O hikâyesinden aldığı güçle işitme engelliler için çevirmenlik yapıyor. İki kızı var. Şimdiden ikisine de işaret dilini öğretmiş. Yaptığı iş onu manevi açıdan rahatlattığı için yüzü hep gülüyor, sempatikliğinin sırrı bu...
Annem babam işitme engelli. Ben bir “kodayım.” Koda, annesi babası işitme engelli olan çocuklara verilen isim. Kodalar bu işi çocukluklarından itibaren yapıyor zaten. Bizim anadilimiz işaret dili. Onun için daha farklı, daha güzel yerlere götürüyoruz bu işi.
Sıkıntılı anlarım oldu tabii. Sonuçta çocuksunuz. İlkokulda anneniz ve babanız okula gelmiyor, gelse bile öğretmeninizle konuşamıyor. Başlarda bunun sıkıntısını çektim ama ortaokulda “Bununla gurur duymalıyım, sonuçta onlar benim gibi bir çocuk yetiştiriyor” diye düşündüm.
Bir topluluğun yeni şeyler öğrenmesine yardımcı olmak inanılmaz... Devam etmemin en büyük nedenlerinden biri bu. Bir şekilde geleceğe de yatırım yapmış oluyorsunuz, ileride doğacak işitme engelli çocuklar için... Çünkü çok fazla sıkıntıları var aslında. Unutulmuş bir engel grubu, onlar için yapılan çok az şey var. Fakat onların eğlence alanları belli zaten, televizyon ve internet. Ellerindeki kaynaklar çok sınırlı. Televizyon bir yandan onlar için en önemlisi. Ekranlarda bizim gibi çevirmenlerin artması demek, onların çok daha farklı konularda bilgi sahibi olması demek. Eskiyle kıyasladığımda ben artık bir işitme engelli arkadaşımla oturup bazı konuları tartışabiliyorum. Onlardaki bu gelişmeyi ve kültür artışını görmek, yaptığım işin ne kadar güzel olduğunu bana tekrar tekrar hatırlatıyor...