarlıklarından başlayarak Gotik’ten Rönesans’a, Barok’tan Rokoko’ya, Art Nouveau’dan Bauhaus’a, gökdelenlerden high-tech akıllı binalara ve günümüze kadar takip eden bu kitaptan söz edeceğim size bugün... Domingo Yayınları etiketiyle çıkan “50 Mimarlık Fikri”, Mısır piramitlerinden Guggenheim Müzesi’ne mimarlık tarihindeki büyük fikirler, göz alıcı başarılar ve bunların ardındaki yaratıcı zihinlerle tanıştırıyor bizi. İlk bölümü, eski Yunan’dan 19’uncu yüzyıl sonlarındaki devrimsel gelişmelere mimarinin zengin geçmişini araştırıyor. İkinci bölümse, bir alışılmadık fikirler patlamasıyla gelişen modernizm ve sonrasına ayrılmış. Yazarı Philip Wilkinson’a göre bu fikirler patlamasının özünde, geçmişe sırt dönülmesi suretiyle üslubun azaltılması ve beton, cam, çelik gibi malzemelerin yükselişi var. Günümüzün eğilimleriniyse birkaç cümlede özetlemek biraz güç, zira mimarlar hararetle bundan sonra nereye gideceklerini araştırıyorlar. “Mimarlık geçmişte nadiren bu denli çeşitlilik ve potansiyel içermişti” diyor Wilkinson. Özetle, bir binanın ne zaman sadece bir bina, ne zaman sanat olduğunu kestirebilmek, çoğu zaman bakıp geçtiğimiz binaların ardında yatan birikim ve estetiğin farkına varıp iyi tanıdığımızı sandığımız sokaklara başka bir gözle bakmak ve mimari tercihlerimizin yüzyıllardır yaşam tercihlerimizle nasıl örtüştüğünü anlamak için harika bir rehber var elimizde. İşte o rehberden seçtiğim birkaç ayrıntı...